• Tarihi bir meselenin çözümüne basit yaklaşmak, emrivaki dayatmalarda bulunmak; PKK’nin tasfiyesini öne çekip asıl meseleyi çözümsüz bırakmak, şark kurnazlığıdır.

HÜSEYİN GEDİK

Kürt sorunu gibi çetrefilli, girift bir sorunu çözüme kavuşturmak oldukça zor bir iştir. Siyasi, askeri ve ekonomik açıdan küresel ve bölgesel boyutları olan; çıkar dengelerini, bölge halklarının kaderini etkileyen, emsal teşkil eden bir meseledir. İnce elenip sık dokunan başarılı bir çözüm süreci,  düşünce yoğunluğu kadar, emek, çaba ve zaman da gerektirir. Tarafların birbirine güvenmesi, kaygıların giderilmesi, temel konularda yakınlaşılması, uzlaşı sağlanması ve resmi prosedüre kavuşturulması için zamanın her anını sancılı kılıyor. 

Ağır bedellere mal olan, ülke kaynaklarını tüketen, enerji ve efor kaybına yol açan Kürt sorunu, çözüm aşamasına getirilmişse bu hiç de kolay bir süreç olmamıştır. Sürecin her aşamasının sinir harbiyle geçtiği anlaşılmaktadır.

İki yıla yakın bir zaman dilimi geride bırakılmasına rağmen “söylem çok ama eylem yok” noktasında takılı kalınmıştır. Yaşanan gerilimler ve gerginlikler zaman zaman söylemlere de yansımaktadır. Dil ve üslupta sertleşme ve restleşmelere rağmen süreçte kopuş olmamıştır ama elle tutulur somutlukta bir gelişme de sağlanmamıştır. Erdoğan tarafından ‘sürece ivme kazandırma, hızlandırma’ gibi yarım ağız telaffuzlar dışında beklentileri karşılayacak somutlukta pratik gelişmelerden bahsedilemez.

'Çerçeve yasa' üzerinde uzlaşı sağlanması, işin en kritik eşiğidir. AKP bu süreci başından beri nalıncı keseri gibi kendine doğru yontmaktadır. Süreci kullanarak, siyasi çıkar elde etmeye çalışarak yol alıyor. Erdoğan’ın izlediği yöntem, sürecin zamana yayılmasına, gerilimi tırmandırmasına, güvensizliği beslemesine ve hatta saboteye açık yol kazalarının yaşanmasına zemin sunacak kadar sakıncalı ve tehlikelidir. 

Çözüm sürecinde gelinen aşamanın ileriye taşınmasında Önder Apo’nun rolü ve misyonu belirleyici olması hasebiyle öncelikli iş çalışma koşullarının düzeltilmesinden geçer. PKK ve bileşenlerini, iltisaklı bütün dost çevrelerini sürece dahil edecek tek irade ve karar gücü Önder Apo’dur. Sürecin kaderini ve geleceğini belirleyecek konumdadır. Böylesine ağır bir yükü omuzlarında taşımasına rağmen çalışma koşullarının düzeltilmemesi en basitinden hafifliktir. Sürecin ağırdan alınması Erdoğan’ın keyfine, siyasi çıkarlarına veya oraya-buraya bağlanması da aynı kapıya çıkar.

Tarihi bir meselenin çözümüne basit ve çıkarcı yaklaşılması, ağırdan alınması, kriz üreterek zora sokulması, sinir savaşına dönüştürülerek emrivaki bir şekilde dayatmalarda bulunulması kabul edilemez. Yüzyıllık geleceği etkileyecek, demokratik gelişmelerin önünü açacak çözüm meselesinde PKK’nin tasfiyesini öne çekerek asıl meseleyi çözümsüz bırakmak, şark kurnazlığından başka bir şey değildir.

Önderliğin statüsünün 'çerçeve yasa'yla netleşmesi, bir ön koşul olarak görülmelidir. Önderliğin rolü, sadece PKK’lilerin bir zaman dilimi içinde hukuk içine çekilmesiyle sınırlı bir statüye indirgenmesi son derece yetersiz ve art niyetli bir yaklaşımdır. Rêber Apo'nun misyonunu daha sonraki süreçlerde de sürdürebilecek bir statünün belirlenmesi şarttır. Bunun dışında başka türlü bir çözümü akıllarından geçiriyorlarsa bu abesle iştigal demektir. 

Erdoğan’ın kafasında ki ‘Kürt tarafını köşeye sıkıştırırım, istediğimi alırım’ gibi ucuz hesapların tarihi vebali çok ağır olacaktır. CHP’yi yargı sopasıyla hizaya getirerek muhalefetsiz bir iktidarın keyfini ömür boyu sürdürmek mümkün olabilir ama Kürt meselesine böyle yaklaşmak büyük bir yanılgıdır. Çözüm masasında tek başına devlet karşısında oturan Önder Apo’nun yükünü daha da ağırlaştırarak sonuca gitmenin mümkün olmadığını anlamış olmaları lazım. Her denilen kabul görülseydi bunca yıl beklemeye zaten gerek kalmazdı. 

Anti demokratik uygulamalardan beslenen bir iktidar profili çizen Erdoğan’ın ‘iç cepheyi tahkim’ ihtiyacı, bölgede vuku bulan çatışma ortamının dayatıcı zorunluluğundan kaynaklandığı bilinmektedir. Hal böyle de olsa Türkiye’nin yaşadığı iç meselelerden dolayı çözüme ihtiyaç duyduğu da bir gerçektir. Olacaksa onurlu bir barış olmalıdır. Tespit, teyit kavramları da karşılıklı olmalıdır. Silah bırakmanın tespit ve teyidi kadar demokratik normların tespit ve teyidine de ihtiyaç vardır. Demokratik standartlar geliştirilmezse, Önder Apo’nun çalışma koşulları düzeltilmez ve statüsü netleşmezse, kadroların siyasi sürece katılması ve çalışması sağlanmazsa çözümün ne anlamı olacaktır acaba? 

Hemen her gün kimi insan müsveddelerinin bazı TV ekranlarında, çözüm sürecine ve Önder Apo’ya saldırmaları, hakaret etmelerine karşı kendisini savunamaz koşullarda tutularak cevap hakkını kullanmaması bile işkencedir. Cumhurbaşkanına söz söyleyeni, eleştireni, hakaret suçundan hemen yargılayıp cezalandırıyorlar. Peki bir halkın önderine yapılan saygısızlığa karşı kendisini savunamaz koşullarda tutulması sürdükçe çözümün nesinden bahsedilecektir? Soruları daha da çoğaltmak mümkündür.

Sinir harbine rağmen sürecin tıkanıklığına çare üreten, sürecin ağırlığından ve hassasiyetinden dolayı her kelimesini tartarak sarf etmeye azami dikkat eden Önder Apo’dur. Aynı olgunluğu ve vakur duruşu, başta iktidar olmak üzere herkes de göstermek zorundadır.