Biz mi Biden’a muhtacız  yoksa Biden mı bize? 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

12 Kasım 2020 Perşembe - 20:13

  • Kürt özgürlük hareketi ve demokrasi güçleri, işlerin bu noktaya varmasından önce, ellerini çabuk tutarak “süreç olmaktan çıkmış Türk faşizmine” son verebilirlerse, bu Amerika’daki “süreç olarak faşizme” geçişe de darbe indirebilir. En azından “yeni soğuk savaşta” Türkiye gibi çok önemli bir müttefiki kaybetmek, onları caydırma yolunda büyük bir adım olabilir.

Ergin Yıldızoğlu Cumhuriyet’te önemli bir yazıya imza attı.
Bu yazının özeti, ABD’de “süreç olarak faşizm” seçimi kaybetse de Trump tarafından yeni bir aşamaya yükselmiş olduğu…
Yıldızoğlu’na göre Amerikan toplumu henüz faşistleşmedi, ama “süreç olarak faşizm” güçlendi. Okuyalım:
“Geleneksel partilerinin, ihanetinin yarattığı düş kırıklığı, giderek daha çok ‘okumuşların’ partisi olmaya başlamış sosyal demokrasiye, genel olarak seçkinlere yönelik öfkeye dönüşür, yerel faşist grupların etkisi artarken, Trump gelerek “süreç olarak faşizmin” ideoloji ve hareket (toplumsal taban) ikilisine bu kez liderliği de ekledi, Cumhuriyetçi Parti’yi etkisi altına almaya başlayarak süreci partileşme aşamasına taşıdı.” 
Bu saptama önemlidir. 
Buradan hareketle diyebiliriz ki, Amerikan siyasi yaşamında, her seçimden sonra görülen ‘normalleşmenin’ bu defa kolay olmayacağı sonucuna varıyor. Kaybedenin sonuca razı olduğu, sistemi ve hele toplumsal istikrarı sarsmayan bir muhalefetle yetindiği, seçim kampanyaları dışında kitleleri sokağa dökmediği alışılmış ‘iki partili’ sistem hızla krize girebilir.  
Amerikan toplumunun “gelişme süreci” hangi yönde? Yazar yanıtlıyor: Süreç olarak faşizm yönünde… 
Katılıyorum. 
Cumhuriyetçi Parti’ye oy veren tabandaki radikalleşme ve “süreç olarak faşizmin” sosyal tabanına dönüşme olgusu, seçimlere fazla ilgi duymayan bu tabanın rekor düzeyde sandığa heyecanla ve yer yer “silah elde” gidişiyle gözler önüne serilmiş bulunuyor.  
Ve gerçekten de, eğer Çin’le ticaret savaşını politik gerginliğe, giderek silahlı sürtüşmeye vardırmakta çıkarı olan sermaye kesimleri ağır basar ve Cumhuriyetçi Parti’yi “sonuçlara razı olmayan” bir çizgiye yöneltirse, Senato’da büyük olasılıkla azınlıkta kalacak olan Biden, durumu kontrol edemeyebilir. Çünkü Demokratlar bugüne kadar sistem dışı kitle hareketleriyle yüz yüze gelmediler. Tam tersine Vietnam savaşına karşı tepkilerin, siyahlara karşı ırkçılığa isyanın rüzgarları hep Demokratların yelkenlerini şişirdi. Şimdi alışmadıkları bir tehditle karşı karşıyalar: 71 milyonluk seçmen ırkçı-dinci lümpen proletaryanın öncülüğünde sokaklara döküldüğünde, ortalığı yakıp yıkmaya başladığında Biden çaresiz kalabilir.  
Trump ne demişti? Biden gelirse hepiniz Çince konuşmak zorunda kalacaksınız…. 
Bu 71 milyonluk kitleyi delirtmek için ucu nükleer savaşa açılan bir yeni “soğuk savaşın” başlaması, bu defa ABD’de kelimenin gerçek anlamıyla “süreç olarak faşizmin” egemen olmasına neden olabilir. Böyle bir cereyanın karşısında Biden çok zayıftır. Çünkü gerçekten de Amerikan devletinin çıkarları Çin’le keskin şekilde çelişmekte. Bu defa eski “soğuk savaşta” olduğu gibi “baş düşman” Sovyetler’e karşı Çin kartına oynama şansı yok. Çünkü şimdi artık Çin “baş düşman.” Öyle olunca Biden “Çin düşmanı rüzgara” karşı yürüyemez. 
Şimdi Ergin Yıldızoğlu’nun yazısından ayrılıp, “süreç olarak faşizmin” Türkiye faşizmi ile olan bağına gelelim.  
Erdoğan rejimi ya da onun derin devletteki amirleri, Kürt sorununda çözüm masasını devirdikten bu yana Batı dünyasıyla olan ilişkilerini görünüşte Rusya’ya, gerçekte ise Çin’e yönelme şantajıyla dengelediler. Ergenekoncu unsurlar o günlerden bu yana, önce ufaktan ufaktan, şimdi ise açıktan Türkiye’nin “yükselen Çin’le” ittifakını savunuyor. (Ergin Yıldızoğlu’nun birkaç köşe komşuları bu akımın en etkili temsilcileridir.) 
İlk bakışta TC’nin bu yaklaşımı ABD çıkarlarına aykırı gibi görünse de, gelişmeler beklenmedik bir hal alabilir.  
Şöyle: Türkiye Çin’den ve Rusya’dan uzaklaşma karşılığında bugünkü Türk faşist rejimini ABD’ye onaylatabilir. Çin ve Rusya ile başlayacak olan “soğuk savaşta” demokrasinin lafı bile edilmez.  
Buradan çıkan sonuç  şöyledir: Kürt özgürlük hareketi ve demokrasi güçleri, işlerin bu noktaya varmasından önce, ellerini çabuk tutarak “süreç olmaktan çıkmış Türk faşizmine” son verebilirlerse, bu Amerika’daki “süreç olarak faşizme” geçişe de darbe indirebilir. En azından “yeni soğuk savaşta” Türkiye gibi çok önemli bir müttefiki kaybetmek, onları caydırma yolunda büyük bir adım olabilir.  
Ne diyorlar? 
Biden Türkiyeli demokratlara yardım edecekmiş.  
Bana kalırsa Biden’ın Türkiyeli ve Kürdistanlı demokratların yardımına ihtiyacı var.  
Trump’ın amansız saldırılarından ve “süreç olarak faşizmin” tehditlerinden onu biz kurtarabiliriz. Trump’ın dünyadaki en büyük destekçisi olan Erdoğan devrildiği gün on milyonlarca demokrat memnun olacaktır.  
Öyle olunca, Amerikan emekçileri, aydınları, Biden ileride ne yapacak olursa olsun, Türkiyeli emekçilerin, örneğin şu sırada eylemde olan DİSK üyelerinin “Erdoğan istifa-Erken seçim” sloganına pek yakında destek vereceklerdir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.