HİLAFET

Cafer TAR yazdı —

19 Temmuz 2020 Pazar - 23:00

Erdoğan ilk dönemlerinde muhalefet ile az çok eşit koşullarda yarıştığı seçimleri kazanarak iktidarını sürdürdü. Eski rejime tepkili geniş yığınlar Erdoğan ve partisini bir umut olarak gördüler. Yasama, yürütme ve yargının ordu tarafından kontrol edildiği yıllar boyunca geniş halk yığınları yok sayılmıştı.

Türkiye'nin başta Kürt sorunu olmak üzere temel meseleri olduğu gibi duruyor; Türkiye hem içerde hem de dışarıda bir kilitlenme hali yaşıyordu. Erdoğan bugünkü rejimi inşa ederken görünürde demokratik bir dil kullandı; fakat gerçekte kendi rejimini inşa ediyordu.

Torba reformlar bugünkü rejimin inşaasında çok önemli bir yerde duruyor. Görünürde demokratik fakat gerçekte Erdoğan rejiminin bugününü inşa eden reformlarla adım adım günümüze geldik.

Eskiden yargı devlet ideolojisine bağlılık gösterirken; gerçekleştirilen yargı reformları sonrası yargı artık Erdoğan ve partisine bağlılık göstermeye başaladı. Günümüz Türkiye yargısında kimse haktan adaletten bahsedemez.

Açılan cumhurbaşkanına hakaret davaları bile Türk yargısının içine düştüğü rezaleti açıklamaya yeter. Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere binlerce HDP'li haksız yere Erdoğan yargısı tarafından cezaevinde tutuluyor.

Burada dar anlamda bir hak ihlalinden bahsedilemez; gerçek durum bundan çok daha kötüdür. Türkiye'de HDP'liler şahsında yaşanan hukuk devletinin sistematik olarak tasfiyesidir. Devlet Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala hakkında verilen hak ihlali ve tutukluluğun sona erdirilmesi kararını uygulamıyor, alay edercesine suç uydurarak insanları haksız yere cezaevinde tutulmaya devam ediyor.

Dünyanın en demokratik ülkelerinde de hak ihlalleri yaşanabilir; bir ülkede yaşanan hak ihlallerinin telafi edilebildiği hak arama kanalları açıksa o ülkede sorunların çözümü de mümkündür. Fakat bir ülkede insanların haklarına ve özgürlüklerine saldırılar sistematik olarak devlet tarafından planlı olarak yapılıyorsa o ülkede faşizm hüküm sürmeye başlamıştır. Türkiye'de yaşanan tam da budur.

Bütün bunlar olurken eskiye özlem duyan, geliştirmeye değil sadece engellemeye odaklı muhalefet iktidar karşısında bir türlü istediği sonucu alamıyor. Türkiye tarihinin en ciddi ekonomik krizi ile karşı karşıya, toplumda muazzam bir yoksullaşma yaşanıyor, insanlar geleceklerinden endişe duyuyorlar; fakat buna rağmen muhalefet iktidar karşısında istediği yerde değil.

Türkiye'de bir türlü aşılamayan muhalefet krizi Erdoğan rejimini büyüttü bugünlere getirdi. Tutarlı bir demokrasi talebi ve hakkaniyetli bir ekonomik programla kitlelere bir türlü gitmeyen, ısrarla geçmişin vesayetçi günlerini geri getirmeye çalışan muhalefet Türkiye'de işlerin bu noktaya gelmesinde en az Erdoğan/Bahçeli ikilisi kadar sorumludur.

Normal demokrasilerde iktidarlar seçilerek iktidara gelir ve anayasal sınırlar içerisinde başta yasama olmak üzere diğer demokratik kurumlarca denetlenmeyi kabul ederek iktidarlarını sürdürürler.

Son kamuoyu yoklamaları Erdoğan/Bahçeli ikilisinin oylarının düşmeye devam ettiğini gösteriyor. Çok özel bir şey olmazsa bir daha seçilmeleri mümkün gözükmüyor. Ayrıca Erdoğan ne içerde ne dışarıda hiç bir kurum tarafından denetlenmek istemiyor.

Dolayısıyla özetlersek, Erdoğan hem iktidarda kalmak hem de denetlenmemek istiyor; bu iki isteğinin de günümüz koşullarında fazla bir karşılığı yok. Bu durumda Erdoğan'ın şapkadan tavşan çıkarması lazım; Ayasofya'nın ibadete açılması tavşanlardan ilkiydi; muhtemelen hilafet de ikincisi olacak.

Allahın yeryüzündeki gölgesini; halifeyi kim denetleyebilir, bir kere halife oldunuz mu, bir daha seçilmeye ihtiyacınız da olmaz. Bundan sonra cumhurbaşkanlığı Erdoğan'ı kesmez; ayrıca işini de görmez.

Erdoğan'ın hilafet ihtiyacı var!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.