Gerçekçi gündem
Veysi SARISÖZEN yazdı —
- CHP, rakibini erken seçim mi olur ara seçim mi olur her yolla sıkıştırma hakkına sahiptir, ancak şu anda CHP’den beklenen 27 Şubat ve Komisyon raporundaki adımların atılması için tüm ağırlığını koymasıdır.
Bir gelenek olarak partiler arasında yapılan görüşmenin ardından ortak basın toplantıları yapılır. Genellikle bu ortak basın toplantılarında tarafların neler dediğinden çok, toplantının yapılmış olması büyük önem kazanır. Nitekim hafta başında yapılan CHP-DEM Parti görüşmesi, basın toplantısında konuşulanların çok ötesinde önem taşıyor.
Yine de bir istisna var. Özgür Özel’in konuşmasında “ara seçim” genişçe yer alırken, ANF’den izlediğim kadarıyla Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında “ara seçim” tek sözcükle geçmedi. İşte bu fark yorumlanmaya değer bir farktır.
DEM Parti, “ara seçim” konusunda ne düşünüyor? Bu konuda biri DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’ın, diğeri DEM Parti Eşbaşkanı Bakırhan’ın açıklamaları medyaya yansıdı. Sözcü Doğan, partisinin gündeminde ara seçim konusunun olmadığını, müzakere sürecinin karar sürecine dönmesi gereken bu aşamasında seçim tartışmalarının bu gündemin görünürlüğünü zedeleyeceği anlamına gelen bir açıklama yaptı. Bakırhan ise ara seçim talep etmenin CHP açısından meşru bir talep olduğunu ek olarak dile getirdi. Bu iki açıklamayı, birbirini tamamlayan iki açıklama olarak düşünürsek DEM Parti ara seçimi gündemine almayacak, buna karşı ara seçime karşı bir tutum da takınmayacak.
Eğer benim bu yorumum doğruysa DEM Parti’nin bu konudaki tutumu isabetlidir. Hakan Fidan’ın kurduğu söylenen “paralel istihbarat örgütü"nün görünüşte CHP medyası sanılan medyadaki uzantıları, DEM Parti’nin bu tutumunu MHP’nin ara seçime şiddetle karşı çıkan tutumuyla aynı olduğu yolunda DEM Parti-CHP ilişkilerini bozmaya dönük çarpıtmaları, iki parti arasındaki son görüşmeyle gereken cevabı almıştır.
22 vekilin istifa etmesi
Sağduyulu her CHP’li, ara seçimle ilgili DEM Parti’nin, konu TBMM’ye gelinceye kadar hiçbir şey yapamayacağını kolayca görür. CHP ara seçimi zorlayabilmek için 22 vekilinin istifasını planlamıştır. Herhalde hiç kimse, DEM Parti’nin de birkaç vekilini istifa ettirmesini beklemez. Bekleyen de vahim bir hata yapar... Demek ki DEM Parti’nin ara seçimle ilgili somut olarak konu TBMM’ye gelene ve CHP’li 22 vekilin istifası oylanana kadar yapacağı somut hiçbir şey yoktur. Bunun da anlamı ara seçim konusu DEM Parti’nin gündeminde şimdilik yer almıyor.
Geriye bir soru kalıyor: 22 CHP’li vekil istifa eder ve istifalar TBMM gündemine alınırsa DEM Parti ara seçimi “önleyecek” bir tutum mu takınır, yani AKP-MHP ile birlikte istifaların kabul edilmemesi yönünde mi oy verir, yoksa CHP ve ara seçim yanlısı diğer muhalif partilerle bu istifaların kabulü yönünde mi oy kullanır?
Aslında bu soru abes bir sorudur. Kimileri DEM Parti'nin AKP’yi ve MHP’yi küstürmek istemeyeceğini söylüyor. Müzakeresi yapılan süreç, AKP’yi ve MHP’yi aşıyor, devletle Kürt Özgürlük Hareketi'nin uzlaşma zorunluğuna dayanıyor. Hiç kimsenin “küstüm otu” numarası yapma imkanı yoktur. İstifaların reddi için AKP-MHP oyları yeterliyken, kendisi de muhalif bir parti olan DEM Parti neden iktidarla birlikte oy kullansın?
Seçim İstanbul'da yapılacaksa
Abes soruya karşı bu sorumuzu sorduktan sonra bu bahsi kapatalım. DEM Parti için ara seçim meselesi hiçbir şekilde parti içi tartışmanın konusu bile olamaz. CHP ara seçim taktiğini denesin, eğer AKP ve MHP saflarında bir gedik açılır da ara seçim zorunlu olursa yine DEM Parti için bir tartışma konusu olmaz. Parti belli ki bu seçime tüm partiler gibi katılır ve…
Evet işte burada bir karar meselesi DEM Parti’nin karşısına çıkar. Eğer ara seçim, mesela İstanbul’un 22 vekili istifa ettiği için İstanbul’da yapılacaksa DEM Parti bu seçimde nasıl bir ittifak yapacaktır?
Gelin bu soruyu tartışmaya açalım: Elbette biz DEM Parti’nin o durumda nasıl karar alacağını bilemeyiz. DEM Parti’ye de akıl vermeyi aklımızın ucundan bile geçirmeyiz. Konuyu ilke açısından ele alacağız.
DEM Parti “Üçüncü Yol"un yolcusudur. O halde “ara seçim” olacaksa bu seçimde DEM Parti’nin ne yapacağını değil de, “Üçüncü Yol"un ara seçimde ne anlama geldiğini düşünelim. Diğer bütün sorunlarda olduğu gibi şu ilkeye dayanır: "Kim Kürt halkının ulusal çıkarlarından yana ise onunla birlikte, kim Kürt halkının ulusal çıkarlarına düşman ise ona karşı”…
Bir not daha yazmalıyız. “Üçüncü Yol"un bu ilkesini şu aşamada hiç kimse “vaatlere” göre, seçim öncesi açıklamalara göre, “Kürtler bizim kardeşimizdir” gibi fasaryadan dağıtılan mavi boncuklara göre uygulayamaz.
“Üçüncü Yol"da karar, tüm partilerin seçimden sonra değil, şu anda attıkları adımlara bakılarak alınmalıdır. “Şu anda” atılacak adımlar önümüzde duruyor: En temel metin İmralı’da devlet ile Öcalan arasındaki demokratik uzlaşmayı yansıtan 27 Şubat açıklamasıdır. Bu açıklama, silahlı mücadeleyi sona erdirmeyi ve PKK’yi feshetmeyi demokratikleşmeyle atılacak adımlara organik olarak bağlamıştır. Altında Öcalan’ın ve devletin imzaları vardır. İkinci metin ise TBMM Komisyonu raporudur. Bu raporun 7 ve 8. maddeleri, başında “umut hakkını” terimi dile getirmeden kabul eden, tutuklanmayı “istisna” sayarak İmamoğlu’nun da özgürlüğünü sağlayacak olan maddelerin altında İyi Parti dışında bütün partilerin imzası bulunuyor.
Bu iki belgeye göre karar
“Üçüncü Yol"a göre; eğer ara seçim gerçekten olacaksa bu ara seçimde DEM Parti tek başına mı seçime girecek, yoksa “kent uzlaşısı”nı mı tekrar edecek, olacak şey değilse de yoksa AKP’yle mi “iç cepheyi” güçlendirecek sorularına cevap, kimin son gücünü bu iki belgeyi hayata geçirmek için harcayıp harcamadığına göre verilecek.
Şu anda, Nisan ayı bitip de Mayıs ayı bitmeden, yani İran savaşı bir felakete yol açmadan müzakereden karar aşamasına geçmek hayati önem taşıyor. Eğer ABD ve İsrail, Türkiye’yi muhtemel bir kara savaşına bulaştırırsa ortada ne müzakere, ne DEM Parti ne de CHP kalacaktır. Felakete gitmek zorunda kalacak olan devlet ve iktidar, dış politika iç politikanın, iç politika da dış politikanın devamı olduğu için aynı zamanda seçimsiz ve muhalefetsiz bir diktatörlüğe geçmek zorunda da kalacaktır.
Seçim hesaplarının yapılacağı bir dönemden geçmiyoruz. Türkiye’nin, Kürdistan’ın ve tüm bölgenin kaderi söz konusudur. Müzakereden karar aşamasına geçilir ve demokratikleşme yolunda yasalar çıkarılırsa sadece Öcalan’ın özgürlük yolu açılmaz, o gün İmamoğlu ve arkadaşlarıyla zindandaki tüm siyasi tutsaklar özgürlüğüne kavuşur. Dağdan binlerce gerilla iner, diasporadaki on binler ülkeye akar, zindana atılan binlerce general, albay, subay ve astsubay evlerine kavuşur. “Kutuplaşma” sona erer.
CHP'den asıl beklenen
İşte o zaman AKP ve MHP’nin “iç cephe”, bizim “savaş karşıtı demokratik cephe” dediğimiz cephe öylesine güçlenir ki, ABD ve İsrail’in gücü Türkiye’yi İran savaşına sürüklemeye yetmez. Şu andaki iktidar ve devletin başını tutan klik öyle suçlara bulaşmışlardır ki, şantaj karşısında Türkiye’nin çıkarlarını savunamazlar. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın çıkarlarını işte bu demokratik adımların atılmasıyla ortaya çıkacak olan barıştan, demokrasiden ve halk refahından yana güçlerin birliği koruyabilir.
Bana göre CHP rakibini erken seçim mi olur ara seçim mi olur her yolla sıkıştırma hakkına sahiptir. Meşru müdafaa halindedir. Partinin varlığına karşı darbe yapılmaktadır, ancak şu anda CHP’den beklenen müzakere sürecinden karar aşamasına geçildiğine göre, DEM Parti de içinde tüm muhalefetle birlikte 27 Şubat ve TBMM Komisyon raporunda kabul edilen adımların atılması için tüm ağırlığını koymasıdır.
