Mafya’nın ölüler şenliği

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

16 Ekim 2020 Cuma - 22:26

  • Kürtlerin sırtından, “iyi demler“ geçiren kimileri, eyyam değişince, “yüzü açık tanık“ sıfatıyla, “itirafçılığa“ mı dümen kırdılar? Bilmiyorum.

 Kürtler ve öncülerinin “Türkiyelileşemediklerini“ söylüyorlar, “Türk devletinin kötü çocuklarına karşı mesafeli“ duramadıklarını itiraf ediyor ve savcılara havale bu itiraflarıyla, tüm zamanların ajan-provokatörü Doğu Perinçek ile Musa Anter’in koluna girip celladın ayağına götüren Orhan Miroğlu’ndan “takdir“ notu alıyorlardı.

Ve bir parantez: Kürtlerden istenen “Türkiyelileşme” iki toplumun, eşitlik temelinde yan yana özgürce yaşama hukukunun uygulanması değildir. Kürtlerden “ne mutlu Türküm diyene, hadi reis beni Efrîne götür“ diye naralanma isteniyor. Kişilik, kimlik tornistanı, kısacası kendini inkar...

Bugün konuya ilişkin yazmayacağımı söyleyerek parantezi kapatırken, “o mevzu bir başka güne“ diyorum. Bugünkü konum, Mafya devletinde rakılı ölüler şenliği...

Ha Mafya mı? O, insan oğlunun toplumsallaşmasıyla mayalandı. Ancak, Mafya deyiminin  ortaya çıkışı, Sicilya bağımsızlık savaşının yenilgiyle sonuçlanmasından sonradır.

Dağılan Sicilyalı savaşçıların bir kısmı Amerika‘ya savruldu. Ancak, çoğu mesleksiz köylüydü. Bildikleri iş de paraları da yoktu. Kimileri, ekmek arayışında ak, kara  demeden buldukları her işe karıştılar. Kendilerini yer altında ve illegalitenin içinde buldular.

Organize, yer altı dünyası (Mafya)’nın doğuşu böyle. Zamanla, devlet görevlileri (adliye, polis) ile sarmaş dolaş büyüdüler. Bu “devlet içinde Mafya devleti“ gücüne eriştiler. Kimi yer ve coğrafyalarda ise “Mafya devletini” yarattılar: Diktatörlükler...

Öte yandan Mafya, durumdan kazanç görevi çıkaran organizasyondur. Adaletin olmadığı yerde adalet dağıtandır. Eksikliği duyulan her mal ve hizmet, kazanç metaadır. Akbabanın leş kokusuna gitmesi gibi, karşılanamayan pazarlar peşinden koşar Mafya.

Yasaklar, Mafya için kazanç cennetidir. Bu tertipten, uyuşturucu ve alkollü içki Mafya için en büyük kazanç sektörüdür.

Uyuşturucu ticareti, bugün de yer yüzü boyunca suçtur. Pazarı sonsuz büyük, kazancı ise mükemmeldir. Ve dünya ölçeğinde, talebi Mafya karşılıyor.

Alkole gelince: Batı dünyasında en büyük alkol yasağı 1920’ler Amerikasında yaşandı. Amerika yönetimi, ülkeyi saran ekonomik krizin sebebi olarak alkolü görmüş ve üretimini yasaklayarak, Mafya’ya altın tepsi içinde kazanç alanı sunmuştu. Mafya, anında boşluğun üstüne atlamış, talebi karşılamak üzere yer altında, ormanlar, sapa çiftliklerde tesisler kurup üretim ve dağıtıma başlamıştı. Kazanç, onunla paralel olarak rekabet büyüktü. Çeteler arasında, pazar kapma savaşları başladı. Al Capone çetesi en büyüktü ve polis sokaklardan ceset toplamakla yetiniyordu.

Ancak yasağın daha büyük yıkıma yol açtığı anlaşılınca, zarardan dönüldü.

Çağımızda, yalnızca İslam diktatörlüklerinde alkol yasağı uygulanıyor. Yasak ama, talep yerli yerindedir. İran’da olduğu gibi pek çok İslam ülkesinde ev ve iş yerleri birer üretim alanıdır. Mafyanın kargo uçakları ise alkol taşıyor. Dünyanın en kaliteli, dolayısıyla en pahalı içecekleri, Avrupa ve Amerikadan Ortadoğu çöllerine akıyor...

Kazancı da Mafya’nın kasalarında istifleniyor.

Türk devletini ele geçirip kurumlaşan Türk-İslam Faşizmi, dünyayı kandırmak için, “bizde özgürlük var, kimsenin yemesi, içmesine müdahale etmiyoruz“ deme adına, ilan edilmiş şekliyle alkolü yasaklanmadı. Ama İslami takkiye yürüdü. Günahları önleyip sevap işleme, “cennet yolu açma” için, şark kurnazlığı ile yasaklar getirdi. Zam ve zama da zam...

Alkol günah ve günahı zamla önlemeye çalışıyorlardı, ama öte yandan bunlar, satılan alkolden gelen vergiden, maaşlarını alıyorlardı. Yani, alkol içmek günah, ama alkol satışından gelen para helaldı. Ve bu “helal para”dan maaş, rüşvet, haraç almak mubahtı. Bu da IŞİD tipi bir takkiye idi.

IŞİD İslamı bu. Bu İslamda zina günahtır. Ama Kadın ticareti onlarda. Köle pazarları, saatlik nikah rezaletleri...

Geçelim bunları da. Alkollü içeceğe zam üstüne zam, içmeyi önleme dindarlık değildir. Bir takkiye atraksiyonudur. Dindarlık kurnazlığının örtüsü altında, kendi Mafya çetelerine alan açma, kazanç sağlamadır.

Son 10 yılda, en çok tüketilen başlıca alkollü içki olan rakıya, yüzde 443 oranında zam yapıldı. Bir şişe Yeni Rakı, bayiide 216 liraya satılıyor, bugün. Yani, asgari ücretle çalışan biri, aylık kazancı ile 10 şişe rakı bile alamıyor.

Ama 216 lira ile Mafyadan en az 3 şişe rakı alabiliyor, tüketici. Bu yüzden Mafya ürününü tercih ediyor. Bu Mafyanın ölüler şenliğidir. Zehirli içkiler satıp bolca para kazanmanın keyfini çıkarma, bu arada zehirlediklerinin ölüsüne bakmadan, yeni kazançlara kanatlanmaktır, bu şenlik.

Bu rejimde, yıllardır ucuz mal diye Mafya rakısını içiyor ve içerken de can veriyorlar. Geçen hafta, birden bire ölüler artmaya başladı. 9 ekimde, AKP’nin oy deposu Kırıkkalede 8 kişi can verdi. Sonra başka şehirlerde ölüler zinciri uzadı. Üç gün içinde, Mafyanın rakısından zehirlenerek ölenlerin sayısı 50 kişiye yükseldi.

Bugün medyayı taradım. Rakıda zehirlenenlerin sayısı, 52 rakamı ile dondurulmuştu. Mafya çetesi, 52 ölüden fazlasını yasaklamış olmalıydı.

Amerikada içki yasağı yılları boyunca, toplam bu kadar insan içki zehirlenmesi ile öldü mü bilmiyorum. Onca taramaya rağmen, hiç bir rakama rastlamadım, çünkü.

Ama bu Mafya rejimi, öldürdüğü insan sayısı ile övünüyor. Öldürmeyi kutsuyor. SS Süleyman ile Tarzan Hulusi insan öldürmede birbiriyle rekabet edip, cinayet toplamında yarışıyorlar.

Ne de olsa burası, katiller anıtı galerisi. Her halk, yetiştirdiği kültür, sanat ve bilim insanları ile avunurken, bunlar yetiştirdikleri kanlı katillerle övünüyorlar.

O nedenle Mafya’ya da “ölüm şenlikleri“ düzenlemek yaraşır. Ancak kime payelenmesin. Katil, Mafya çetesi değil, zamlara da zam yapanlardır...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.