Komünalizm sürecinin pilot bölgesi: Varto
Veysi SARISÖZEN yazdı —
- Şimdi yönümüzü Muş’un ilçesi Varto’ya çevirelim. Varto’da ne oluyor? “İktidarcı belediyeciliğe” karşı bir halk “devrimi”nin ilk adımları atılıyor.
VEYSİ SARISÖZEN
“Komün” Fransızca bir terim. Kürtçesi “kom”. İki kardeş terim. “Fransa nire, Kürdistan nire” demeyin. Kürtçe Hint-Avrupa dili.
Ulusalcı-solcular Kürdistan aşiret düzeninde “kom”ları “feodal gericilik” diye tanımlarlar. Ama onlara “komün” desek heyecanlanır, “gökyüzünü fethe çıkmaya” kalkarlar. Hele bu terimin Rusçasını söylesek “bütün iktidar Sovyetlere” diye slogan atacak hale gelirler.
En iyisi onları bu “terminolojik nihilizmleriyle” baş başa bırakalım, yönümüzü Muş’un ilçesi Varto’ya çevirelim. Varto’da ne oluyor?
“İktidarcı belediyeciliğe” karşı bir halk “devrimi”nin ilk adımları atılıyor. Son yerel seçimlerde Varto Belediyesi’ni kazanan eşbaşkanlar ve Belediye Meclis üyeleri yereldeki “iktidarlarını” sokak komünlerine devretme yoluna koyulmuşlar. İlk iş olarak her sokak için ayrılan bütçeyi harcama yetkisini sokak halkına vermişler. Halk neye ihtiyacı olduğuna kendisi karar verecek ve bütçeyi bu ihtiyaç için harcayacak.
Uygulamanın ayrıntılarını bilmiyorum. Ama şu yazdığım bile, kendi başına devrimci bir adım.
Belediye bütçesinin nereye ve nasıl harcanacağına sokak halkının karar vermesi okuyana çok basit ve önemsiz gelebilir. Bu uygulamanın Varto Belediyesi çerçevesinde değil de TBMM çerçevesinde hayata geçirdiğinizi hayal edin, işin önemi ortaya çıkacaktır.
Soralım: Devlet bütçesinin hangi ihtiyaçlara göre harcanacağına dair halkın en küçük söz hakkı var mı? Bütçeyi iktidar yapar, nereye, ne kadar ve ne için harcanacağına iktidar karar verir. Diyelim ki, Varto’nun Alevi nüfustan meydana gelen bir sokağına tahsis edilen bütçenin, sokağa bir cami yapılması için harcanacağına merkezi iktidar karar versin. O sokak komünü bu acayip harcamaya ne der? İtiraz eder etmesine de, merkezi bütçe hakkında söz, karar ve icra yetkisinden yoksun olan o Varto sokağı kendisine tahsis edilen bütçenin kimsenin namaz kılmayacağı bir cami inşaatına harcanmasını hiçbir şekilde önleyemez.
Yerelden başlamak, Belediyenin bütçe harcamalarında söz sahibi olmaktan, Devletin bütçesinde söz sahibi olmaya doğru adım adım “komünler” halinde örgütlenmek demektir.
“Bütçe”de söz sahibi olmanın anlamı büyüktür. Türkiye’yi içten içe kemiren yolsuzluk belasından tutun da, bütçenin “hanefi imamlarına” ayrılan dev payından, ulusal geliri hortumlayan “silahlanma” harcamalarına kadar, komünlerde örgütlü halkın iktidarın elinden en büyük “hükmetme” silahını alması demektir. Bütçeyi halkın kontrolü demek, halktan toplanan vergilerle patronları daha da zengin etmenin sınırlanması demektir.
Elbette bütçenin kontrolüyle komünal sosyalizme gidilmez. Halkın komünlerde ülke çapında örgütlü gücüyle sosyalizme gidilir. Bu örgütlü güç ilk aşamada devletin tüm bürokratik aygıtını, mümkünse barışçı yoldan, değilse barışçı olmayan yoldan “negatif devrim”le “kontrol” etmesiyle, yani “demokratik cumhuriyeti” kurmasıyla “pozitif devrimci” süreci başlatarak komünal sosyalizme yürür. Bugünden komünlerde örgütlenmek, “Belediyeci sosyalizm” amacına değil, “demokratik cumhuriyet” amacına yürümenin ilk adımıdır.
Bir “öncü partinin iktidarından” söz etmiyorum. “Öncü partinin” de tüm iktidar yetkilerini “komünlere devretmesinden” söz ediyorum. Parti “komün” örgütlenmesinde öncülük edecek, hangi sokakta bir komün kurulmuşsa, o sokaktaki parti komitesi, komünün içinde yer alacak, artık o sokaktaki tüm eylemlerin, politik açıklamaların kararını, partinin sokak komitesi değil, komün alacak. Parti böylece adım adım komünleşecek, komün adım adım partileşecek.
Gün gelip de iktidar sorunu gündem olunca, parti değil komünlerin devasa ağı “devleti” devlet olmaktan çıkaracak olan iktidarı şu ya da bu yoldan zaptedecek.
Bu yazdıklarım süreci tam olarak yansıtmasa da “komünalist konfederal devrimci süreç” hakkında kendi kişisel görüşümü özetlemekte. Varto’da Belediye’nin “bütçesiyle” ilgili kimi yetkilerini Varto sokaklarında örgütlü komünlerin devralmaya başlaması, Varto belediyesinin iktidarını halkın devralması demektir. DEM Parti seçimlerde Belediye’yi kazanmaya öncülük etmiş, DEM Partili Belediye eşbaşkanları ve belediye Meclis üyeleri komünleşmede rol oynamış, sonuçta Belediyenin iktidarının şimdilik bir parçasını komünlere devretmiştir.
Bu süreç uzun vadede nasıl bir seyir izler şimdiden bilinemez. Ama kısa vadede nasıl bir sonuç vereceği çok açıktır. Kürdistan’da kazanılan Belediyeler, bugünkü merkezi idari sistemde hiçbir güvenceye ve hiçbir gerçek söz ve karar hakkına sahip değildir. Yıllardır yaşandığı gibi, halk belediyeleri kazanmakta, devlet belediyelere kayyım tayin etmektedir. Birkaç yerde bu gaspa karşı halk direnişleri olmakla birlikte, DEM Parti’ye oy veren halk, kendi belediyelerine yeterince sahip çıkmamıştır. Bunun sebebi Belediyelerin halk örgütlenmesiyle organik olarak iç içe geçmemiş olması gibi bir pratikte yatmaktadır. Halk belediyenin kendisinin elinden değil de, Belediyeyi kazanan insanların elinden alındığı gibi bir algıyla pasifize olmuştur.
Şimdi Varto Belediyesini düşünelim. Belediye’ye kayyum atanması artık Varto’nun sokaklarında komün biçiminde örgütlenen halkın elinden sokağına ayrılmış bütçeyi nasıl ve nerede kullanma hakkının alınması demek olacaktır. Kolayca tahmin edileceği gibi, her sokağın halkı elinden alınmaya kalkılan hakkını, Eşbaşkanların elinden iktidarın alınmasına gösterdiği tepkiyle kıyaslanmaz biçimde savunacaktır.
Varto, komünal örgütlenmede, başka ilçeler içinde “komünal devrimci süreçte” pilot bölgedir.
O nedenle sokaklarda komünal örgütlenmeye öncülük eden DEM Parti ilçe örgütünü, kendi yetkilerinin şimdilik bir kısmını komünlere devreden Varto Belediyesi Eşbaşkanlarını, Belediye Meclis üyelerini ve Başkan Apo’nun çağrısıyla sokaklarda komünleri inşa eden Varto halkını saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Yolunuz açık olsun.
