Tuzaklara dikkat
Veysi SARISÖZEN yazdı —
- Devletin, kimlerden oluştuğunu bilemediğim bir kesimi sürmekte olan müzakere sürecini çıkmaza sokacak ve sonuçta masayı devirecek çok tehlikeli adımlar atmaya devam ediyor.
Konuya girmeden önce, “komşumun” henüz 15 günlük ateşkes ilan edilmeden yaptığı “yoruma” değineceğim. Emektar bir Kürt aktivisti olan komşum, “Veysi Hoca İran savaşıyla ilgili ne düşünüyorsun?” diye sordu, cevaben “büyük bir belirsizlik var” dedim. Komşum “bence ateşkes olacak” dedi. Devamla, “Trump İran’ı ‘taş devrine’ döndüreceğim, bu gece İran ‘medeniyeti’ yok olacak dedi ya, bu lafları neden etti?” “Delirmiş olmalı” dedim. “Hayır delirmiş değil, İran’la ateşkese mecbur olduğu için, ateşkes ilan edilince ‘Mollaları korkuttum, ateşkese mecbur ettim, zafer kazandım’ diyebilmek için kurnazlık yaptı” diye “yorumunu” tamamladı.
Bu “yoruma” nasıl vardığını merak ederek ona sordum: “Bu ihtimal nereden aklına geldi?” “Kırk yıllık bizim savaş tecrübemizden” diye cevap verdi, “PKK’yle ne zaman ateşkes anlaşmasına mecbur kaldıysalar ateşkesten önce ‘PKK’yi bitirdik’ diye ilan ediyorlardı ya, işte o hesap, Trump da aynı numarayı yapacak.”
Komşum evine gittikten sonra ben de kendi işlerime döndüm. “İran medeniyetinin yıkılış saatini” bildiğimden gözüm ekrandaydı. Birden son dakika haberi ekranda belirdi: “Trump’ın İran’a tanıdığı mühletin bitmesine 80 dakika kala ateşkes ilan edildi.”
Komşum, Türk aydınlarının biraz küçümsemeyle “çarıklı erkan-ı harp” dedikleri, eğitimini Türk maarifinde değil de Apocu “mektepte” yapmış diasporadan bir Kürt yurtsever. Değme analistin, en meşhur köşebazın bile yapamadığı bir yorum yapmış ve hedefi tam 12’den vurmuştu. Eğer yazı diline hakim olaydı, atacağı bir tweetle şu anda tüm yorumcuları ters köşeye yatırabilirdi. O nedenle bari ben onun atamadığı tweet yerine işte bu yazımın “girişinde” Apocu hareketin eğitim sürecinden geçen “en sıradan” dedikleri Kürt insanının politik bilinç seviyesini gösteren bu örneği okurlarıma anlatmış oldum. Kürt siyasetçilerine tavsiyem ben de dahil yazarlarımızın yorumlarından çok, yanı başınızda mücadelenin mutfağında çalışan insanların ne dediklerine kulak vermenizdir.
Giriş bu kadar ama yazımın “girişi” de neredeyse bir makale halini aldı. Kalan yerimi yazımın esas konusuna ne kadar ayırabilirsem o kadar ayırarak derdimi anlatmaya çalışacağım. Redaksiyonumuzun insafına sığınıyorum.
Tek cümleyle “ateş kesin” 15 günlük bir “soluklanma” olduğunu, İsrail’in Lübnan saldırılarına devam etmesinin ve İran’ın 10 maddelik planının Pentagon ve ABD hükümeti tarafından “çöp” sayılmasının gösterdiği gibi, “barış”a yol açmayacağını ben de komşum gibi bir “öngörü” olarak buraya not edeyim.
Masayı devirme adımları
Gelelim konumuza: Devletin, kimlerden oluştuğunu bilemediğim bir kesimi sürmekte olan müzakere sürecini çıkmaza sokacak ve sonuçta masayı devirecek çok tehlikeli adımlar atmaya devam ediyor. CHP’li Bursa Belediye Başkanı tutuklandı, yeni belediye başkan yardımcısını seçecek olan Bursa Belediye Meclisi’ni, çıkan arbede yüzünden polis bastı. CHP Bursa İl Başkanı “gaz” etkisiyle fenalık geçirdi. Ardından CHP’li Bornova Belediye Başkanı ve derken CHP Ankara İl Başkanı göz altına alındı. Siyaset dünyasında yaşanan bu olayları “ünlüler” adı verilen dizi oyuncularından ve müzisyenlerden bir grubun gözaltına alınması izledi. Bir iki gün önce onlarca “FETO’cü” denilenlerle, “DAİŞ'çi” denilenler de aynı akıbete uğradı.
İçimizde bunlar olurken “Trump'ın sosyal medya hesabından NATO'yu hedef alan sert sözlerine, kısa süre önce Ulusal Güvenlik Direktörlüğü görevinden istifa eden Joe Kent'ten çarpıcı bir cevap geldi. Kent, ABD'nin NATO'dan ayrılma planının arkasında yatan asıl nedenin; Suriye'de yaşanacak olası bir "Türkiye-İsrail çatışmasında" Washington'un NATO müttefiki Türkiye'ye karşı rahatça İsrail'in yanında yer alabilmesini sağlamak olduğunu iddia etti” haberi düştü.
Bu haberle birlikte “içimiz dışımıza çıktı.”
Ben bu “ahval ve şeraitte” CHP’li dostlarımız acaba ne yapacak, yüz küsuruncu mitinglerini ikiyüz küsuruncu mitinge mi tırmandıracak, “ara seçim” için 22 vekilini istifa ettirip ikisinin istifasına ret oyu verildiğinde 20 vekilinden mi olacak filan diye düşünürken, Cumhuriyet gazetesinde upuzun bir makaleye gözüm ilişiverdi. Makalenin yazarı Ahmet Saltık. Yazı Özgür Özel’e yönelik suçlamalardan sonra şöyle son buluyor: “Meşruluğunu yitirmiş rejime payanda olacak uzlaşmanın muhalefet için intihar, Türkiye için kör kuyu olacağı akıldan hiç çıkarılmamalıdır. Çare sine-i millettir.”
Yerel seçim zaferinden sonra ulusalcının aklına gelmeyen “sine-i millete” çekilme işi şimdi nasıl oldu da akıllara düştü? Ahmet Saltuk kimdir bilmiyorum. CHP’nin çekileceği milletin sinesinde bu çekilme gerçekleştiğinde yer alıp almayacağı hakkında da bir tahminde bulunamıyorum. Bugünkü “ahval ve şeraitte” böyle bir adımın “devrim yoluna” koyulmak olacağından hareketle fena halde “heyecanlanıyorum.” Ahir ömrümüzde bir türlü devrim yolunun sonuna erişemeyen neslimizin yapamadığını CHP’nin “yapmak üzere” olduğuna dair Ahmet Saltuk’un yaktığı meşaleye ben de evimin bütün ampüllerini yakarak “militanca” katılıyorum.
İçimi bir kurt kemiriyor: CHP bu Ahmet Saltuk’un aklına uyar da, yerel seçimde sadece sözünü etseydi Erdoğan’ı erken seçime boyun eğdirecek olan “sine-i millete”çekilerek, olacak şey değil ama tam da şu sırada “devrim yoluna” koyulursa neler olur dersiniz? O gün CHP kapatılır. Kim sine-i millete çekilmişse topu tutuklanır. Sinesine sığınılan CHP’li kitle, yüz küsur yıllık tarihi boyunca, bir cuntanın varlığını hissetmedikçe bir gün bile sokaklarda barikat kurmamışsa şu “cuntasız” haliyle değil barikat, çadır bile kuramaz. “Milletten umut kesmiyorum” kesmesine de ortada bu milleti sevk ve idare edecek olan “cuntanın” yerine CHP milletini sokaklarda SADAT’çıların eğittiği, Afyoncu soyadlı bir dinci sivil “tuğgeneralin” Harbiyelilerin komutanı olduğu, başında Savunma Bakanı olmak üzere tüm ordu komutanlarının İmamoğlu’nu derdest eden şimdiki Adalet Bakanı'nı huşu içinde ziyaret ettiği, “Başkomutanı'nın” da Erdoğan olduğu bir orduya karşı duracak herhangi bir “CHP’li devrim örgütü mü var?” . Cumhuriyet’in yerden yere vurduğu Özgür Özel bu örgütün liderliğine getirilemeyeceğine göre, lideri kim? Ahmet Saltuk mu, M. Ali Güller mi, Barış Terkoğlu mu? Başkan Öcalan’ın yüzünü sansürleyen Halk TV’nin ekran yüzleri mi? İzmirli Çakıcı efe mukallidi Yılmaz Özdil mi? Yoksa paralel bir istihbaratın başındaki Hakan Fidan mı?
Bu olmayan “devrimci, Atatürkçü, laik devrim örgütünün” başına kim geçerse geçsin, bu örgüt Barış ve Demokratik Toplum sürecini baltalama örgütünden başka bir şey olamaz.
Şu hale bir bakın: CHP, DEM Parti, TİP ve EMEP ile TBMM Komisyon raporuna imza atan tüm muhalif partilerle birlikte şu anda var güçle, bu raporun içindeki minimum da olsa önerilen demokratikleşme yasaları için var güçle yüklense, bıraktım bizimkileri, başta İmamoğlu ve tüm CHP’liler o gün özgürlüğüne kavuşur. Dedim ya, “içimiz dışımıza çıktı.”
Birileri Türkiye’nin ve Kürdistan’ın başına çorap örüyor. Karşımızda dört başı mamur tuzaklar var.
Sanıyorum yazım eksik oldu.
Şey! “Devrimci örgütün yokluğundan” söz etmiştim ya. Düzeltiyorum: Başkan Öcalan’ın 27 Şubat hamlesine ve TBMM’nin Komisyon inisiyatifine DEM Parti ile CHP birlikte yüklendiği halde AKP masayı devirirse, CHP’li Türk milletini ve DEM Parti'li Kürt milletini sevk ve idare edecek Kürt Özgürlük Hareketi ve onun deneyimli sosyalist dostlarından oluşan, şükür ki bir “devrimci örgüt” var.
