Ayasofya!

Cafer TAR yazdı —

13 Temmuz 2020 Pazartesi - 11:27

“Ayasofya’nın tapusu bize aittir, orası bizim mülkümüzdür. Türkiye Cumhuriyeti’nindir! Yunanistan, Rusya, ABD Dışişleri Bakanlığı buna karar veremez. Biz ister cami, ister kilise yaparız bunun sorumluluğu bize aittir. Biz karar veririz. Ülkemizi yönetenler ve mahkemelerimiz buna karar vermişse biz uyarız.”

Yukardaki sözler bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında bütün muhalefetin adayı olduğunu iddia ederek seçimlere katılmış Muarrem İnce’te ait.

“Erdoğan’ın kararları konusunda ilk defa yanıldım. Erdoğan Ayasofya’yı ibadete açmaz demiştim. Seçmen konsolidasyonu için o manivelayı elinde tutar demiştim. Burada yanılmışım. Hayırlı olsun, uğurlu olsun diyorum. Sayın Erdoğan’ı tebrik ediyorum.”

En son tırnak içinde yazdıklarım ise İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’den alıntı. Her iki ifade Türkiye’de gerçek durumun ne kadar vahim olduğunu göstermesi açısından ibret verici. Gazetemizin sayfalarında yıllardır sorunun sadece Erdoğan sorununa indirgenemeyeceğini yazarken kast ettiğimiz şey tam da bu olmaktadır.

Kimileri Erdoğan’ı islamcı olarak tanımlayarak işin kolayına kaçıyorlar; bu tanımlama üzerinden Türkiye ortalamasını ölçemiyoruz; halbuki Erdoğan gibi islamcı olmayanlar da Türkiye’nin bir türlü çözülemeyen; azınlıklar, farklı inançlar/mezhepler ve Kürt sorunu gibi temel meselelerinde Erdoğan’a benzer tepkiler veriyorlar.

Meral Akşener ve Muharrem İnce Türkiye’de sağ ve sol merkezi temsil eden; en azından temsil ettiğini iddia eden iki tanınmış toplumda karşılığı olan siyasetçidirler. İkisi de kararı sevinçle karşıladılar.

Kimileri bunu siyasal taktik nedenlerle izah etmek isteyecek; fakat kimi olaylar vardır ki, burada taktik işlemez. Burada artık siz bizzat olayın en rafine halini konuşursunuz. Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması da böyle bir duruma denk düşüyor.

Bu durumda ya güçlü bir itiraz ortaya koyarsınız; ya da yaşanan şey bütün zaman için sizi teslim alır. Daha baştan itibaren Ayasofya’nın yeniden cami olmasına itiraz etmeyenler sonrasında bu kararın sembolize ettiği şeyi tersine çeviremezler.

Hepimizin bir dünya görüşü var; fakat yaşadığımız olayları anlamlandırırken ilk yapmamız gereken şey yaşanan olayın ne olduğunu mümkün olan en objektif haliyle anlamaya çalışmak olmalıdır. İktidarın Ayasofya kararı içerdeki farklılıklara ve geride kalan demokrasi kırıntılarına karşı rejimin bir meydan okumasıdır.

Ayasofya daha I.Justinianus tarafından 532-537 yılları arasında inşaa edilirken sadece bir dinsel mabet olarak değil, bir güç sembolü olarak inşa edilmişti. Aynı şey Osmanlı dönemi boyunca da devam etti.

Şimdi Erdoğan Rejimi de binanın sembolize ettiği şeyden yararlanmak istiyor. Fakat bu süreç bundan sonra sadece bin beşyüz yıl önce kilise olarak inşaa edilmiş, sonra camiye dönüştürülmüş, sonra müze olmuş bir yapının yeniden cami olması olarak işlemez.

Bunun Türk-İslam sentezi çerçevesinde ‘içeriyi’ dizayn etmenin dışında bir de dış politikada bir karşılığı var. Bu saatten sonra Türkiye muhtemel bir Avrupa Birliği üyeliğini yalandan bile olsa herhangi bir platformda ifade edemez. Türkiye’nin NATO üyeliği bir süredir zaten tartışmalıydı; bundan sonra daha fazla tartışmalı hale gelir. Ayrıca Ortodoks Kilisesi’ni oluşturan Yunanistan, Rusya, Bulgaristan, Gürcistan, Ukrayna vb. çok sayıda ülke ve halkta da bir karşılığı olacaktır.

Türkiye’nin Batı ittifakı ile ilişkileri partnerlikten; kimi zaman iş yapılan, kimi zaman bölgesel çatışmalarda taşeron olarak kullanılan bir ülke konumuna geriler. Başta Ordu olmak üzere bütün kurumlarda “Avrasyacılar” güçlenir.

Rejim Türkiye’yi sonuna kadar Türk ve sünnileştirme konusunda bir karar aldı; Ayasofya’nın cami olarak ilan edilmesi Türkiye’de Alevi kurumlarının daha fazlası baskı altına alınması, hatta bir süre sonra yasaklanmasının işareti olarak anlaşılmalıdır.

Devlet bu kararı ile Kürt sorununda şiddeti ve baskıyı tek yöntem olarak tanıdığını ilan etmiş oldu. Biz de buna karşı bütün muhalif çevreleri içine alan kesintisiz, birleşik bir mücadele sürdürmeliyiz.

Birlik olursak faşizmi yenebiliriz!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.