Hanau’yu hatırlamak

Nevra AKDEMİR yazdı —

20 Şubat 2022 Pazar - 23:30

  • Saldırı üzerine Almanya’nın küçüklü büyüklü her yerinde, hatta hayatın biz göçmenler için son derece zorlaştığı yerlerde bile, tepki verilmesi, yas tutulması ve ırkçılığın lanetlenmesi son derece önemli, hatta güven verici. 

Göçle gelen nüfusu ve emek gücü havuzu, ev sahibi ülkenin sömürge hukukuna benzer bir sosyal yapıya zemin olarak gördüğünü ve tüm kurumsal iktidar mekanizmalarını bu bağlamda oluşturduklarını bu yazıda iddia edeceğim. Sömürge hukuku, yasallaşmış istisnalar ve imtiyazlıların diğerleri üzerinde tabiiyet yaratmasına olanak veren hukuk olarak tanımlanabilir. İktidar, kamusal olarak göçmen topluluklarla ilişkilenmek için genellikle en arkaik iktidar biçimlerini yani dinsel ve etnisite temelli kontrolü elinde tutan öznelere politik bir rol verir ki bu toplulukları kolayca kontrol etsin. Sömürgeleştirilmiş coğrafyalarda kabileler ve geniş ailelerin geleneksel liderlerinin bu teması sağlaması üzerine, toplumunun tüm ilerici unsurlarını baskılayarak bu gerici tabiiyet formlarını güçlendirdiğini görebiliyorduk. Sömürgeciliği yıkmak için pek çok defa kendi içlerindeki bu iktidarlarla da savaştı söz konusu toplumlar.

Göçmenlikte de benzer bir kategorizasyon sürekli işliyor. Aretxaga (2003, Maddening State) delirten devlet isimli makalesinde, devletin biçimini belirlenmemiş fikirlerin, imgelerin ve ideolojilerin arşivi olarak tanımlar. Böylelikle ilgili kategorizasyonlar, çoğunlukla fiziksel sınırın çok ötesinde anlamları ve şiddeti beraberinde getiren kağıt sınırlarla ilişkilenmiş insanları kolayca ve eşitlik kaygısı gütmeden yönetebilir hale gelir. Eşitsizlik ve temsilin kategorik kurulumu, iktidara açıkça öteki yaratma kısmen acınarak inayet gösterilen kısmen düşmanlaştırılıp kriminalize edilerek yok edilebilir veya tabii kılınabilir ve sömürülebilir bir topluluk yaratır. Göçmenler karşılarındaki bu aşağılama ve değersizleştirme karşısında tepkisel olarak daha gerici değerlere sarılabilir veya kimlik mücadelelerini yerelleşmek için yapmaları beklenir, kültürlere referans verenler tarafından. Ancak hayat dinamik ve daha umutlu. Kısır döngüler içinde değiliz, sömürgecileri yıkmak için içimizdeki sömürgeciyle konforu için işbirliği yapanı da yok etmenin gerektiğini biliyor ve gereğini yapıyoruz.

İçinde olduğumuz tuhaf haller bana bunu hatırlatıyor. Hanau’dan bahsediyorum. Irkçılığın en yakın ve şiddetli saldırılarından birini yaşamamızın üstünden 2 sene geçti. İki sene önce şöyle yazmıştım, yazının yazıldığı hafta sonu üst üste örgütlenen pek çok eyleme bakınca yeniden aynı yazıyı burada paylaşmanın anlamlı olduğunu düşündüm:

"...Sürekli ezilen, iğdiş edilenler için bir pazarlık da barındırıyor belirli belirsiz. Erkeklerden, kadınların itaati karşılığında beklenen iktidara itaat gibi. Avrupalı batılılardan, Avrupalı olmayanlara üstünlük taslamaları karşılığında beklenen biat gibi. Dinsel grupların dışında kalanların günahkar olması, cennetin sadece aidiyet duyulan grubun girebileceği sonsuz hayat vaadine dönüşmesi gibi. Tüm çığlıklarını acılarından ve kayıplarından doğan isyankar kızgınlıklarını yönelttikleri diğerini yarattıkları sürece, varlıklarını değerli kılacak uluslarına, dinlerine, hükümetlerine veya kıymetli soyadlarıyla hatta kendi tarihleri ile gurur duyabilirlerdi. Meslekleri ile gurur duyarak Araplardan veya Kürtlerden nefret etmek, işsizlik veya ev kiralarının yükselmesini, hatta ekonominin kötüye gitmesini göçmenlere/sonradan gelenlere bağlamak imtiyazı, çoğunluk olabilmenin asli koşulu değil miydi zaten?

Hanau katliamında hepsini buluyoruz. Katil ardında bıraktığı ‘manifesto’da, kadın düşmanlığından homofobiye, ırkçılığa ve yabancı nefretine birbirine paralel işleyen aşırı sağ saldırganlığın tüm karakteristiğini üzerinde taşıyor. Joker filminden hatırlayacağınız karakter gibi. Politik söylemlerin mümkün kıldığı arenada, gündelik hayatta belli belirsiz size çarpıp geçen ve insani değer ve saygınlık duygusunu her seferinde aşındıran ırkçılık, doğallaştığı ve suç haline açıkça gelmediği her durumda yeni katliamlara fırsat verecek açık ki.

Saldırı üzerine Almanya’nın küçüklü büyüklü her yerinde, hatta hayatın biz göçmenler için son derece zorlaştığı yerlerde bile, tepki verilmesi, yas tutulması ve ırkçılığın lanetlenmesi son derece önemli, hatta güven verici. Giderek artan saldırılara karşı, kategorilendirilmeyi reddederek içinde yaşadığımız toplumun parçası olduğumuzu görünür hale getiren yerellerdeki sosyal bağlarımız en güçlü tutunacak dalımız. Tarih boyunca acıları karşılaştırmak ve mağduriyetlerden örülü pazarlık alanları yaratmanın acılı sonuçlarıyla dolu; mağduriyetlerin doğurduğu pazarlık alanlarında politika aşınıyor, vicdanın doldurduğu sınıf kininin yokluğunda, dayanışma unutulup, iyiliklere ve iyiliğin gizlediği tahakküm ilişkilerine emanet ediyoruz geleceğimizi... zor zamanlar, en çok yakındaki bariyerleri görmekte ise; aynı zamanda en yakındaki dayanışmayı kendine rağmen güçlendirmekte direniş ve Umut."

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.