İmralı sistemi neden yıkılmalıdır?

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Hiçbir pratikçi teorinin sahibi kadar o teoriyi başarıyla pratiğe geçiremez. Teorinin sahibi Öcalan’dır, aslına sadık olarak pratiğe geçirecek olan da Öcalan’dır, o halde Öcalan özgür olmalıdır.

VEYSİ SARISÖZEN

Teorisyen teori yapar, pratisyen teoriyi pratiğe tercüme eder. Bu iş bölümü, siyasi, ideolojik ve pedagojik mücadelenin amentüsüdür.

Tarihte istisna olarak teorisyen aynı zamanda pratisyen de olabilir. Devrim tarihinde mesela Karl Marks teorisyendi ama kısmi çabaları dışında pratisyen sayılmaz. Buna karşılık yakın tarihte Lenin hem teorisyendi hem de pratisyen. Günümüzün teorisyeni Abdullah Öcalan’dır ve aynı zamanda tıpkı Lenin gibi pratisyendir.

Kandil’deki hevaller neden “Önderlik özgür olmadan içinden geçtiğimiz süreç de başarılı olmaz” diyorlar? Çünkü Öcalan’ın yeri yalnız teori alanında değil, pratik alanda da doldurulamaz. Zindan teorik yoğunlaşmayı, bir çok engellere rağmen mümkün kılıyor olsa da bu teoriyi pratiğe tatbik etmekte olağanüstü bir engeldir. Apocu teorinin pratiğe geçirilmesi, sistemle devrimci mücadele demektir. Sistem Öcalan’ın teorik yaratıcılığını zindanda önleyememiştir ama teorisini pratiğe geçirmesini önlemiştir: Tecridin asıl amacı da zaten budur.

Şu sıralar bölgedeki tehlikeler nedeniyle devlet İmralı kapısını aralar aralamaz Öcalan, kendisinden başka hiç kimsenin teşebbüs bile edemeyeceği pratik adımları atmıştır.

Eğer Başkan Öcalan komployla esaret altına alınmamış olsaydı acaba neler olurdu diye düşündüm. Bir tek örnek vermekle yetineceğim.

ABD ve İngiltere’nin Suriye’de BAAS rejimini yıkıp Colani’yi devletin başına getirdiği gün, bana kalırsa Öcalan, YPG güçlerini Araplarla ittifak halinde, DAİŞ’ten kurtarılan Reqa gibi Arapların çoğunlukta olduğu topraklardan tereddüt etmeden geri çekme talimatını verirdi. Böyle bir talimatı da O’nun dışında kimse veremezdi. Kimseden böyle bir talimat vermesi de istenemezdi. Vermediler diye de vermeyenleri, Apocu teoriyi pratiğe geçirmekte başarısızlıkla suçlamak bence haksızlık olacaktır. Öcalansız pratik, bu olağanüstü karmaşık şartlarda kolay iş değildir.

O halde karmaşık duruma bir bakalım:

Bilindiği gibi Esad rejimi tümüyle değilse de onun şahsında bir Alevi-Arap iktidarıydı. Suriye nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Sünni-Araplar BAAS rejimine de Reqa’yı “başkent” ilan eden DAİŞ’e de karşıydı. O nedenle Rojava güçleriyle ittifaka yanaşmaları doğaldı. BAAS rejiminin kimsenin beklemediği bir anda yıkılması ve Şam’da Sünni Arapların egemen olmasıyla bu ittifakın politik temeli, özellikle muhafazakar Arap aşiretleri açısından ortadan kalkmıştı. ABD ve İngiltere’nin Colani’yi iktidara hazırlaması da, Suriye’de Sünni Arap çoğunluğuna dayalı “istikrarlı” ve İsrail’le anlaşmalı bir rejim kurma stratejisine dayanıyordu. Tıpkı Irak’ta ABD’ye bağımlı Şii Arap çoğunluğunu egemen kıldıkları gibi. Bu da ABD’nin Rojava’yla “taktik ittifakının” temelini büyük ölçüde anlamsız kılmıştı.

Bugünden geriye bakarak bu yazdıklarımı yazmak elbette kolaydır. O günlerde, mesela İsrail’in “söz” planındaki Kürt halkına “umut veren” çizgisi gibi faktörler her iki ittifakın kısa zamanda geçersiz hale geleceğini kavramakta sanırım ciddi zorluklara neden oldu. Tabanda İsrail yanlısı havayı ben bile sınırlı temaslarımda anlamıştım.

“Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur” diye bir söz var. Benim gibilerin yukarıdaki “analizi” bu darb-ı mesele benzer. Önemli olan, Şara rejiminin kurulduğu dakikada bu analizi yapmakı. Bu çok zor bir meseledir.

Bu zor meseleyi anında çözmek için “yol gösterici bir teorinin” sahibi olmak ve o teoriyi pratiğe geçirme yeteneğinde olmak gerekir. Teoriye ve yeteneğe sahip kişi Öcalan’dı. Ne yazık ki, o esnada teorisinin gereğini yerine getirme imkanına tecrit nedeniyle sahip değildi. Colani, 8 Aralık 2024’te Şam’a girdi, Öcalan ise ancak 27 Şubat 2025'te teorisini pratiğe geçirme imkanı buldu.

Eğer tecrit kapısı 8 Aralık 2024’te aralansaydı eminim ki Başkan Apo, sözünü ettiğim Arap çoğunluklu topraklardan çekilme talimatını verirdi. Arap halkını DAİŞ zulmünden ve BAAS rejiminin saldırılarından kurtaran YPG ve YPJ güçleri, saflarındaki Arap savaşçılarıyla birlikte ya da onları kendi topraklarında bırakarak çekildiği zaman, bunun sonucu “kurtarıcı Kürt halkıyla”, “kurtulan Arap halkı” arasında hiçbir gücün yıkamayacağı bir “demokratik uluslaşma” süreci başlayabilir, yaşanan çatışmalar yaşanmayabilir, Arap-Kürt ittifakı bugün de devam ediyor olabilirdi.

Psikolojik savaş merkezleri olumsuz kimi sonuçları, güya Kandil’den gelen “direnin” çağrısına bağlayan yoğun bir propaganda kampanyası yürüttüler. Oysa olumsuz sonuçlarda asıl rol, Öcalan’ın duruma müdahale etme imkanı bulamayışında, Arap topraklarını Araplara barış içinde bırakarak zamanında çekileme kararı alınamamasındadır. Şπexmeqsûd’a ve Eşrefiyê’ye saldırı, müzakere sürerken aniden başladı ve başlayan saldırıya direnmek kaçınılmaz oldu. Rojava güçleri direnerek çekilmek zorunda kaldı.

Bu yazıda dile getirdiğim tüm düşüncelerin aynıyla gerçekleştiğini iddia etmiyorum. Kişisel olarak olan bitenden, yani “araba devrildikten” sonra ne anladığımı yazmış bulunuyorum.

Yazımın amacı Rojava gerçekliğine bir de ifade ettiğim açıdan bakılmasını önermektir.  Yazımın ana tezi “Öcalan’a özgürlük” hedefinin bugün de belirleyici önem taşıdığıdır. Ya da şöyle diyeyim: Hiçbir pratikçi teorinin sahibi kadar o teoriyi başarıyla pratiğe geçiremez. Teorinin sahibi Öcalan’dır, teoriyi aslına sadık olarak pratiğe geçirecek olan da Öcalan’dır, o halde Öcalan özgür olmalıdır.

Rojava deneyinin ispat ettiği de işte budur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.