İran rejiminin alternatifi
Cafer TAR yazdı —
- Rejim, dönüşemediği için hem içeride hem de dışarıda büyük bir itirazla karşı karşıya kaldı; aynı şey kendini dönüştüremeyen bütün toplumlar ve devletler için de geçerlidir.
CAFER TAR
Şubat ayı Kürtlerin yakın dönem tarihinin en önemli kırılmalarından biri olmuştu; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan o dönem dünyanın bütün muktedirlerinin katıldığı bir komployla önce Suriye'den çıkarılmış, uzunca bir süre Avrupa ve Rusya'da oyalandıktan sonra Kenya'da Türkiye'ye teslim edilmişti.
Yunan halkı, hala dönemin hükumetinin yaptıklarının utancını taşıyor. Kürtlerin o dönem Kürt Halk Önderi şahsında yaşadıkları, hem büyük bir travmaya neden olmuş hem de Kürtler ve Kürt Halk Önderi yaşananlardan büyük dersler çıkarmışlardır. Eğer sürece soğukkanlı yaklaşılıp büyük dersler çıkarılmasaydı gelinen aşamada Kürtlük sadece fiziken ve örgütsel olarak değil, aynı zamanda moral olarak da çok büyük darbeler almış olurdu. Kürt Halk Önderi’nin ortaya koyduğu büyük fiziki ve düşünsel direniş, örgütünün ve Kürt halkının ona inanması, her şeyi tersine çevirdi. 15 Şubat 1999'dan sonra ve Ortadoğu ve bütün dünyada güç ilişkilerini derinden sarsan gelişmeler yaşandı. Irak'ta Saddam rejimi tasfiye oldu, Kürtler kendi kendilerini yönetme olanağına kavuştu. Suriye'de Esad iktidarı sona erdi, Kürtler bütün dünyanın tanıdığı ve saygı duyduğu bir halka dönüştü, eskiden Suriye’de kimliği bile olmayan Kürtler, bugün Suriye devletinin resmi bir bileşenidir.
Uzunca bir süredir ABD-İran gerilimi, ABD ve İsrail’in başlattığı saldırılar sonucu açıktan bir savaşa dönüştü. Saldırının ilk günü 30 yılı aşkındır İran’ı yöneten Ali Hamaney’in öldürülmesi, İran’da muazzam bir güvenlik açığının yaşandığını gösteriyor. Günümüzde güvenliğin sadece silah, asker/polisle değil, aynı zamanda demokrasi ve gelişmiş bir toplumsallıkla sağlandığını bir kez daha görmüş olduk. İran’da devam eden Kürt ve demokrasi düşmanlığı, rejimin en önemli güvenlik açığına dönüşmüştür.
İran halkına ödettiği bedel
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun verilerine göre; İran'ın elinde yaklaşık 440,9 kg ve yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor. Bu miktar uranyumla yaklaşık 10 adet nükleer silah üretilebileceği düşünülüyor. Bunu İran’ın elindeki füze teknolojisi ile birlikte düşünürseniz durumun ciddiyetini daha fazla anlamış olursunuz. Peki bunun İran halkına ödettiği bedel nedir? İran’da rejim ayakta kalabilmek için her gün onlarca insanı sokaklarda infaz etmeye devam ediyor, sayısız Kürt aktivist bir tür gösteriye dönüştürülmüş, sokaklarda kurulan idam sehpalarında vahşice infaz edildi. İran enerji denizinin üzerinde kışın insanların soğuktan titrediği, yoksulluğun kol gezdiği bir ülke haline geldi. Yolsuzluk diz boyu, insanlar neredeyse karın tokluğuna çalışıyorlar.
Rejim sonrası alternatif model
İran’da rejim içeride artık işlemiyor fakat herkes için bir yüke dönüşmüş rejimin alternatifi nedir? Asıl soru bu olmaktadır. Kimileri yeniden Pehlevi ailesini öne çıkarıyor, Sünni bölgelerde yaşayan radikal İslami çevreler, bir tür Taliban rejimi istiyorlar. İran’da nüfusun önemli bir kısmı mevcut rejimi istemiyor fakat yerine ne konulacağı konusunda ise çok az insan hemfikir. İşte tarihin tam da burasında bölgede her şey gelip Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat komplosu ile başlayan esareti sonrası geliştirdiği demokratik konfederalizm konusunda düğümleniyor. Bölgede binlerce yıldır, herkesi içine alan Osmanlı benzeri büyük imparatorluklardan ceberut diktatörlüklere, Şii ve Sünni şeriatına kadar her şey denendi. Hiçbiri bölge halklarının sorunlarını çözemedi; bölgeye huzur getiremedi. Güçlü merkezi devlet modellerinin tamamı Ortadoğu’da çöktü; Suriye’ye toplumuna umut veren Şara’nın iktidara gelmesi değil, hala QSD’nin varlığını sürdürmesidir. Bugün muhalefet olan; Dürziler, Aleviler, Ermeniler, demokrat Sünni Araplar, QSD’nin varlığından, ideolojik ve ahlaki duruşundan güç almaktadırlar. Aynı şey İran için de geçerlidir. Ortadoğu’da merkezi devleti esas alan ve toplumu küçümseyen bütün yaklaşımlar denenmiştir. Bunların hiçbirinin artık toplumsal karşılığı yoktur.
Güçlü toplumsallığın önemi
Ortadoğu’da bütün insanlık için ön açıcı olacak yeni bir dönemin başlangıcı yaşanıyor. Yirminci yüzyıl boyunca sorun sadece devleti ele geçirmeye indirgenmişti; bunun sonuçları hepimiz açısından büyük bir travmaya dönüştü. Sözde ele geçirilen devletler yozlaşarak, anlam yitirerek yerle bir oldu. Halbuki hepimizin ihtiyacı olan şey güçlü devlet değil, güçlü toplumsallığımızdır. Şimdi özelde Kürdistan, genelde bütün Ortadoğu’da hepimizin en çok gereksinim duyduğu şey “aşağıdan yukarıya örgütlü, güçlü, ahlaki olarak donanımlı, başkasına karşı da kendini sorumlu hisseden bir toplumsallıktır.”
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bireysel olarak maruz kaldığı bütün zorluklara, on yılları bulan ağır tecrit koşullarında olmasına rağmen “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” yaparak yeni bir dönemi başlatmış oldu. Bu çağrı, sadece Kürtlere ve PKK’ye yapılmış bir çağrı değildi. Aksine bütün bölge halklarına ve devletlerine yapılmış bir çağrıydı. Neden bu çağrının sadece Kürtlere olmadığını İran’da yaşananlara bakınca daha net görüyoruz. Rejim, dönüşemediği için hem içeride hem de dışarıda büyük bir itirazla karşı karşıya; aynı şey kendini dönüştüremeyen bütün toplumlar ve devletler için geçerlidir. Kürt Halk Önderi’nin varlığı, bu yönüyle sadece Kürtler için değil, Türk halkı ve devleti için de bir şanstır. Türkiye, olup bitenlerden ders çıkarıp tarihin önüne koyduğu görevleri yerine getirmelidir.
