Hem Türko hem de demokrato, vallahi bravo!

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Erdoğan, kazara davetiyeye yanlışlıkla elini uzatırsa elinin yanacağını ve tıpkı Batılı devletler gibi “bu savaş NATO’nun savaşı değil, davetine icabet etmem” dediği gün sıranın Türkiye’ye geleceğini biliyor. 

Trump'ın müttefiklerinden İran savaşı için istediği destek, hatta verdiği ültimatom Türk devletine de postalandı mı? Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş’ın “İsrail, sıra Türkiye’de, diyor” diyerek yaptığı konuşmaya bakılırsa davetiyenin Erdoğan’ın posta kutusunda beklediğini, İsrail’in “ya davetiyeye icabet et ya da sıranı bekle” demiş olduğunu  söyleyebiliriz. Erdoğan, kazara davetiyeye yanlışlıkla elini uzatırsa elinin yanacağını ve tıpkı Batılı devletler gibi “bu savaş NATO’nun savaşı değil, davetine icabet etmem” dediği gün sıranın Türkiye’ye geleceğini biliyor. O nedenle şu sıralarda Saray’ının posta kutusundan uzak duruyor.

Batılı devletler, ABD’nin baskısına/ültimatomuna hep bir ağızdan direniyor da Türk devleti onlar gibi direnebilir mi?

Direnemez. Avrupa’nın “hasta adamı” Osmanlı, nasıl I. Dünya Savaşı'na katılması için Almanya’nın baskısına direnemediyse eğer ABD kara harekatına karar verirse AKP-MHP iktidarı tıpkı İttihat ve Terakki gibi kendini savaşta bulur. Mesela Kürecik’teki ve şimdi İncirlik’e de konuşlandırılmak üzere olan Patriot füzelerinin gövdesine, Erdoğan kendi eliyle tıpkı Alman zırhlısına Osmanlı bandırası çekildiği gibi, “Made in Türkiye Cumhuriyeti” damgası kazır. Patriotların düğmesine ise tıpkı Yavuz zırhlısının, kafasına Osmanlı fesi geçirmiş Alman Kaptanı tarafından Sivastopol’u bombalaması gibi, Amerikan çavuşu basar. Tarih tekerrür eder ve Türkiye, Osmanlı’nın kaderini paylaşmak üzere dünya savaşına bir kere daha girmiş olur.

'Duble yolları' kalmadı

İşte bu “mukadder” gibi ortaya çıkan ihtimal, Devlet Bahçeli’yi, Numan Kurtulmuş'u, hatta Erdoğan'ı ve belki Hakan Fidan’ı da şu sıralarda birer “barış yanlısı” haline getirdi; topunu da neredeyse Apocu 'Üçüncü Yol' ağzına kadar ulaştırdı. Libya’yı NATO ile birlikte bombalayanlar; Kafkaslar’da Ermenistan’a karşı Azerbaycan’la birlikte cihada kalkanlar; Somali’den Suriye’ye kadar ayak basmadıkları toprak bırakmayanlar; 50 yıldır süren bir savaşta trilyon dolarları bol keseden harcayanlar, şimdi hem ekonomik iflasın içinde hem de iktidarı kaybetmenin eşiğinde. 'Üçüncü Yol'dan başka gidecek tek bir “duble yolları” kalmadı.

Seçim çare mi?

Şimdi soru şudur: Bu durumda AKP-MHP’nin tekerleri patlamış, balataları sıyrılmış, dümeni kitlenmiş arabası 'Üçüncü Yol'a girebilir mi? Giremez. Olsa olsa bir Amerikan tankına halatla bağlanır ve Tahran’a doğru, gaza bile basmadan sürüklene sürüklene “bindik bir alemete gidiyoruz kıyamete” diyerek savaş yoluna koyulur. Elbette bu gidiş mukadderat değildir. Durdurulabilir. Nasıl?

Kulaklara hoş gelen en popüler çare bir “erken seçim” yapıp AKP-MHP iktidarına son verme çaresidir. O erken seçim yoluna yerel seçimlerin ertesi günü girmek üzere koyulunsaydı menzile ulaşılabilirdi. "Erken” bastıran savaş için artık seçim “gecikmiş” ve o nedenle derde deva olmayacak bir çare haline gelmiştir. Bu savaş ortamında en erken bir yıl sonra gerçekleşecek olan seçimi beklerken, kapıya dayanan savaş, “seçimsiz ve muhalefetsiz” bir rejimi de beraberinde getirebilir.

Hani aniden bir devrimci kriz patlasa, on milyonlar alanı doldursa, Erdoğan tası tarağı toplayıp, Saray’dan Üstüdar’daki evine çekilse, bu “çareye” şapka çıkarırdım ama ortada böyle bir çarenin emaresi yok.

Devlet arabasına yol

O halde devlet arabasının orasını burasını tamir edip 'Üçüncü Yol'a nasıl sokabiliriz? Türkiyeyi ve Kürdistan’ı savaş dışında nasıl tutabiliriz? Aklıma geleni bildiğiniz gibi yazdım: TBMM’deki tüm partilerin “Ortak Hükümeti”ni şu an için tek çare olarak önerdim. Önerinin muhatabı elbette DEM Parti değil. Onun önünde Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni, son bir gayretle iki-üç ay içinde, AKP’ye müzakere sürecinde sonuçlandırmak gibi bir acil hedef var. Olmadığı durumda Başkan Öcalan’ın “bu iş burada biter” deme ihtimali önümüzde duruyor.

CHP çağrı yapabilir

Önerimin muhatabı Cumhuriyet Halk Partisi’dir. AKP’nin kendisine karşı açtığı savaşa karşı yürüttüğü direniş kampanyasının hedefini, “savaş dışında kalmak ve demokratik bir seçim yapmak için TBMM’deki tüm partilerin, başında Erdoğan olacak olsa bile ortak hükümetini kurmaya hazırız” diyerek güncellemesinden söz ediyorum.

Böyle bir ortak hükümet çağrısı, hem seçimde ciddi bir varlık göstermesi düşük ihtimal olan diğer sistem içi muhalefet ve başkanlığını koruması çoktan tehlikeye girmiş Erdoğan için hem de “beka sorunu"yla yüz yüze olan devlet için optimal bir “uzlaşma” şansı olabilir.

Aynı zamanda Barış ve Demokratik Toplum amacına, DEM Parti’nin de içinde yer alacağı böyle bir hükümetin kurulmasıyla ulaşma imkanı genişleyeceğinden bu öneri Kürt halkının çıkarlarıyla örtüşür.

Savaş kapıdayken

Denecek ki; Erdoğan böyle bir ortak hükümete yanaşmaz. Yanaşmayacağını ben de biliyorum ama yanaştırmak da mı mümkün değildir, diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Şu hale bakın: Savaş kapıdayken “iç cephe” önem kazanır. Kürt Özgürlük Hareketi “iç cepheyi” savaşa son vererek kendi payına güçlendirdi. Türk partileri ise biri CHP’yi yok etmeye, öteki AKP’yi iktidardan devirmeye çalışıyor.

Bana Sadun Aren anlatmıştı. Yunan adalarından birine yüzerek çıkan kişiyi Yunan askeri yakalamış. Sığınmacı, Türk devletine muhalif olan Türkere Yunanistan devletinin sempati duyduğunu düşünerek “ben Türko, Türko demokrato” diye bağırmış. Asker şaşkın. Türk'ten demokrat olmaz diye düşünmüş olmalı ki, “Vay canına hem Türko hem de demokrato, vallahi bravo” demiş.

Ben de Türk partilerinin şu hallerine bakıyorum da, “bravo” demekten kendimi alamıyorum.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.