- Sistemin demokratikleşmesine yönelik en küçük bir emare dahi göstermeyen AKP iktidarından çok ileri düzeyde bir çözüm beklemek de aşırı iyimserliktir.
HÜSEYİN GEDİK
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, ikinci yılındadır ama Türk devletinin Kürt sorununa dair çözüm düşüncesi henüz ortaya çıkmış değildir. Sadece, PKK’nin varlığını sona erdirmenin etrafında dönüp dolanan bir süreç yaşanıyor. PKK’nin sürece katkı sunma adına attığı pratik adımların kalıcı çözüme dönüşmesinde ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler için Meclis halen devreye girmedi.
Sürmekte olan beklentideki umut halinin de artık sonuna gelindiği bir aşamada, Kurban Bayramı sonrasında ve Meclis tatili öncesinde 'çerçeve yasa'nın çıkacağı varsayımı, yeniden umutlanmamıza vesile oldu. Umut ama ne umut? Tek seferliğine uygulanabilir geçici bir kanunla PKK kadrolarının sisteme dahil edileceği sınırlı bir çerçeve yasa öngörülüyor. Sorunun esasına ilişkin bir çözüm içermediği anlaşılıyor.
Biçime değil, içeriğe
Devletin sürece yaklaşımı çözümün özüne olmaktan ziyade, şekline ve biçiminedir. Kaç mağara boşaltıldı, kaç kişi geri çekildi, ne kadar silah bırakıldı gibi tali işlerin teyit ve tespitiyle süreç uzatıldı. Şu veya bu şekilde PKK kadrolarının yasal sürece dahil olmaları, çözüm için gerek duyulan zeminin oluşmasına fırsat veren başlangıç aşamasıdır. Fermuar sistemi işleyecekse sorunu bütünlüklü nihai çözüme ulaşmasını kapsaması gerekir. Çözümün kendisi bir paradigmaya dayanıyor, strateji ve taktik barındıran konular bütünüdür. Soruna formel mantıkla yaklaşmak terk edilmelidir. Sürecin şekline ve biçimine takılıp takıntı yaparak tek seferlik uygulanabilir kanunla bu sorunun altından kalkılması zor görünüyor.
Devlet çözüm istiyorsa
Devlet aklı çözümde samimiyse çözüm düşüncesinin içeriğine uygun politikalar üretmelidir. Düşüncenin doğruluğuna, geçerliliğine, uygulanabilirliğine inanarak bağlayıcı siyasi, hukuki kanunlara ihtiyaç vardır. En önemlisi de dil ve kültür aidiyetinin serbestleşmesidir.
Tanrı kelamı gibi asla dokunulmaz, değiştirilmez, değiştirilmesi dahi önerilemez gibi görünen anayasanın teklik içeren ilk maddeleri, Kürt varlığının inkarına atıftır. Kürtlerin varlığı kabul edilecekse sadece fiilî çözümlerle yetinilemez, Hukuki, anayasal güvencelere de ihtiyaç vardır.
Bugünün Türkiyesi, AKP iktidarıyla öyle bir noktaya gelip dayanmış ki içinden çıkılamaz haldedir. Bütün yetkileri tek elde toplayan, her şeye hükmeden muhteris bir muktedirin yönetimine mecbur kalınmıştır. Toplumun iradesi siyaset dışına itilmiş, güçler ayrılığı lağvedilmiş, muhalefet oksijensiz bırakılmıştır. Anayasaya uyulmadığı böylesi bir süreçte Kürtlere anayasal güvence verilse bile güvencenin anlamsız hale geldiği bir döneme tanıklık ediyoruz.
İktidarın bekasına göre
İktidarın muhalefete dönük icraatları ve sürece yaklaşımları dikkate alındığında, şimdiye kadar umut kırıcı ve güven vermeyen bir pozisyonda konumlandığını gösteriyor. Toplumsal barış konusunda iyi niyet göstergesi babında hiçbir girişimi olmadı. Her geçen gün daha da katılaşan bir iktidar suretiyle karşı karşıyayız.
Ülkenin ‘bekası’, AKP’nin iktidarda kalmasına bağlanmış gibi bir hal söz konusudur. Yargı, yürütme ve yasama kurumları iktidar partisinin tekelinde. Siyasetin çözümsüzlüğü şiddeti doğuruyor. Demirel’in ‘Boş tencere iktidar devirir’ söylemi bile aşıldı. Yoksulluğun, yolsuzluğun, hukuksuzluğun tavan yaptığı ülkede, halkın direnmesi bir yana direnç refleksleri bile yok edilmiştir. Bu profile sahip bir iktidarla nereye kadar yol yürüneceği, nasıl bir çözüm çıkacağı da meçhuldür.
Sistemin demokratikleşmesine yönelik en küçük bir emare dahi göstermeyen AKP iktidarından çok ileri düzeyde bir çözüm beklemek de aşırı iyimserliktir. ‘İhtiyatlı iyimserlik’ kavramıyla mevcut durumu özetlemeye çalışmak, bu koşullarda yetersiz bir tespit gibi duruyor. AKP’nin dayatmalarına ‘Yetmez ama evet’ demek durumuna düşmek de pek gerçekçi olmayacaktır.
Endişe etmek haktır
Kuşkusuz, çözüm süreci hakkında peşin bir yargıya varmak, şimdiden erkendir fakat İktidarın izlediği politikaların sonuçlarına bakarak doğru ile yanlış arasında akıl yürütmek, olabilecekler hakkında sonuca varmak mümkündür. Norm dışı uygulamaların devrede olduğu siyasi idari sistemden, çözüm sürecinin geleceğine dair endişe etmemek de mümkün değildir.
Çözüm sürecinin mevcut durumuna bakarak geleceğine ilişkin akıl yordamıyla sonuçlar çıkarmak için elde yeteri kadar veri mevcut değildir. Zira devletin atacağı adımlar henüz bilinmiyor. Mantık yürütmeye çalışırken ister 'Tümdengelim' veya 'Tümevarım', isterse 'Analoji' yöntemiyle olsun, hangi yolu denersek deneyelim düşüncede tutarlı ve gerçekçi olmak vazgeçilmez bir kuraldır. Çözüm sürecini, Suriye-Rojava’ya, İran savaşına, küresel ve bölgesel gelişmelere, önümüzdeki genel seçimlere, kelebek etkisi yaratacak herhangi bir olaya bağlamak akıl kârı da değil, doğru bir yaklaşım da değildir.
Dağ, fare doğurmasın
AKP iktidarında, Kürt sorununun özüne inerek çözüm geliştirme mantığında aradığımız öncelikli husus düşüncede tutarlılık ve gerçekçiliktir. Şu ana kadar olmayan da bu husustur. Somut adımların atılması, sürecin ete kemiğe bürünmesi için zikredilen süre, bayram sonrasıdır. Toplumsal beklentiler ve temenniler sürece ivme kazandırılması yönündedir. Beklenti, büyük riskler barındırmasına rağmen hassasiyetle, büyük sorumlulukla geliştirilen çözüm sürecinde sarf edilen emeklerin ve gösterilen çabaların, heba edilmemesidir. Devletin hazırladığı 'çerçeve yasa'yla umarız dağ fare doğurmaz ve toplumsal barış da bir an önce sağlanmış olur.
Her şeye rağmen süreçte krizli eşiklerin aşıldığı ve yeni bir aşamaya girildiği varsayımıyla demokratik mücadeleyi çok daha yetkin yürütme fırsatları ortaya çıkmıştır. Her konuda beklenti içine girmeden yerine getirilmesi gereken ev ödevlerine odaklanmak, gelişmelerin seyrine göre daha donanımlı olmak gerekir.