HDP’yle dayanışma mı zor dayanışana saldırmak mı? 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

11 Temmuz 2022 Pazartesi - 08:20

  • Barış Doster ve benzerleri referandumda birinci olarak Kürt sorununda çözüme karşı oldukları için, aynı zamanda “askeri vesayeti” savundukları için ve üçüncüsü AB’ye üyelik yerine Şanghay Beşlisi’ni benimsedikleri için “hayır” dediler. “Hayır” diyenlerin arasında faşist MHP de onların yanındaydı.
  • HDP  ise “üçüncü yol”un gereği olarak, hem “evet” çizgisine, hem de “hayır” çizgisine karşı çıktı, “Kürt sorununda çözüm Anayasayla desteklenmedikçe hiçbir reform adımının işe yaramayacağını” ilan etti ve boykot kararı aldı. Hayat HDP’yi doğruladı.

Barış Doster isimli bir “ulusalcı” yazar var. Cumhuriyet Gazetesi’nde yazıyor.  

9 Temmuz 2022 tarihli yazısının ilk cümlesi şöyle: 
“Sonunda beklenen oldu. Yetmez ama evet korosundan bazı isimler, HDP danışma kuruluna girdiler.” 
Yazısının “orta” cümlesi de şöyle: 

“Hem HDP imkanları geniş bir partidir hem de yetmez ama evet takımı mevki, makam, ekran, kürsü, köşe, unvan meraklısıdır.” 

Ve yazısının son cümlesi de şöyle: 
“Bunlar, Türkiye’nin milli aydını değil, emperyalizmin kullanışlı entelleridir.” 
Bu üç cümlenin araları HDP Danışma Kurulu üyelerine tipik “milliyetçi” saldırılarla doldurulmuş.  

Önce birinci cümleye bakalım.  

Ulusalcılar yıllardan beri Anayasa referandumunda “yetmez ama evet” dedikleri için Danışma Kurulu’na seçilen kimi aydınları hedef tahtasına koyuyor. Sanırsınız ki Anayasa değişikliği AKP seçmeninin oylarıyla değil de sözü edilen bu birkaç bin aydının oyları sayesinde Referandum’da onaylanmış.

Gerek HDP ve gerekse bir çok sosyalist, bu satırların yazarı da içinde “yetmez ama evet” diyenlerle aynı cephede olmadı. HDP referandumu boykot etti. 

Referandum hangi ortamda yapıldı? Birincisi referandum süreci Kürt sorununun müzakerelerle çözülme süreciydi. İkincisi “askeri vesayete” karşı mücadele sürüyordu. 12 Eylülcülerin cezalandırılması gündemdeydi. AKP iktidarı AB’ye üye olmak için köksüz de olsa kimi adımlar atıyordu.  

İşte “yetmez” diyen sözü edilenler bu nedenle referandumda “evet” denmesini savundu. 
Barış Doster ve benzerleri ise referandumda birinci olarak Kürt sorununda çözüme karşı oldukları için, aynı zamanda “askeri vesayeti” savundukları için ve üçüncüsü AB’ye üyelik yerine Şanghay Beşlisini benimsedikleri için “hayır” dediler. “Hayır” diyenlerin arasında faşist MHP de onların yanındaydı.  

HDP  ise “üçüncü yol”un gereği olarak, hem “evet” çizgisine, hem de “hayır” çizgisine karşı çıktı, “Kürt sorununda çözüm Anayasayla desteklenmedikçe hiçbir reform adımının işe yaramayacağını” ilan etti ve boykot kararı aldı. Hayat HDP’yi doğruladı. AKP MHP’yle birleşti ve askeri vesayetçilerin yoluna girdi.  

“Yetmez ama evet” diyenler, Kürt düşmanlarına ve askeri vesayetçilere göre elbette HDP’ye o zaman da daha yakındı. 
Şimdi durum aydınlanmıştır. Çoktan tarihe karışmış ve artık Başkanlık rejimiyle birlikte hiçbir önemi kalmamış olan Referandum sürecinin altından çok sular akmıştır.  

Barış Doster ve benzerleri şu anda Türkiye’nin temel sorunlarında AKP-MHP iktidarının yanındadır. Onlar faşist diktatörlüğün Şam rejimiyle anlaşıp Rojava’yı yok etmesini, Barzani ile anlaşıp Başûr Kürdistan’ını işgal etmesini, PKK’ye karşı işlenen savaş suçlarını ve Kuzey Kürdistan şehirlerinin yakılıp yıkılmasını, HDP’ye yönelik tutuklamaları, Yunanistan’la gerginliği ve bu amaçla silahlanma masraflarının ekonomiyi yıkıma götürecek ölçüde artmasını açıkça destekliyorlar. Aynı zamanda AKP’yi üçüncü dünya savaşında iki küresel güçten Rusya-Çin tarafına çekmek ve ülkeyi savaşa sürüklemek için bu desteği daha da arttırıyorlar.  

“Yetmez ama evet” dedikleri için küfrettiği aydınlar ise “artık yeter” diyerek HDP Danışma Kurulu’nda yer alıyorlar.  
Doster’in yazısındaki ikinci cümleye gelelim: ““Hem HDP imkânları geniş bir partidir hem de yetmez ama evet takımı mevki, makam, ekran, kürsü, köşe, unvan meraklısıdır.” 

Bu ahlaksız bir iftiradır. Uzun uzun yazmaya gerek yok. Bu aydınlar üyeleri, il, ilçe ve parti eşbaşkanları tutuklanan, şu anda vekillerinin neredeyse tamamının dokunulmazlıkları kaldırılmak ve tutuklanmak üzere olan bir partinin Danışma Kurulu’nda, faşizme meydan okuyarak yer aldılar. “Mevki, makam, ekran, kürsü, köşe, unvan meraklısı” hangi aydın bu demokratik cesareti gösterir?  

Şu gerçek Doster’in suratını kızartmış olmalı: 
“Mevki meraklısı” diye küfrettiği Prof. Dr. Şebnem Oğuz HDP Kongresinde HDP Danışma Kurulu üyesi oldu ve ertesi gün zorla Üniversite’deki görevinden istifa ettirildi. Doster denilen kişi Şebnem Oğuz’lara karşı yandaş rektörlerle ve onların patronu Erdoğan ve Bahçeli ile aynı iplikten dokunmuş kirli bir bez parçası olmayı içine sindiriyor mu? 

Yazının son cümlesine gelince…Şöyle: 
“Bunlar, Türkiye’nin milli aydını değil, emperyalizmin kullanışlı entelleridir.” 
HDP Danışma Kuruluna üye olan aydınların “milli aydın” olmadıkları çok açıktır. Tevfik Fikret şu anda yaşıyor olsaydı, o da Danışma Kurulu’nda yer alırdı. Ne demişti Fikret? “Milletim nev-i beşer, vatanım ruy-ı zemin”… O insanlık milletimdir derken Kürt Halk Önderinin “demokratik ulus” düşüncesini, dünya vatanımdır derken de “konfederalizm” programını adeta müjdeler gibidir. 

“Milli aydın” Barış Doster gibilere deniyor. Milli aydın demek, halkın çıkarlarını değil, uyruğu olduğu devletin “milli çıkarlarını” savunan kişi demektir. Türk devletinin ilan ettiği “milli çıkarlar” nedir? Kürdistan’da halkın kazanımlarını yok etmek, bütün Kürdistan parçalarını yutmak, Ortadoğu pazarlarında güç merkezi olmak, emperyalistler arası paylaşım kavgasında kendi emperyalist payını koparmak için gözünü kırpmadan dünya savaşına bulaşmak. Doster farkında mı bilmem ama Türk bölgesel emperyalizmi tarafından Kürt halkına, Kürt halkıyla kaderini birleştiren gerçek aydınlara karşı “kullanılıyor.” 

“Muhalefeti” ise, ABD ve AB saflarında değil de, Rusya ve Çin saflarında savaşa girmek isteğindendir.   
HDP ise Ukrayna’da yeni aşamaya yükselen dünya savaşında taraf değildir. Taraflardan hiçbirine ne dosttur ne de düşman. HDP halkları savaş felaketinden korumaya çalışıyor. Bu parti Madrid’de NATO’ya teslim olan ve Karadeniz’de Rusya’yla çatışması an meselesi haline gelen Türkiye’yi AKP-MHP diktatörlüğünden kurtarmak için saflarını Doster’in hakaret ettiği aydınlarla genişletiyor. 

Erdoğan’ı devirmek için HDP saflarını bu aydınlarla genişletmesin mi? 

Madrid zirvesi bütün Ergenekoncularda dehşetli bir korku yarattı. Doster de ne yaptığını şaşırmış. Hem Rusyacıdır, hem de Rusya’ya karşı NATO’ya teslim olan Erdoğan’ı devirmek için Danışma Kurulu ile adım atan HDP’ye saldırıyor.  

Salim kafayla düşündüğünde, “keşke ben de HDP Danışma Kurulu’na aday olaydım” diyecek gibime geliyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.