• ‘Az olsun benim olsun’ siyasi anlayışıyla bu yeni süreci karşılamak mümkün değildir. Yeşeren barış ve çözüm umutlarına uygun yaklaşımların sergilenmesi gerekir.

HÜSEYİN GEDİK

Bütün göstergelere bakıldığında Temmuz 2026, çözüm sürecinde alınan mesafenin somutluk kazanmasına sabitlenmiş bir takvim oluyor. PKK açısından Temmuz'un başka bir önemi de vardır. Temmuz, aynı zamanda 1982'deki Diyarbakır Zindanı direnişinde, PKK’yi var eden en önemli kilometre taşlarından biri olan büyük ölüm orucu eyleminin de yıl dönümüdür. Çözüme bu ayda ulaşılmış olması, Temmuz'a ayrı bir anlam kazandıracaktır.

Kürt sorununun diyalog-müzakere yolu ve siyaset yöntemiyle çözülmüş olması, cumhuriyet tarihi için yeni bir milat olacak. Onurlu bir barışın sağlanması, halkların gerçek bayramı olacaktır. Meclis gündemine gelecek yasal düzenlemelerin içeriği henüz kesinlik kazanmamış olsa da beklentiler ve temenniler kalıcı barışın inşa edilmesine vesile olmasıdır.

Çözüm sürecinde somut gelişmelerin olacağı yönünde ufuk belirirken, barış kavramı için sancılı bir doğum olacağı bilinmelidir. Yeni başlangıçlar, yeni ufuklara yelken açmak demektir. Siyaset, savaştan çok daha fazla zorluklar içermektedir. Her şeye rağmen sonuç almak için verilecek sivil siyasal mücadele, silahlı mücadeleden her zaman evladır. Bu yeni başlangıç sanıldığı gibi bir gül bahçesi de değildir. Dikenlerin ve yabani otların sarıp sarmaladığı bu gül bahçesinden ayıklanması gerekecektir.

Çıkması beklenen 'çerçeve yasa'nın sadece bir başlangıç olduğu ama her şey demek olmadığı, devlet yetkililerinin açıklamalarından anlaşılıyor. Çözüm sürecine dair kullanılan kavramlarda bile ortaklık sağlanmış değildir. İktidarın ‘Terörsüz Türkiye’ tanımı, Kürt tarafının ‘Barış ve Demokratik Toplum’ tanımı zıtlıklar içermektedir. Bu demektir ki 'çerçeve yasa'nın içeriğinde de tahammül sınırlarını zorlayan birtakım ifadelere yer verilecek. ‘Örgütün tasfiyesi’ ile sınırlı 'çerçeve yasa' sorunlu bir yaklaşımdır.

Çözüm sürecine; barış, demokrasi ve kardeşlik gibi hayati kavramların anlamına, Kürt sorunun ağırlığına denk düşmeyen ifadelerin kullanılması sorunludur. Küçük hesaplarla, bir takım siyasi çıkar mülahazalarıyla bu süreci sıkıntıya sokmak kimseye kazandırmayacaktır. Toplum kazanacaksa birilerinin kaybetmesinin hiçbir önemi yoktur. Kaldı ki demokrasiye sırtını dönen zihniyetin ve oluşumların kaybetmesi kaçınılmaz hale gelecektir. Her hâlükârda, inkâr ve imha politikalarından varlığın kabulüne gelinmiş olması, Cumhuriyet’in Kürtler konusunda makas değiştirdiğini göstermektedir.

Türkiye’nin yapısal sorunlarına kaynaklık eden Kürt meselesinin önündeki engellerin kalkması, haliyle birçok sorun alanının hal yoluna girmesini sağlayacaktır. En önemlisi de demokrasiye kapı aralanmasıdır. Bunun için de toplumun çıkarlarını önceleyen, insan odaklı, kapsamlı, kapsayıcı siyasal mücadeleye ihtiyaç vardır. Alışılageldik yöntemlerle değil, demokrasi ekseninde siyasi yelpazeyi sonuna kadar açarak halkları da siyasete katarak yol yürümek gerekir.

Türkiye’de yaşanan siyasi tıkanıklığı aşmanın yolu çözüm sürecinin başarısına bağlıdır, çünkü çözümler demokrasiyle mümkündür. Savaş gerekçesine sığınanlar en fazla savaştan beslendikleri için demokrasiye fırsat tanımadılar. İktidarı ve muhalefetiyle tekçi zihniyete dayalı cumhuriyetin kuruluş kodlarından kurtulmaları zordur ve zaman alacaktır. Sürece uygun değişimi gerçekleştirmede yaşanan zorluklar aşılmadan demokrasiye alan açmak da zorlaşacaktır. Bu nedenle Kürtlerin, demokratik gelişmelerin öznesi haline gelmesi kaçınılmazdır.  

‘Ezberleri bozma’ tabiri en çok da bu yeni sürece yakışan bir tabirdir. ‘Az olsun benim olsun’ siyasi anlayışıyla bu yeni süreci karşılamak mümkün değildir. Kürtler özden, özgünlükten ödün vermeden demokratik siyasetin öncülüğüne en yakın duran taraftır. Bu konumlarını koruyarak kirlenmiş ve kirletilmiş ne kadar alan varsa çözüm üretmek zorundadırlar.

İster bireyler ister kurumlar olsun, toplumun beklentilerini karşılamak ve demokratik siyasete öncülük etmek, kuru sıkı propagandalarla değil, yaşamsal sorunlara deva olmak durumundadırlar. Koltuk mücadelesine, kayıkçı kavgasına dönen siyasette, ranta ve talana dayanan ekonomiye, zorbalığa ve adaletsizliğe terk edilen hukuka çare-çözüm üretmeyenler, karikatürün de karikatürü olmaktan kurtulamazlar.

Yeni gelecekte herkesi ve bütün tarafları bekleyen en büyük sınav, demokratikleşme sınavıdır. Yeşeren barış ve çözüm umutlarına uygun yaklaşımların sergilenmesi gerekir. Türkiye’deki siyasi partilerin eski alışkanlıklarından kurtulmaları bu açıdan önemlidir. Sadece güce, kuvvette, yetkiye dayanan yönetim erkine değil vicdana, ahlaka, eşit temsile yer veren yönetimlere ihtiyaç vardır.

Çözüm sürecinden kastımız, Erdoğan’ın anladığı ve dile getirdiği gibi kesinlikle ve sadece ‘örgütün tasfiyesi’ şeklinde olmamalıdır. Türkiye’yi ayağa kaldıracak, toplumsal refaha, huzur ve güvenliğe kavuşturacak yegâne çözüm demokrasidir, demokratikleşmedir. Meclis'e gelecek yasa teklifleri, çözüm, kalıcı toplumsal barışa, adalete, eşitliğe, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne hizmet etmelidir.