Erdoğan nasıl devrilir? 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

11 Ağustos 2020 Salı - 23:00

  • Şu anda Erdoğan’ın kendisi değil, sadece yaptıkları suçlanmaktadır. Onun halka karşı attığı her adım “Erdoğan istifa” sloganıyla birleştiği zaman, faşist rejimin muhalefeti kendi “gündeminin” peşine takma taktiği yenilgiye uğrar.  

Ben tam “Erdoğan’ın emrindekilerin değil, Erdoğan’ın istifasını isteyin” diye yazmaya başladım. Kılıçdaroğlu sanki bana inat şöyle dedi: “Hâlâ bu milleti seviyorsan, ilk yapacağın iş, o sosyete damadın işine son ver.”

Faşist diktatörle mücadele böyle yapılamaz.

Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan rejimi karşısında takındığı tutum, bu son cümlesinde bütün perişanlığı ile gözler önüne serilmiş bulunuyor.

Şu anda Türkiye’nin başındaki en büyük bela Erdoğan mı, yoksa onun damadı mı? Erdoğan damadının işine son verse biz Erdoğan’ın “hepimizi sevdiğine” mi inanacağız? CHP faşist diktatörlüğe mi karşı, yoksa faşist diktatörlüğün şu ya da bu “işlerine” ya da şu ya da bu “atanmışlarına” mı?

Bu yaklaşım, Erdoğan ve rejimini meşru saymaktır. 

Ekonominin başından “damadı” al demek, onun yerine “oğlunu” tayin et demekten farklı değildir.

Ana muhalefet partisi var olan rejimi tüm olan bitenlere rağmen hala meşru sayıyor.

Sanırım HDP’li arkadaşlar da uğradıkları saldırılara kahramanca direnme dışında bu rejimin nasıl yıkılacağına dair her hangi bir taktik-stratejik plan geliştiremiyor.

Biraz daha açık konuşma vakti sanırım geldi:

Bu rejim Türk sermayesinin en gerici, klerikal, şoven, en emperyalist kesiminin terörist diktatörlüğüdür.

Erdoğan rejiminden hiçbir “talepte” bulunulamaz. Baroları mı parçalayacak, ona “parçalama” denemez. Ne denir? “Avukatları da teslim alacak, o nedenle yıkılmalıdır” denir. “Savaştan vaz geç” denemez. “Barış için Erdoğan yıkılmalıdır” denir. “Patates ver” denemez, “patates için yıkıl git” denir.

Kimisi Erdoğan’ı “yıkmanın” şu aşamada gerçekçi bir hedef olmadığını düşünüyor olabilir. Haklıdırlar da.

Ama onlar bu hedefin gerçeklik haline gelmesi için ne yapıyorlar? 

Erdoğan rejiminin gündemine takılıyor, o hangi adımı atarsa, o adıma karşı bir kampanyadan ötekine sürükleniyorlar.

Bu durumdan çıkış için kafa yormalıyız. 

Erdoğan rejimine son vermenin, demokrasiye geçişi sağlamanın yolunu bulmalıyız. 

Faşist rejimin en büyüğünden en küçüğüne kadar attığı her halk düşmanı adıma karşı protesto eylemlerinden ya da demeçlerinden vaz geçmemeliyiz. Ama bu adımların her birine karşı protestoyu, bu rejimin yıkılması hedefine bağlamalıyız.

Buraya kadar söylenenler yine de genel geçer laflar.

Erdoğan rejiminin yıkılması için halk güçlerini, demokratik parti ve çevreleri somut bir hedef etrafında birleştirmek ve bu hedef yönünde halkı adım adım kitlesel direnişe hazırlamak asıl başarılması gereken iştir. 

Bu somut hedef bugünkü aşamada benim düşünceme göre “Erdoğan’ı istifa”ya zorlamaktır.

Örneğin Erdoğan İstanbul Sözleşmesinden çıkmak isteyince, kadınlar müthiş bir direniş gösterdiler. Bu direnişin eksik yanı nedir?

Direnişin ve tüm direnişlerin eksik yanı, bu eylemlere katılanları somut bir politik hedefe yönlendirmemek. İstanbul Sözleşmesinden çıkış engellendikten, direniş başarıya ulaştıktan sonra ne olacak? Bu eylemlere katılan ve henüz AKP’den kopmayan kadınlara nasıl bir hedef gösterilecek?

Sorun budur. 

Şu anda Erdoğan’ın kendisi değil, sadece yaptıkları suçlanmaktadır. Onun halka karşı attığı her adım “Erdoğan istifa” sloganıyla birleştiği zaman, faşist rejimin muhalefeti kendi “gündeminin” peşine takma taktiği yenilgiye uğrar. 

Bana öyle geliyor ki, halk çoğunluğunu “Erdoğan’ı istifaya zorlama” hedefinde birleştirmek, “Erdoğan istifa” sloganını yaygınlaştırmak, önünde sonunda direnişi “Erdoğan defol” hedefine yönlendirir, bunun da sonunda ya Erdoğan istifaya boyun eğer ya da boyun eğdirilir.

Erdoğan istifa sloganı hukuken suçlanamayacak bir slogandır. Canı yanan her yurttaş tepkisini böyle dile getirebilir. 

Bu yazdıklarımın “biricik doğru” olduğunu söyleyecek değilim. Sorun tartışmakta, kolektif bir yol çizebilmekte. 

Yazıya nokta koyacakken, Artı Gerçek gazetesinde bir makaleye rastladım. Prof. Eser Karakaş şöyle yazmış:

“Yönetici kliği işlediği suçlar nedeniyle batı standartlarında bir hukuk devletine dönüşü düşünmek bile istemiyor, yargılanmaktan çekiniyorlar.

Bu kliğin karar verici düzeyine siyasetten ve ekonomiden ellerini tamamen çekmek şartıyla bir “dokunulmazlık” tanımak belki kısa vadede bu kâbustan kurtulmak için en iyi çözüm olabilir.

Demek kaderde senelerce Anayasadan çıkarılması için mücadele ettiğimiz geçici 15. Madde benzeri bir maddeyi de önermek olabiliyormuş.”

Karakaş tartışmayı açmış. Bu kliği istifaya razı etmek için onları şimdiden “af” edelim demeye getirmiş. 

Ben sokak baskısıyla istifa ettirelim demiş oldum. 

Siz ne diyorsunuz?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.