Demokratik ulus ve kadın devrimi
Veysi SARISÖZEN yazdı —
- “Demokratik ulus paradigmasına” saldıranlar, Kürt, Arap, Türk halklarına düşman, sömürücü, militarist ve oligarşik sistemin de savunucularıdır.
Demokratik ulus paradigmasına saldıran saldırana. “İşte gördük, demokratik ulus diyerek Rojava’da Araplara güvendiniz de ne oldu?” diyorlar. Şu oldu: 100 yıldır Ortadoğu’da Arap, Fars, Türk halklarını birbirine düşman haline getirmek için sınırları cetvelle çizilmiş devletleri oligarşik ailere verilmiş bir uydurma düzen kuranlar, Rojava’da harekete geçti ve Kürt-Arap kardeşliğine, yani demokratik ulusun inşa edilmesine karşı darbe indirdi. Şaralar, Erdoğanlar, Barracklar, Netanyahular ve Trumplar demokratik uluslaşmanın düşmanlarıdır ve demokratik ulus paradigmasına saldıranlar da bunların iflah olmaz iş birlikçileridir. Kürt halkını yalnızlaştırmaya çalışıyorlar.
Demokratik uluslaşma sürecinin “fiyasko” olduğunu savunanlar, fena halde yanılıyor. Kim bunlar? İster sahte milliyetçi Kürt olsunlar, isterse sahte solcu Türk olsunlar, bunların topu erkektir. Siz hiçbir Kürt ya da Türk kadınının “ben Türk kadınlarıyla ya da Kürt kadınlarıyla birleşmem, Kürt kadını Türk kadının, Türk kadını Kürt kadının düşmanıdır” dediğini duydunuz mu? Şimdi duymamanızın demokratik ulus paradigması açısından ne anlama geldiğini anlatayım.
Ulus nedir? Bir etnik toplumun, egemen sınıfların hakimiyetinde devlet biçiminde örgütlenmesidir. (Kürt ulusu istisnalar arasındadır, onun uluslaşması devlet biçiminde örgütlenmeyle değil, Özgürlük Hareketi'nin örgütleri biçiminde ve yoksul Apocuların öncülüğünde gerçekleşmiştir.)
O halde “egemen” olanlara ve devlet biçiminde “örgütlenenlere” bakalım. Ne görüyoruz? Demokratik ulus paradigmasına küfür edenleri, yani “erkekleri” görüyoruz. Egemenler de egemenlerin emrine girerek devlet biçiminde örgütlenenler de “erkektir.”
Kadınlar nerede? Devlet denilen sistemin içinde mi yoksa "evde" mi? Evde. Oy hakkı verilmesi, meslek edinmesi, araba kullanması, say sayabildiğin kadar, varolduğu söylenen bütün “haklar”, kadını “ulusun dışında” bir “nesne” olmaktan kurtarmadı. Vitrine çıkarılanları saymazsak kadınlar ne yürütmede, ne yargıda, ne yasamada ve ne de savaş ilanında söz hakkına sahip. Evde “koca” denilenin, işte patronun, sokakta katilin saldırısı altındadır. Demek ki ulusların asli parçası değiller. Neden? Çünkü bu durum, binlerce yıllık bir tarihin sonucudur. İlk komünal toplumun yıkılmasıyla başlayan “erkek egemenliği” üretim biçimi ne olursa olsun, hangi sınıfa bağlı olursa olsun, on bin yıldan bu yana, Başkan Apo’nun “kastik katil” dediği bir egemenlik biçimi olarak “kastlaşmıştır.” Kast kimi zaman kölecelik, kimi zaman feodalite, kimi zaman kapitalizm ve hatta tüm çabalarına karşılık sosyalizm sistemlerinde asırlar boyunca devam etmiştir. Sınıf değişmiş, erkek egemen kast sistemi değişmemiştir.
Komünal toplumdan bu yana insanlık tarihi, her üretim biçiminde “farklı” sınıflar, farklı politik güçler arasındaki mücadelelerin tarihi olsa da, köleler köle sahiplerine, serfler feodallere, işçiler burjuvaziye, demokratlar otokratlara, komünistler burjuva diktatörlüğüne karşı ayaklansalar da, bu mücadeleler tarihinde biricik değişmeyen mücadele, komünün yıkılmasıyla özgürlüğünü kaybeden kadınların erkek egemenliğine karşı mücadelesidir.
Kadın “komünardır.” Kendiliğinden, çocukluktan çıktığı günden başlayarak, evdeki erkek baskısına karşı duyduğu ilk tepkiden itibaren komüncü olan kadınların mücadelesi, “devlet biçiminde örgütlenmiş erkek ulusa” karşı mücadeledir. Bütün tarihteki farklı sınıf çelişkilerinin doğurduğu, her yeni üretim biçiminde farklılaşan mücadeleler dışında, tarih işte bu binlerce yıldır süren “komüncü kadınların erkek egemenliğine” karşı mücadele tarihidir. Komünal bilinç, “kendiliğinden bilinçtir”, içinden geçtiğimiz çağda, bu bilinç “kendisi için bilince” dönüşmekte, kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal sosyalizme, demokratik uluslaşma yoluyla dönüşmektedir.
Ben Başkan Apo’nun sınıf mücadelelerini reddetmediğini düşünüyorum. Paradigma, bu sınıf mücadelelerinin “erkeklerin mücadelesi” olmasını eleştirmektedir. “Komüncü kadınların mücadelesini” esas almasının sebebi ise bütün sınıflardan kadınların “erkek egemenliğine” karşı her aktif duruma geldiklerinde “devlet egemenliğine” karşı devrimci bir özne haline gelmiş olmasındandır. Kapitalist bir erkeğe evlilik bağı ile bağlı bir kadın, bilimsel olarak burjuva sınıfının bir parçasıdır. "Koca” dediği adamın, diyelim ki, Epstein’in adasındaki marifetlerini öğrendiği anda ya da şiddete uğradığı gün, sınıfından kaçar ve soluğu 8 Mart gösterilerinde alır. Bu ne demektir? Demokratik ulusun ilk ve temel adımı olarak, farklı milletlerden ve sınıflardan meydana gelen kadınların "demokratik uluslaşma” sürecinin öncüleri olması demektir.
Devletleri ve sermayeyi yöneten erkeklerin sınıflarından kopma ihtimali sıfıra yakınken (Ekim devriminde Amerikalı ‘kızıl kapitalist’ ya da fabrikatör Engels ya da Osman Kavala gibi istisnalar kaideyi bozmaz), kadınlar erkek egemen sistemle uzlaşmaz çelişkinin etkisi altında kültürel uyuşmazlıkları dışlarsak her milletten ve her sınıftan kadınların “demokratik ulus sürecinde” birleşmeleri hem mümkündür hem de bu “sınıf iş birliğine” değil, mücadele içinde bilinç değişimi yaşayarak, kapitalist erkek egemen sisteme karşı “kadın devrimine” götürür.
Erkek egemenliğine karşıtlığı, kategorik olarak erkeklerle demokratik ulus sürecinde birleşmeyi imkansız kılan “izolasyonizme” dönüştüren akımlardan farklı olarak, Jîneoloji akımının yandaşları, “içlerindeki erkeği öldürme sürecine giren” erkek yoldaşlarıyla kadın devrimini “bütünsel devrime” dönüştürmenin ve “demokratik bütünsel uluslaşma” sürecinin de öncüleridir.
“Demokratik ulus paradigmasına” saldıranlar, kadın devrimiyle egemenlikleri sarsılan “Kürt, Arap, Türk erkek egemenliğinin”, dolayısıyla bugün hüküm süren Kürt, Arap, Türk halklarına düşman sömürücü, militarist, oligarşik sistemin savunucularıdır.
Topu birden “erkek egemen karşı devrimcilerdir.” Evleri kadın zindanlarına çevirmek, nerede yaşıyorlarsa oradaki erkek egemen devletin gardiyanları olarak kadınlar üzerinde, artık denebilir ki, umutsuz iktidarcıklarını korumaya çalışmaktadırlar.
Oysa artık her ev, kadın devriminin bir siperi haline geliyor. Ya bu siperde kadınlarla eşit yoldaşlık kuracaksınız ya da evden kovulacaksınız.
