Bahçeli neden ısrar ediyor?

Cafer TAR yazdı —

  • Devlet Bahçeli ve temsil ettiği çekirdek devlet, inkar ve baskının Kürtleri Türkiye'nin dışında yeni arayışlara itebileceğini biliyor. Türk devleti, gerçek bir tercihle karşı karşıyadır.

CAFER TAR

Yüzyılı aşan, kimi zaman katliamlara kadar varan saldırılarla devam eden, son 50 yıldır da her iki tarafın elinde bulunan bütün araçlarla birbirine zarar verdiği inkar ve karşı koyma süreci, Devlet Bahçeli'nin çıkışları sonrası yeni bir boyut kazandı.

Hatırlarsanız henüz 1990'lı yılların başında 12 Eylül sonrası CHP kapatılmış ve birçok eski CHP’li siyasetçi siyasal yasaklı hale gelmişti. CHP ile yoluna devam edemeyen CHP kökenli siyasetçiler de SHP adıyla yeni bir sosyal demokrat parti kurmuştu. Bu parti ile ilişkiler üzerinden Kürtler ilk kez Meclis'te temsil edilmişti. Sonrasında ise hepimizin de bildiği gibi bütün bastırma çabalarına rağmen Kürtler, legal alanda her geçen gün daha etkili ve kalıcı hale geldi. 

Hatip Dicle, Ahmet Türk, Zübeyir Aydar, Sırrı Sakık gibi birçok insan hala Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesinin önemli birer katılımcısı olarak rollerini oynamaya devam ediyorlar. SHP süreci gerçekten çok önemliydi; 12 Eylül'ün hemen sonrasıydı, sadece Kürtler değil, Türkiye toplumunun tamamı 12 Eylül faşizminin zulmünü yaşamıştı. Ülkede aşağıdan yukarıya güçlü bir demokratikleşme ihtiyacı ve inancı vardı. Bir taraftan yoğun çatışmalar yaşanırken, diğer yandan da insanlar demokratik temelde bir çözümün mümkün olduğuna inanıyordu. 

SHP'nin 1989-1990 döneminde “Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporu bugün çok az insan tarafından biliniyor. O rapor, aslında bir kopuştu; aradan yıllar geçmesine rağmen söz konusu rapor hala ciddi referans olarak önemini koruyor. Daha sonra iktidara gelen her siyasi parti bir biçimde Kürtlerden rıza/oy alabilmek için kendisini Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir öneri sunmak zorunda hissetti. Süleyman Demirel, “Fırat'ın kenarında bir kuzu kayıp olsa sorumlusu devletimizdir, Kürt sorunu hepimizin sorunudur!”; Mesut Yılmaz “Avrupa Birliği’ne giden yol Diyarbakır'dan geçer!” demek zorunda kaldılar. 

Devletsiz ama iradesiz değil

Kürtler, Türkiye'de ve Ortadoğu'da devletsiz bir halktır, bu doğru fakat Kürtler uzunca bir süredir iradesiz bir halk değildir. Aksine muazzam bir önderlik ve örgütlülük gerçeklikleri var. Yaşanan onca fırtınaya rağmen bu gerçek hiç değişmeden yoluna devam ediyor. Ortadoğu'da, hatta bütün dünyada insanları silah ve hapis zoruyla bir arada tutan devletler var fakat bunların neredeyse tamamı gelecekte birbirinin sevincini ve hüznünü, acısını, kederini paylaşma kaygısı taşıyan insanlardan oluşuyor; aksine birbirine öfke duyan insanlar zorla bir arada tutuluyorlar. Kürt Halk Önderi’nin demokratik entegrasyon diye ifade ettiği şeyin temel dayanağı, bu gerçekliktir. Son dönemde yaşananlar hepimize bir kez daha gösterdi ki; Kürtler dünyanın neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, birbirinin acısına ve sevincine duyarlı, örgütlü, değerleri olan bir halktır. Bu hakikat hem Kürtlerin birbiri ile ilişkilerini hem de geri kalan dünyanın Kürtlerle ilişkisini belirliyor. 

50 yılın en önemli kazancı

Halbuki 100 yıl boyunca Kürtler başka ülkelerde, bambaşka kültürel ve ekonomik etkilere açık, birbirinden uzak hayatlar sürdürdü. Buna rağmen aralarındaki bağ zayıflamamış hatta daha da güçlenmiş. İran'daki bir Kürt'ün Rojava'da yaşanan saldırılara duyarlı olması ve Rojava halkının özgürlüğü için oraya gidip savaşması yeni Kürt gerçekliğinin en somut göstergesidir. 

“20. yüzyılda Kürtlerin en büyük dramı nedir derseniz“ bunun bir tek cevabı var: Parçalılık! Bu öyle sadece coğrafyada, devletlerin çizdiği sınırlardan oluşan bir parçalılık da değil; daha da kötü. Kürtler aile aile, köy köy parçalı hale getirilmişti. Alevi, Sünni, Êzîdî Kürt aynı coğrafyada yaşıyor olmasına rağmen birbirlerine karşı derin kuşkular yaşıyorlardı. İşte son 50 yılın en önemli kazancı bu parçalılığın zorla değil; gönüllü olarak ortadan kaldırılması oldu. Kimse artık diğerinin inancıyla ilgili değil, hangi parçadan olduğuyla ilgilenmiyor. Herkesi ilgilendiren tek bir şey var; o da hep birlikte özgür olacakları geleceği emekle, sabırla, inançla inşa etmek. 

MHP ve Bahçeli bunu gördü

İşte bu, sadece Türkiye'de değil, bütün Ortadoğu'da muazzam bir Kürt potansiyeli ortaya çıkardı. Bu potansiyelin hem Türkiye'yi hem de bütün Ortadoğu'yu değiştirebilecek bir enerji ortaya çıkarması kaçınılmazdır. Rojava'da yaşananlar ve dünyanın her yerinde Kürtler ve dostlarının buna karşı ortaya koydukları tepki, bu enerjinin ne kadar güçlü olabileceğini göstermiştir. Bu etkiyi muhakkak konunun muhatabı bütün çevreler gördü fakat en başta da kendini Türk devletinin gerçek sahibi olarak gören MHP ve Devlet Bahçeli gördü. Eskiden neye denk düştüğünü çok kestiremediğimiz bir söz vardı; “Kürt sorunu ancak MHP ile çözülür, barış düşmanla yapılır“ diye. Geldiğimiz noktada bunun en somut halini yaşıyoruz. 

Bu zamana kadar Kürtlere, onun önderliğine, partisine en büyük düşmanlığı yapanlar, eğer tutumlarını değiştirmezlerse bunun kendilerine de büyük kaybettireceğinin farkına vardı. Devlet Bahçeli yıllardır hem devlet hem de MHP içerisinde etkili olan bir isim olarak Kürtlerle çatışmaları tırmandırmanın aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini görüyor. 

Kürt Halk Önderi, Türkler ve Kürtlerin kesişme noktasıdır; bu şimdi, hemen olursa bir karşılığı olur. Eğer süreç zamana yayılırsa Kürtlüğün ağırlık merkezi bir süre sonra Türkiye'nin dışına çıkabilir; günümüzde bu eğilim var zaten. Türkiye Kürtleri daha fazla iterse bunun bir siyasal bedeli olur; Türkiye Kürt sorununda, dolayısıyla Ortadoğu'da inisiyatifi tamamen kaybeder.

Devlet bir tercihle karşı karşıya

Geçmişte SHP, Kürt raporunu biraz da yeniden Kürtlerden oy alabilmek için hazırlamıştı, Mesut Yılmaz ve Süleyman Demirel de Kürtlerden oy alabilmek için onların kulağına hoş gelecek şeyler söylediler. AKP bunu bir tür ticari faaliyete indirgedi; Kürtlerden oy alabilmek için olmadık şeyler yaptı. Bunların hiçbirisi devletin kendisini etkilemedi. Parti siyasetinin dışındaki devlet, yine bildiğini yapmaya devam etti. Devlet Bahçeli ise yaptıkları ve söyledikleri ile kimseden oy alamayacağını biliyor; aksine süreçte ısrar kendisine oy kaybettiriyor. Buna rağmen tutumunda değişiklik yok; bunun nedeni Devlet Bahçeli'nin hidayete ermesi, bir anda Kürt dostu, demokrat biri olması değil. Devlet Bahçeli ve temsil ettiği çekirdek devlet, inkar ve baskının Kürtleri Türkiye'nin dışında yeni arayışlara itebileceğini biliyor; işte bu, Kürtler ve Türkler arasındaki gerçek kopuştur. 

Türk devleti, gerçek bir tercihle karşı karşıyadır; ya gerçekten Kürtler ve Türklerin tarihi bir kırılma ile yeni döneme girecek ya da tamir olup yoluna devam edecek.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.