Yeni güç ilişkileri dikkate alınmalı

Cafer TAR yazdı —

  • Güç ilişkilerini bilmeden bölgesel denklemde doğru yerde durulamaz ve dönemin ruhuna uygun bir pozisyon alınamaz.

Ortadoğu'da yaşayan Kürtler de dahil bütün halklar, kendi pozisyonlarını doğru belirleyebilmek için bu dünyada ne olduğunu iyi okumak zorunda. Günümüz dünyasında hiçbir devlet dar anlamda sadece başka bir devlete karşı mücadele etmiyor veya nihai bir müttefiklik ilişkisi içinde değil. Bu durumun günümüzde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ilişkilerine benzer sayısız örnekleri var. 

Bu iki devlet, bir taraftan İran'a karşı yoğun bir biçimde birlikte çalışırken, diğer yandan da Sudan ve Yemen gibi birçok ülkede birbirleri ile çatışma halindeler. Bölgesel denklemde BAE daha çok İsrail ile birlikte; Suudi Arabistan ise özellikle Suriye, Irak, Filistin gibi bölgenin potansiyel olarak geleceğini belirleyecek önemdeki konularda Türkiye ile birlikte davranıyor. Şara liderliğindeki Suriye ise tutumunu net olarak Suudi Arabistan ve Türkiye'nin yanında tanımlamış gözüküyor. Birçok uluslararası çevre, Şara‘nın ilk yurt dışı gezisini Suudi Arabistan‘a yapmasına; Suriye’nin yeniden inşası noktasında en temel partnerin Suudi Arabistan olduğunu her defasında tekrar etmesine dikkat çekiyor. 

BAE ise Dubai merkezli bir ekonomi ile güçlü ekonomik çeşitlilik yakaladı. Ticaret, gayri menkul ve finans sektörlerinde Dubai ekonomisi istikrarlı bir biçimde büyümeye devam ediyor. Özellikle İbrahim Anlaşmaları sonrasında İsrail ve BAE arasındaki ticaret hacmi; sağlık, enerji, teknoloji transferi gibi stratejik alanlarda her geçen gün daha fazla büyüyor. Yemen, Sudan, Filistin, İran gibi konularda BAE ve İsrail birbirlerine yakın bir noktada duruyorlar. Buna Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan’ı da eklerseniz fotoğraf biraz daha fazla görünür hale gelir. Bütün bunlar Suudi Arabistan ve BAE arasındaki ilişkilerde mutlak bir kopuş anlamına gelmez  fakat artık uzun yıllardır aralarında var olan stratejik ortaklık bitti.

Uzunca bir süre Mısır, Arap siyasetinin merkez ülkesi olarak öne çıkıyordu. Mısır, bir süredir bu rolünü kaybetti ve bir tür çevre ülkeye dönüştü. Mısır, Suudi Arabistan için stratejik öneme sahip Yemen ve Sudan gibi konularda birlikte davranıyor fakat BAE ile ilişkilerini de özellikle devam ettirmeye çalışıyor.

Pakistan, bölgedeki güç mücadelesinde bir süredir nükleer sahipliğiyle öne çıkıyor. Pakistan ve Suudi Arabistan arasında yapılan Stratejik Savunma Anlaşması, Ortadoğu’da güç dengelerini bütünüyle sarstı. Söz konusu anlaşmaya göre, bu iki ülkeden herhangi birine yapılan saldırı diğerine de yapılmış sayılacaktır. Özellikle Pakistan ve Çin arasında askeri alanda gelişen ilişkiler dolaylı olarak Çin-Suudi Arabistan ilişkilerini de derinden etkiliyor. Çin ve Pakistan arasındaki askeri ilişkiler o kadar kapsamlı hale geldi ki; Pakistan ordusu, neredeyse tamamen Çin teknolojisi kullanır durumda. Özellikle iki ülkenin katılımı ile üretilen JF-17 Thunder savaş uçakları bölgesel denklemi etkileme potansiyeline sahiptir. 

Bir NATO üyesi olmanın bütün konforundan yararlanan Türkiye, Pakistan-Suudi Arabistan ikilisine de dahil olmak istiyor fakat bu istek her defasında Suudi Arabistan tarafından reddediliyor. Suudi Arabistan, Türkiye’yi yeterince güvenilir bulmuyor. Aslında buradan bakılınca İran’ın nükleer bir güç olmasından en çok çekinen ülkelerden biri olan Suudi Arabistan, Pakistan ile geliştirdiği stratejik savunma anlaşmaları ile olası bir İran nükleer saldırısına karşı caydırıcılık sağlamaya çalışıyor. Buna karşılık BAE ise söz konusu caydırıcılığı İsrail ile ilişkiler üzerinden sağlamak istiyor.

Son yıllarda özellikle İsrail ve Hindistan arasında her geçen gün çeşitlenerek gelişen ilişkiler dikkat çekiyor. Bir süredir her iki ülke özellikle teknoloji ve askeri alanlarda iş birliğini artıran ortak çabalara hız verdiler. Özellikle Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve İsrail Başbakanı Netanyahu döneminde hızlanan ilişkiler, günümüzde stratejik ortaklık temelinde yeniden tanımlandı. Dolaysıyla İsrail-Hindistan İlişkilerine BAE, Kıbrıs ve Yunanistan’ı eklerseniz fotoğraf biraz daha netleşir. Diğer tarafta ise Çin, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye, Suriye birbirine daha yakın bir noktada duruyorlar. ABD ve İngiltere ise her iki blokla da diğerini karşılarına almadan çıkarlara dayalı dengeli ilişkiler sürdürmeye devam ediyorlar. 

Özellikle İngiltere, Askeri Suudi Arabistan ile bu yılın başında imzaladığı yeni askeri anlaşmalarla bölgedeki varlığını teyit etti. Şara’nın İdlib’den çıkıp Şam’a getirilmesi sürecinde İngiliz istihbaratının rolü biliniyor. Bir şeyin altını özellikle çizmekte fayda var; hem Amerika hem de İngiltere, Suudi Arabistan’ı stratejik olarak daha önemli bir ülke olarak değerlendirirken, BAE'yı teknolojik ve ticari ortak olarak öne çıkarıyorlar.

Yukarıda anlattığımız güç ilişkilerini bilmeden bölgesel denklemde doğru yerde durulamaz ve dönemin ruhuna uygun bir pozisyon alınamaz. Bana göre net olan en önemli şey şudur; bundan sonra mevcut İran rejimi ile yola devam edilemez. Rejim, hem karşıtları hem de yandaşları için artık taşınamaz bir noktadır. Dikkat ederseniz, İran’a yönelik bağıra çağıra gelen ABD saldırısına, ne Çin’den ne de Rusya’dan ciddi bir itiraz var. Münih Güvenlik Konferansı’nda Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD’yi İran’a karşı olası bir operasyon konusunda ihtiyatlı olma çağrısından öteye gidemedi. Halbuki İran yakın zamana kadar bölgede Çin’in en önemli müttefiki olarak değerlendiriliyordu. 

Geçmişte sadece ticari ortaklıklar boyutunda ilerleyen Suudi Arabistan-Çin ilişkileri günümüzde kapsamlı stratejik ittifak seviyesine ulaştı. Öyle anlaşılıyor ki; Çin, İran’ın yerine Pakistan-Suudi Arabistan ikilisini ikame etmeye çalışıyor ve İran için ABD ile doğrudan karşı karşıya gelmek istemiyor. Muhtemelen daha yakın zamana kadar bölgenin en önemli güçlerinden biri olan İran’daki rejim, bir süre sonra Ortadoğu sahnesini terk edecek. 

Burada soru şudur; mevcut rejimin yerine ne ikame edilecek, İran siyasal bütünlüğünü koruyabilecek mi, Kürtlerin ve diğer etnik/dinsel azınlıkların durumu ne olacak? 

Bütün bu soruların cevabını hiç kimse tam olarak bilmiyor fakat neredeyse herkes, İran’ın mevcut haliyle yoluna devam edemeyeceğini biliyor ve buna göre kendi konumunu yeniden belirlemeye çalışıyor. Aynı şey Kürtler için de geçerlidir. Rojhilatê Kurdistan, Kürtlerin geleceği açısından oldukça önemli bir yerde duruyor. Kürtler son yılların tecrübelerini de esas alan bir yaklaşımla İran’a ve rejim sonrasına ilişkin kapsamlı bir politika geliştirmelidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.