Kaygılı Kürt evladına hakikati anlatmak…

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Hem faşist Türk devleti hem de KDP “acele” ediyor. PKK soğukkanlı, acele etmiyor ama AKP ve KDP acele ediyor, ne demişler ‘acele eden ecele gider’…Zafer eninde sonunda Kürt halkının olacak…”

Quto kapımdan ilk defa çok endişeli bir yüzle içeri girdi.  
“Hayrola Quto” dedim 
“Hayır mı ola hayırsız mı ola bilmiyem” diye mırıldandı. Sonra Yeni Özgür Politika’dan Murat Karayılan’la yapılan röportajın kupürünü masama, bu defa fırlatmak yerine, usulca bıraktı. “Okudun mu?” diye sordu. Okuduğumu söyledim, çok güzel, derinlikli bir röportaj vermiş dedim. 
Quto yüzüme küskün gözlerle baktı. “Veysi abe, bari sen bizim TV’lere çıkan bazı yorumcular gibi resmi görüşünü bana satma diyem. Karayılan abemin röportajda dedikleri beni çok kaygılandiriy…” 
“Neden ki?” diye sordum. 
“Ölüm kalım ne demek Veysi abe?” 
“Yani ya öleceksin ya da sağ kalacaksın demek.” 
“O zaman Karayılan abem bize deyi ki, ya hepten öleceğiz ya da hayatta kalacağız, düşman ya hepten ölecek ya da Allah muhafaza hepten yaşayacak…Yani iki ihtimal kaliy. Ya Hevaller hepten ölürse diye aklım karışiy…” 
Ne yalan söyleyeyim, ben Murat Karayılan’ın “bu savaş ölüm-kalım savaşı” sözünü, “bu savaş çok önemlidir” diye yorumlamıştım. Quto gibi düşünmemiştim. Devam etti: 
“Ardından Cemil Bayık abem daha açık konuştu, bu savaştan onlar da zaferle çıkabilir, biz de…Yani ya gerilla tasfiye olabilir ya da faşist rejim yıkılabilir dedi. Bayık abem Karayılan abemin sözlerine açıklık getirdi diye düşüniyem…” 
Kalbime şüphe düşürse de kuyruğu dik tuttum. “Abartma Quto, gerilla Zap’ta, Avaşîn’de düşmanı vuruyor” dedim.  
“Düşman da vuriy” demez mi? 
“Quto dedim, sen gerillanın yenilmezliğinden şüpheye mi düştün, iraden mi zayıfladı, anneni dinlemek yerine babana mı kulak veriyorsun, söyle bana aben Xırık ne diyor?” 
“Abem iki şişe yarap içtikten sonra senin gibi konuşiy, acitasyon yapiy, bağırıp çağıriy, slogan atiy, serhoş olunca zaten leş gibi uyudu, Ayşo durttü dürttü, ayılamadı, Newroz’a da yetişemedi benamus…” 
Sözleri ağırıma gitti. Biraz daha çekişsek beni de şarapçı diye suçlayacak. 
Quto üzüldüğümü anladı. “Kızma Veysi abe, ben senden hakikati duymak istiyem” dedi. 
Kendime geldim. Çocuktu, mocuktu ama, Sur’da ihtiyarlardan daha fazla olgunlaşmıştı. Ona hakikati anlatmaya karar verdim. 
“Quto dedim, durum sandığımızdan daha da kritiktir.” Ve anlattım: 
Düşman son savaşını veriyor. Acelesi var. İki sebepten. Birincisi içeride AKP faşizmi ha yıkıldı, ha yıkılacak. Yıkılmamak için savaş kartını açtı.   
Yalnız AKP faşizmi depreme uğramadı. KDP’de sarsılıyor.Referandum’da tökezledi, tökezleyince Kerkük’te YNK’ye vurmak için Kerkük’ün Bağdat rejimi tarafından işgaline “tık” demedi. Ardından YNK ile KDP arasındaki ilkesel anlaşmayı yırttı, YNK’den bir kişinin Irak Cumhurbaşkanı olması gerekirken, bir takım tehlikeli ittifaklar kurarak, Cumhurbaşkanlığının KDP’ye ait olduğunu iddia etti. Böylece Başûr Kurdistan’ını da, Irak devletini de politik krize sürükledi. 
Ama en kötüsü Türk devletiyle yaptığı utanç verici işbirliğini PKK’ye karşı ihanete varan bir aşamaya yükseltti. PKK’ye karşı saldırıların şu ya da bu şekilde sonuç vermesi durumunda TC’nin stratejik amacı tüm çıplaklığı ile ortaya çıkacak; Başûr Türk mandasına girecek. Bu milli felaketi Barzani kendi halkına zorla dayatabilir elbette. Ama bir şartla: PKK tasfiye edilebilirse. Bu nedenle acelesi var. Yoksa Barzani iktidarı çöker ve Başûr işgalcilerden kurtulur.   
Kısaca AKP-MHP iktidarının da KDP iktidarının da ömrü kısalıyor. O nedenle hem faşist Türk devleti hem de KDP “acele” ediyor. Ya şimdi PKK’den “kurtulacaklar” ya da PKK Kürdistan halklarını, Arap halklarını bunlardan kurtaracak. Ölüm-kalım savaşının bir anlamı bu. 
Acele etmelerinin ikinci nedeni Üçüncü Dünya Savaşı’nın Avrupa’ya sıçraması. AKP PKK’ye karşı savaşta bugüne kadar Rusya ile ABD arasındaki dengeyle çok iyi oynadı. O sayede Rusya’yla birlikte Efrîn’i, ABD’yle birlikte Serêkaniyê’yi işgal ve fiilen ilhak etti. Ama şimdi giderek nükleer savaşa bile evrilme potansiyeli taşıyan bu savaş Rusya ile ABD’yi ve onların müttefiklerini karşı karşıya getirdi. Artık savaş Ukrayna ile Rusya arasında değil, Batı ile Rusya, dolaylı olarak Çin, belki de İran arasında. Henüz netleşmeyen bu durum, az sonra netleşecek. Ve Türkiye, bir NATO üyesi olarak Rusya’ya, gelecekte Çin’e ve büyük ihtimalle İran’a karşı bu savaşın içine Batı saflarında yuvarlanacak. 
İşte o zaman ABD’ye karşı savaş halinde olan Rusya Türkiye’yi durdurmak için müttefik arayacak. TC’ye karşı doğrudan savaş açmak yerine onu durduracak güce muhtaç olacak. Bu güç PKK’dir.  İleride Çin ve İran da bu duruma düşecek. Böylece PKK bugünkü tecrit durumundan çıkma imkanı bulacak. PKK elbette Üçüncü Yol’dan ayrılmaz. Stratejik açıdan ne savaştaki taraflardan birine düşmandır, ne de taraflardan birinin kuyruğuna takılır. Rojava’da olduğu gibi taktik ittifakları değerlendirir. Türk devleti acele ediyor, çünkü bu ihtimallerden dehşetli korkuyor. 
Irak’a gelince… Ukrayna savaşının derinleşmesi Irak’ı paramparça etmeye adaydır. Bu ülkenin içinde Türk yanlıları olduğu gibi İran yanlıları da var. Bu devletin içinde hala ABD bir işgalci olarak bulunmakta. Irak Arap toplumu sadece Sünni ve Şii mezhepleri arasında çatışmalara gebe değil, Türkmenler de Sünni-Şii çatışmasının eşiğinde. Şii toplumu da derin bir şekilde İran yanlısı ve karşıtlara bölünmüştür. Bütün bu bölünmelerin yanı sıra Başûr’da da çok tehlikeli ayrışmalar meydana gelmiştir. KDP’nin PKK’ye düşmanlığına, KDP-YNK ayrışması ve özellikle de halk içindeki ayrışmalar eşlik ediyor. Suriye Rusya’nın desteğinde İran yanlısı Şiiler’le askeri bir dayanışma içine girerse, kimse şaşırmamalıdır. KDP’nin de Bağdat’ın da bir an evvel TC duruma hakim olsun bizi kurtarsın diyerek acelesi var. Ukrayna savaşı az sonra Irak’ı ve dolayısı ile Başûr’u yıkılmanın eşiğine getirecek. 
O nedenle şimdi her iki güç, TC ve KDP “ölüm-kalım savaşını” başlattı. 
Quto araya girdi: “Veysi abe Hevaller ölecek mi kalacak mı?” 
“Bak Quto, dedim, şimdiye kadar on binlerce Heval şehadete ulaştı. Yine böyle olabilir. Ama bu, ne TC ve KDP’yi bekleyen mukadderatın önüne geçer, ne de onları mutlak yıkılmaktan kurtarır. PKK soğukkanlı, acele etmiyor ama AKP ve KDP acele ediyor, ne demişler ‘acele eden ecele gider’…Zafer eninde sonunda Kürt halkının olacak…” 
 Bir de şunu düşün: Hem AKP faşizmi ve hem de KDP diktatörlüğü büyük bir hızla taban kaybetmekte. Bu öyle bir noktaya gelebilir ki, hem TC halksız bir devlet, hem de KDP halksız bir parti haline gelebilir. Eğilim bu yöndedir. Örgütlü direniş sürdükçe bu eğilim hızlanacak.   
Sonunda sordum: “Quto şimdi söyle bana PKK nedir?” 
Heyecanla bağırdı: “PKK halktır ve halk her yerdedir.” 
İşte dedim, bugün Hevaller, Allah korusun binlerle ölürse, halk o Hevalleri milyonla doğurur.  
Halk Kürdün “ana-kraliçesi”dir. 
Doğurgandır. Ve bu ana bir daha Barzanileri doğurmayacaktır. 
Quto, hiç adeti yokken, Bayramdır diye elimi öpüp başına koydu.  
Ona sarıldım. Çamurlu saçlarını ben de göz yaşlarımla ıslattım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.