Komisyon raporu ve demokratik entegrasyon
Cafer TAR yazdı —
- Devletin çıkaracağı bir çatışmada konunun muhatabı sadece Kürtler olmaz ve olası bir gerilim hızla bölgesel bir karakter kazanır. Kürtler tercihini ortaya koydu, sıra Türk devleti ve halkında.
CAFER TAR
Meclis Komisyonu uzun bir çalışmanın ardından çok tartışmalı bir rapor hazırladı. Aslına bakarsanız hem Komisyon'un çalışma dönemi boyunca hem de rapor yazım sürecinde iki ayrı dünyalarda yaşadığımız bir kez daha net olarak görüldü. Yine bir kez daha anladık ki; eğer birlikte yaşayacaksak Kürt Halk Önderi’nin her defasında altını çizdiği gibi ilk başlayacağımız yer demokratik entegrasyon olmalıdır.
Raporun içeriğine ve yayınlandıktan sonra ortaya çıkan tepkilere bakınca “Neredeyse son elli yıldır aynı siyasal coğrafyada bambaşka duygularla yaşamışız” diyebiliyoruz. Türkiye siyasal coğrafyasında yaşayan halklar duyguda ve ortak yaşam iradesinde birden çok kez bölünmüşler. Zorluk burada başlıyor. Zaten bu koşullarda herkesi kapsayan, işleyen bir demokrasi inşa etmek çok zordur. Bir siyasal coğrafyada işleyen bir demokrasi inşa etmenin en temel koşulu, her ne olursa olsun güçlü bir arada durma iradesinin toplumun en geniş kesimlerinde var olmasıdır. Eğer bu yoksa en gelişmiş anayasayı, yasaları da yapsanız sonuç alamazsınız.
Öyleyse ilk başlanacak yer, demokratik entegrasyon, yani insanların birbirini olduğu gibi kabul ettiği ve birbirinin haklarına saygılı olduğu, hatta diğerinin hakları ve mutluluğu için aktif olduğu bir toplumsallığı yeniden inşa etmek olmalıdır. Kürt Halk Önderi’nin süreç olarak tarif ettiği şey, tam da budur. Bu konuda hızla tedbir alınmazsa Türkiye’de sadece Türkler ile Kürtlerin değil, bütün farklılıkların bir arada yaşaması neredeyse imkansız hale gelecek.
Uzunca bir süredir Türkiye‘nin batısı, Kürtlerin yaşadığı acıya bırakın kayıtsız kalmayı, katmerleşerek çoğalmasını istiyor. Toplumun hiç azımsanmayacak bir kısmı, Kürtlerin yaşadığı acılardan mutlu oluyor. Rojava‘da yaşananlar ve Türkiye kamuoyunun buna verdiği tepkiler ibret vericidir. Bütün bunlar Kürtleri derinden etkileyip ortak yaşam iradesinde kırılmalara neden oluyor. 100 yıllık inkar ve isyan döngüsü, geldiğimiz noktada ya pozitif entegrasyonla tersine çevrilecek ya da Türk ve Kürt halkı arasındaki ilişkiler her geçen gün daha fazla kötüleşmeye devam edecektir.
DEM Parti İmralı Heyeti'nin, Kürt Halk Önderi ile yaptığı görüşmede altını çizdiği, eminim bir çoğumuzun dikkatini çekmiştir. Kendisi bütün bu yaşananları konuşulmuş bitmiş bir süreç olarak tanımlamıyor; aksine bundan sonra kıran kırana karşı karşıya gelmelerin yaşanacağı bir mücadele olarak tanımlıyor. Kürt Halk Önderi, gelinen aşamayı “Barış ve Demokratik Toplum Süreci, kendini sürekli yeniden değerlendiren, strateji ve taktiğini belirleyen bir süreçtir. Ben, bu toplantımızı entegrasyona bir giriş toplantısı olarak değerlendiriyorum” diyerek tanımlıyor. Kürt Halk Önderi’nin daha en başından itibaren de ifade ettiği gibi burada bitmiş ve iradesini başkasına teslim eden bir süreç asla yoktur; aksine her defasında kendini yetkinleştirmeye ve çözüm gücü olmaya odaklı bir irade vardır.
Kürt Halk Önderi, Devlet Bahçeli’yi kendisine çağrı yapmak zorunda bırakan hakikati herkesten daha fazla biliyor. Asıl önemli olan işlerin uzun mücadeleler ve emekle bu noktaya getirilmesidir. Birçok zorlukları, riskleri olmasına rağmen içinden geçtiğimiz bu kritik süreçte Kürtler önemli kazanımlar elde edebilir. Kürtlerin kazanması bölge demokrasisinin kazanması demektir.
Devlet, elbette “Terörsüz Türkiye” adı altında Kürt Hareketi'ni tasfiye etmek, Kürtleri Ortadoğu’da kendine engel olmaktan çıkarmak ve küresel güçlerle problemsiz ilişkiler kurarak bölgede alt/emperyal bir güce dönüşmek istiyor. Biz ise Kürtlüğün demokratik muhtevasını kuvvetlendirmek, bölgede halklar arasında refahı ve demokrasiyi esas alan güçlü bağlar inşa etmek istiyoruz. Bu bir mücadeledir; onlar durdukları yerden kendi çıkarlarını en üst noktaya taşımak isteyecek; biz ise kendi durduğumuz yerden Kürt halkının hak ve özgürlüklerini ve bölge demokrasisini en üst noktaya taşımaya çalışacağız. Muhakkak içinde sayısız riskler barındıran bir sürecin içinden geçiyoruz, her zamankinden daha fazla dikkat gerektiren bir dönemin içinde olduğumuz kesindir. Bu noktada Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin en büyük şansı ve güvencesi Kürt Halk Önderi’dir.
Komisyon raporu ile devlet yüz yıldır sürdürdüğü Kürtleri inkar etme ve Kürtleri baskı ve şiddetle yok etmeye çalışma siyasetinin bundan sonra devam ettirilemeyeceğini kabul etti. Gelinen aşamada Kürtleri onlarca yıldır devam ettiği şiddetle bastırma siyasetinin kendisi için de bir tür felakete dönüşeceğinin farkına vardı. Tabii ki hala devlet içerisinde bir çevre yeniden her şeye rağmen şiddete yönelebilir fakat bundan sonra artık olası bir çatışma durumunda konunun muhatabı sadece Kürtler olmaz ve olası bir gerilim hızla bölgesel bir karakter kazanır. Kürtler tercihini net olarak demokratik entegrasyondan yana ortaya koydu, sıra Türk devletinde ve Türkiye halkının çoğunluğundadır.
