Günün temel görevi!

Demir ÇELİK yazdı —

8 Temmuz 2021 Perşembe - 23:00

  • Üçüncü Dünya savaşının yaşandığı koşullarda Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi Kürtler için önemli bir başka kazanım olmuştur. Bu kazanımı, başta Türk Devleti olmak üzere, Suriye rejimi ile devletçi ve iktidarcı sistemin ortadan kaldırmak istediği biliniyor.

1991’den beri genelde Ortadoğu’da, özelde Kürdistan’da önemli gelişmeler yaşanıyor. ABD’nin başını çektiği devletçi-iktidarcı sistemin kaos yaratma ve kaosu yönetme stratejisi ağır siyasal ve sosyal travmalara yol açmış bulunmaktadır.

Bölge halkları ve kadim inançlar, geçen otuz yıl boyunca birçok kez toplumsal, siyasal, kültürel, ekolojik ve kadın kırımına uğramış, ağır bedeller ödemişlerdir.

Öz gücüne dayanan, meşru savunmasını geliştiren halklar ve toplum kesimleri bu süreci daha az kayıpla atlatırken, kaderini devletçi sisteme bağlayan toplum kesimleri ise telafisi zor büyük kayıplar yaşamışlardır.

Birinci dünya savaşı sürecinde öz gücüne dayanmadığı, egemenlikçi sistemin kimi vaatlerine inandığı, stratejik düşünmek yerine yerel düşündüğü, aile, aşiret ve dini hassasiyetlerle soruna yaklaştığı için büyük kaybetmişti Kürtler.

İçinden geçtiğimiz süreçte de benzer bir durumla karşı karşıyadırlar. Ya birlikte dayanışarak ve ortak mücadele ile büyük kazanmanın arayışı içinde olacağız. Ya da kendimize göre, keyfi, aile, aşiret, mezhep, parti, hareket ve parçanın hassasiyetle yaklaşarak, hep beraber yeniden kaybetme riski ile karşı karşıya kalacağız. Bu denli hassas olan bu sürecin önümüzdeki aylar ve yılları oldukça büyük önem arz ediyor.

Körfez savaşı döneminde ortaya çıkan defacto koşullarda, Kürdistan Federe Devleti’nin doğuş imkanları açığa çıkmıştı. Uluslararası konjonktürün elverişli olduğu o süreçte, Güney Yönetimi demokratik-hukuk normlarına uygun siyasi ve idari yeni bir ruh oluşturabilirdi. Ancak öncelikler toplum ve toplumun temel ihtiyaçlarını karşılamak yerine, dar grup, aile ve aşiret çıkarları esas alınmış; tüm Kürtleri kapsayan, onları kucaklayan ve Kürdistan Statüsü hedefine dönük stratejik yaklaşım geliştirlememiş, siyasal ve toplumsal istikrar sağlanamamıştır. Açığa çıkan fırsatlar amacına uygun değerlendirilememiş, olanak ve imkanlar kaygı, korku ve çıkara heba edilmiştir. Bununla birlikte bütün Kürt siyasi parti ve hareketlerinin önceliği Federe Yönetim Statüsüne sahip çıkmak ve onu hem halk yararına, hem de Kürdistan Statüsü lehine dönüştürmek olmalıdır.                                                         

Üçüncü Dünya savaşının yaşandığı koşullarda Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi Kürtler için önemli bir başka kazanım olmuştur. Bu kazanımı, başta Türk Devleti olmak üzere, Suriye rejimi ile devletçi ve iktidarcı sistemin ortadan kaldırmak istediği biliniyor. Bu anlamda olası risklerin henüz atlatılamadığı, büyük tehlike ve risklerin Rojava’yı beklediğini pekala söylemek mümkündür. Ancak örgütlü mücadele esası ile hareket edildiğinde ise bu risk ve tehlikelerin yanın da, önemli fırsatlarda söz konusudur. Her şeyden önce Kobanî Direnişi ve Daiş’i yenilgiye uğratan güç olması nedeni ile Kürtlerin uluslararası düzeyde kazandıkları çok saygın meşruiyet ile birlikte, yedi yılı bulan Özerk Yönetim’in değerli deneyim ve birikimi söz konusudur.

Bu deneyimin uluslararası devrimci ve sosyalist çevrelerle ekolojist, feminist hareketlerle sahiplenilen dünya halklar ve ezilenler nezdinde ki karşılığı çok değerlidir. Eğer bu yüksek düzeydeki sahiplenme olmamış olsaydı ve öz güce dayanmamış olunsaydı, hem kapitalist modernite tarafından, hem de sömürgeci devletler tarafından ortadan kaldırılma olasılığı yüksekti. Bu temel dinamiğin varlığı ve birlikte mücadele ısrarı Rojava’ya nefes aldırmakla kalmamış, dikkate alınması gereken temel dinamik konumuna getirmiş bulunmaktadır. Bu temel güç pozisyonu nedeni ile Türkiye ve Suriye açıktan saldıramıyor. Rusya ise çok istemesine rağmen kendi stratejik çıkarlarına uygun hareket edemiyor.                                                                                                                                                   

Bütün bu gelişmelerden hareketle: eğer dört parça Kürdistanlılar başta olmak üzere, ezilen toplum kesimleri ile dostlarımız bu süreçte Rojava’ ya sahip çıkabilirsek Başûr Statüsü yanına, Rojava Statüsü’nü de uluslararası meşru zeminlerde taçlandırmış oluruz. Bu nedenle Kürdistan’a ve Kürtlere dönük topyekun saldırıyı göğüslememiz ve boşa çıkarmamız içinden geçmekte olduğumuz sürecin en temel görevi olmaktadır. Bunun için siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, demokratik ve diplomatik alanlarda çok daha örgütlü ve çok daha nitelikli çalışmalarla süreci karşılamak, ekmek kadar, su kadar olmazsa olmazımız olmalıdır.

Özellikle güçlü kamuoyu diplomasisi yanında, nitelikli ve sonuç alıcı uluslararası diplomasiyi harekete geçirmeli, meşru demokratik ulusal taleplerimiz etrafında topyekun kazandıran birlik içinde olmalıyız.

Böyle hareket ettiğimizde, yakın zamanda yeniden görüşülmeye başlanacak olan Suriye görüşmelerinde, Rojava Statüsü uluslararası güvenceye kavuşmuş olur. Başûr ve Rojava’ nın Statüsünün uluslararası onayı, Bakûr’un statüye kavuşması, dolayısıyla Kürdistan Statüsü demek olacağı için bu duyarlılık ile sürece dahil olmak dört parçadan elli milyon Kürt'ün tarihi görevi olmaktadır.  

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.