Anti emperyalizm ve İran rejimi
Cafer TAR yazdı —
- İran‘da rejim kendisi için diretiyor fakat bu, İran‘ın geniş kesimlerinin lehine bir durum yaratmaz. Hiç gecikmeden halkların seçeneğini büyütmek ve örgütlemek gerekiyor.
Sol kamuoyunda çok ciddi bir kafa karışıklığı var. Bir tarafta ABD ve İsrail, diğer tarafta ise neredeyse 50 yıldır insanlara en olmadık acıları çektirmiş İran‘daki yerleşik bir rejim. Birçok insan adeta bir tür iyi arama madenciliği yapıyor; iki tarafın iyi ve kötü yanlarının çetelesini tutup kötüler arasından biraz daha iyiyi bulmaya çalışıyor. ABD ve İsrail'in sicili biliniyor fakat bu, madalyonun sadece bir yüzü. Diğer yanda ise insanları 50 metrelik vinçlerle idam eden, toplantı ve gösteri hakkını kullanan insanlara kurşun sıkan, on binlerce insanı sokak ortasında infaz eden bir rejim var.
Son 50 yılda bütün Ortadoğu‘da sadece dar anlamda insandan insana bir savaş yaşanmadı; ayrıca bölgede büyük bir ekonomik ve ekolojik yıkım yaşandı. İran-Irak savaşıyla başlayan ve bütün bölgeye yayılan savaş, Ortadoğu‘nun ekonomik, insani ve doğal kaynaklarına büyük zarar verdi. Uzun süreli işgallerden sonra Afganistan artık eski Afganistan değildir. Suriye ve Irak için de aynı şey söz konusudur. Bütün bu ülkeler, ağır bir yıkım yaşıyor; kaynaklarını, su kaynaklarının çeşitlendirilmesi, tarımsal üretimin etkin ve verimli hale getirilmesi, istihdam ve refah yaratan alanlara aktarmak yerine sürekli savunma sanayiine aktararak zaten var olan sorunları daha da büyütüyor.
Sahte anti emperyalalist yalanları
ABD ve İsrail'in saldırıları, sadece rejime değil, bütün İran coğrafyasına ve halklarına büyük zararlar verecek. Buradan rejimi savunmak asla çıkmaz; İran‘da demokratik bir rejim kurulmasını herkesten çok Kürtler ister fakat buna rağmen rejim gittikten sonra geriye yaşanabilir bir İran kalmalıdır. Burada temel ölçü, ne ABD-İsrail'in parametreleri ne de İran rejiminin sahte anti emperyalist yalanları olmalıdır. Eğer bir ölçümüz varsa o da İran halklarının ne istediği olmalıdır. Demokrasi ve özgürlükler için ölümü göze alarak sokaklara çıkan insanlar, nasıl bir İran istiyorlarsa biz de aynı İran‘ı istemeliyiz. İran rejiminin, savaştan güçlenerek çıkması, İran halkları için maalesef iyi bir şey olmayacaktır. Taraflardan biri kaybederse sadece diğeri kazanır fakat İran‘da Kürtler, kadınlar, sosyalistler, demokratlar kazançlı çıkmazlar.
İran'ın içinde iki İran var
Bir çoğumuz tarihi olayları çok çabuk unutuyoruz; İran rejimi, sosyalistler, komünistler, demokratlar da dahil birçok farklı çevrenin katılımıyla gerçekleşmiş bir halk devrimiyle iktidara geldi fakat daha sonra kendisini iktidara getiren çevrelere karşı korkunç bir saldırı dalgası başlattı; bu insanların bir çoğunu kıyımdan geçirdi. Tüm anlayışlar zamanla tasfiye edilerek, güç tekelleştirildi. Bu savaşın sonunda da İran‘daki rejim ayakta kalırsa iktidarlarını güvenceye alabilmek için toplumun geri kalanına karşı korkunç bir saldırı dalgası başlatacaktır. Bundan İran toplumunun çok geniş kesimleri etkilenecek ve İran‘da toplumsal muhalefet uzunca süre bir daha toparlanamayacaktır.
İran‘da vakıf temelli mülkiyet ve üretim ilişkileri; başta Devrim Muhafızları, Besic, din adamları ve şah döneminde yoksul olan bir kısım çevreyi de içine alarak kendine bağlı bir çevre oluşturdu. Bugün İran‘daki rejim yanlılığının temelini bu çevre oluşturuyor. İran‘ın içinde iki tane İran var; biri rejimin yarattığı olanaklardan semirmiş İran, diğeri ise korkunç yoksulluk içerisinde büyük acılar çekiyor. Aslında mücadele iki İran arasında geçiyorken; araya ABD-İsrail ile savaş girdi.
Her siyasal bir araya geliş, eğer kendi içerisinde sürekli demokratikleşemezse benzer bir akıbeti yaşar. Türkiye‘de AKP-MHP ikilisinin de benzer bir yoldan yürüdüğünü belirtmekte fayda var; onlar da ne olursa olsun iktidarı kaybetmek istemiyor. Türkiye‘de de tıpkı İran‘da olduğu gibi iki Türkiye var; biri cezaevlerinde bastırılıyor, diğeri saraylarda saltanat sürdürüyor. Eğer Türkiye demokratikleşemezse aradaki makas açılmaya devam edecek.
Özgürlük ve demokrasi seçeneği
Burada sadece İran için değil, bütün bölge için tek seçenek olarak 'Üçüncü Yol' ortaya çıkıyor. 'Üçüncü Yol', hem emperyalist saldırganlığa hem de İran'daki rejime ve bütün bölge gericiliğine karşı halkların özgürlük ve demokrasi seçeneğini açığa çıkarmak, bölgede hakim kılmaktır. Ortadoğu‘da bir bölge enternasyonalizmine ihtiyaç vardır; Rojava‘da tasfiye edilmeye çalışılan şey tam da budur. Bu dünyanın muktedirleri, böyle bir örneğin ortaya çıkmasından büyük bir rahatsızlık duydu. Suriye‘de El-Şara bu nedenle iktidarlaştırıldı ve yine aynı nedenle QSD etkisiz hale getirilmeye çalışıldı.
İran‘da rejim kendisi için diretiyor fakat bu, İran‘ın geniş kesimlerinin lehine bir durum yaratmaz. İsrail-ABD ile savaş, bölgenin yararına sonuçlanmaz. Neden böyle olduğunu Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Afganistan gibi ülkelere bakarak anlayabiliriz. Bu iki devletin saldırması, bölgesel gericilikleri bir süre için zayıflatıyor; tam da bu nedenle hiç gecikmeden halkların seçeneğini büyütmek ve örgütlemek gerekiyor.
Umarım bölgenin bütün halkları ve inançları, bu hayırsızlıktan büyük bir hayır çıkarırlar; yoksa hep birlikte bu günleri arar hale geliriz. İşte bu nedenle Türkiye‘de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından olgunlaştırılan süreç akamete uğramamalıdır. Hem İran hem de bütün bölgenin gerçekten huzura ve demokrasiye kavuşmasının yolu oradan geçiyor.
