Cinsiyetçilikte zihniyet ortaklığı

Zozan SİMA yazdı —

3 Kasım 2020 Salı - 23:00

  • Rojava’da ENKS ile yapılan görüşmelerde eşbaşkanlık sistemine karşı çıkılırken Türk devletinin sadece tutuklamalar, tehditlerle değil, bir de ideolojik saldırı başlatması tesadüf mü acaba?

Cinsiyetçilik ve milliyetçilik kapitalizmin temel iktidar ideolojileri olduğundan, kadın özgürlüğü kendisini bu ideolojiye dayandıranlar için çifte tehlike arz eder. Erkek egemenliğinin sürmesi için cinsiyetçilik her yönüyle sömürülecek kadınları, onları egemenlik altına alacak erkekleri üreterek işler. Kurumsal ya da kişisel düzeydeki sömürü bu sistem üzerinden yürütülür. Yoğunlaşmış erkek iktidarı olan faşizmi sürdürmek için milliyetçilik ve dincilik de ulus devletin sürmesinin garantisidir. Son günlerde eşbaşkanlığa ve demokratik ulus sistemine dönük saldırı dalgasını geliştirenler, bu zihniyeti taşıyan iktidar güçleridir.

Eşbaşkanlık, muazzam bir demokratik siyaset projesi. Kadın özgürlüğü fikri ekseninde örgütlü kadınların siyasete katılımı barışçıl çözümlerin, çok renklilik ve çözüm odaklı etkiler ve egemen erkekliğin sınırlanmasında rol oynar. Fakat bunlarla birlikte tekçi, aileci, sınıfsal yönetimleri demokratik dönüşümlere mecbur kılar. Eşbaşkanlık, Bakur ve Rojava Kürdistan’ındaki pratikleşmesi ile her kurumda kadın örgütlenmesini zorunlu hale getirdi. Böyle bir sistem için yüzlerce kadın örgütünün oluşturulması, binlerce kadının yaşamın her alanında erkeklerle eşit temelde söz ve karar sahibi olması sağlandı. Erkeklerin yaşamda ve siyasette kapladığı geniş alanlar, sadece başkanlık kurumlarında değil her alanda dengeye kavuşmuş oldu. Kadın eşbaşkanlar kadın meclislerinin, özgün kadın örgütleri içerisinde ortaya çıkıyor ve karar süreçlerine onların iradesi ile katılım gösteriyor. Görevini yürütürken de bu meclislerle birlikte çalışıyorlar. Şehrin inşasından savaş ve barış kararına, ulusal ve uluslara arası görüşmelere katılmaktan ekonomik sisteme, eğitimden askeri alana kadar her alanda düşünmek, karar almak, müdahil olabilmek tüm dünya kadınları adına bir kazanıma dönüştü. Elbette yaşanan yetersizlikler, eksiklikleri de var. Ancak yarattığı model aileden, okula, geleneklerden, yönetim mekanizmasına kadar her alanda demokratikleşmeye zorlayan bir rol oynamaktadır. Tekçi iktidarların böylesi bir demokratikleşme projesine tahammül etmesi pek mümkün değil. Aile hanedanları, çıkar gruplarına dayalı yönetici eliti bunu nasıl kabul etsin?

Bu açıdan eşbakanlık sadece kadın temsili ile sınırlı değildir. Erkek egemenliğine ve cinsiyetçiliğe karşı olduğu kadar anti demokratik yönetim sistemlerine karşı da stratejik bir kazanımdır. Rojava’da ENKS ile yapılan görüşmelerde eşbaşkanlık sistemine karşı çıkılırken Türk devletinin sadece tutuklamalar, tehditlerle değil, bir de ideolojik saldırı başlatması tesadüf mü acaba? TRT6 ya da yeni ismiyle TRT Kurdi denilen özel savaş kanalında tam da bu dönemde eşbaşkanlık sistemiyle dalga geçen skecin yayınlanması tesadüf olmasa gerek. Tüm kadınların kazanımı olan bir sistemi karikatürize ederek üzerindeki saldırılara duyulan tepkinin ortadan kaldırılmasıdır amaçlanan. Kuzey Kürdistan’da TC, Rojava Kürdistan’ında da KDP zihniyetinin temsili olan ENKS’nin kadın özgürlüğüne karşı aynı cephede yer alması zihniyet ortaklığındandır.

TC’nin devlet eliyle ve paramiliter çeteler, özel harp dairelerinin organize ettiği yurtsever kesimlere dönük saldırıları bu ortaklaşmanın bir başka boyutu. Kürdistan’daki saldırılar, vahşice işlenmiş cinayetler, batı illerinde Kürtlere dönük hakaret ve linçler, Kürt kadınlarına dönük tecavüzler organize bir biçimde geliştiriliyor. Bu saldırıların faillerinin ortak özelliği, dinci ya da milliyetçi ve mutlaka iktidarla bağ içinde olmalarıdır. Peki sonra ne oluyor? Bakıyorsunuz kendini Kürt milliyetçisi olarak adlandıran kesimler, bu olayları Türkiye halklarıyla kardeş olunamayacağının göstergesi olarak sunup demokratik ulus düşüncesini hedef alan algı operasyonu yürütüyorlar. Türk milliyetçiliği olmadan Kürt milliyetçiliğinin de sürdürülme imkanı yoktur. İkisi birbirini besler. Kürt milliyetçilerinin ‘halklar’ söylemine duydukları öfkeyi Kürtleri katledenlere duymuyor oluşlarının nedeni budur. Reber Apo’yu hedefledikleri kadar Kürtleri katledenleri hedeflemiyor oluşları da bu nedenledir. Halkların ortak vatanda birlikte yaşamasının ve kardeşliğinin, anti faşist demokrasi ittifakının bileşenleri olan muhalif, demokrat, feminist, sol sosyalist kesimlerle birlikte hareket edilmesini Kürt uluslaşmasının önündeki engel görüyorlar. Devlet vurdukça onlar da ‘bakın halklar, kardeş olamaz’ söylemini geliştirerek özel savaşın kendilerine verdiği rolü layığıyla yerine getiriyorlar. Esasta birbirine karşıt görünseler de tüm milliyetçiliklerin aynı kaynaktan beslendiğini gösteren çarpıcı bir örnek bu durum. Siyonizmin Yahudileri tanrının seçilmiş halkı olarak tanımlamasını, Arap milliyetçileri ‘kavmi necip’, Alman milliyetçileri ‘üstün Ari ırkı’ söylemiyle sürdürmüşlerdir. Sonra bu ideoloji bir bumeranga dönüşüp Yahudileri vurmakla yetinmedi; tüm ulusları, inançları, kültürleri hedefleyen bir silaha dönüştü.

Bu nedenle başta eşbaşkanlık olmak üzere kadın kazanımlarını ve halkların ortak vatanda birlikte yaşamını savunmak milliyetçiliğin yüzlerce yıllık, ataerkilliğin binlerce yıllık hesaplarını alt-üst etmektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.