Politika ve 'Sol'dan gelen manipülasyon

Şemsettin ÖZER yazdı —

  • 'Sol' ama Kemalist zihniyetle manipülasyon çabası sürüyor. Sürekli “emperyalizm” ve “siyonizm” söylemlerini tekrar ederek gerçekliği açıklamaya çalışmak, çözüm üretici değildir.
  • Dile getirdikleri emperyalizm ve siyonizm söylemi, Kürtlere karşı “hamilik taslayan” anlayıştan da vazgeçilmediğini de gösteriyor. Anti emperyalistliğini kıstası rejimi desteklemek mi?
  • Bu zihniyet, çok hoyrat ve acımasız bir şekilde Kürtleri emperyalistlerin iş birlikçisi olmakla suçluyor. Neden Türk devleti için doğal olan Kürtler için “iş birlikçilik” oluyor?

ŞEMSETTİN ÖZER

Yaşamdaki her şey gibi politika da bir sanattır. Mükemmeliyetçilik, var olanın değil, soyut olanın ısrarıdır. Oysa hayat bulma şansı yalnızca soyut doğruluğa değil, somut koşulları lehine çevirebilme kapasitesine bağlıdır. Rasyonel olan; sahayı, güç dengelerini ve tarihsel momenti doğru okuyarak manevra kabiliyetini geliştirebilmektir. Politik gerçeklik budur. Konunun anlaşılması için tarihten birkaç anekdotla meseleyi açmak öğretici olacaktır. Karl Marx, tarihsel ve teorik olarak ideal bir proletarya yönetiminde gerçekleşecek bir devrim perspektifi öngörüyordu. Lenin ise objektif ve sübjektif koşulları hesaba katarak devrimi ideal olandan çıkarıp rasyonel bir zeminde uygulamayı başardı. Mükemmel olan, bazen askeri ve politik kazanımların geliştirilmesinin önünde bir perde oluşturabilir; hatta bilimsel analiz yeteneğini köreltebilir. Dolayısıyla siyaset, mükemmeliyetçilik değil, olanaklı ve uygulanabilir olanı hayata geçirme sanatıdır.

Ekim Devrimi ve barış tartışmaları

Ekim Devrimi sonrasında Nikolai Buharin, Leon Troçki ve Lenin arasında yürüyen tartışma, siyasal strateji açısından son derece öğreticidir. Lenin, Çarlık ordusunun dağılmış, moral olarak çökmüş ve Alman ordusu karşısında direnme kapasitesini yitirmiş olduğunu tespit ediyordu. Bu nedenle devrimi korumak için ne pahasına olursa olsun Almanya ile barış yapılması gerektiğini savunuyordu. Büyük toprak kayıpları ve ağır koşullar pahasına da olsa zaman kazanılması gerektiğini düşünerek, “Devrimi koruyalım; zaman kazanırsak nefes alır ve güç toplarız” diyordu. Buharin, barış yapmanın Alman emperyalizmine boyun eğmek ve devrimci ilkelere ihanet etmek olacağını savunuyordu.

Troçki ise “ne savaş ne barış” tezini ileri sürerek, bekle-gör tutumundaydı. Troçki, Alman işçilerinin ayaklanarak savaşı durdurabileceğini düşünüyordu. Bu nedenle Sovyet delegasyonu adına yürüttüğü barış görüşmelerinden çekildi. Alman komutanı bu duruma sevinerek “İstediğimiz de buydu” diyecekti. Troçki’nin bu yaklaşımı pratikte Alman ordusunun ilerleyişini hızlandırdı. Alman birlikleri neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan Petrograd’a doğru ilerledi ve devrim ciddi bir tehdit altına girdi. Bu kritik anda Lenin inisiyatif aldı. 23 Şubat 1918’de Merkez Komite’yi toplayarak barış imzalanmazsa hükümetten ve Merkez Komite’den istifa edeceğini açıkladı. Bu kararlı tutum dengeleri değiştirdi.

Sonuçta 3 Mart 1918’de Brest-Litovsk Antlaşması imzalandı. Bolşevik Rusyası; Polonya, Belarus, Baltık ülkeleri, Finlandiya, Litvanya, Letonya, Estonya ve Ukrayna üzerindeki haklarından vazgeçti. Ayrıca Kafkasya’da Kars ve Batum eyaletleri de kaybedildi ve Almanya’ya tazminat ödenmesi kabul edildi. Lenin’in bu taktik hamlesi, geniş toprak kaybına rağmen devrimi korudu. Devrim nefes aldı ve güç topladı. Ağır koşullar kabul edilmişti, ancak devrim ayakta kaldı. Zaman kazanıldı, iç örgütlenme güçlendirildi ve yeni devlet yapısı konsolide edildi. Rasyonel hareket eden kazanmıştı. Nitekim başlangıçta muhalif olan Troçki ve Buharin de daha sonra bu stratejik tercihin zorunluluğunu kabul etmek durumunda kaldılar.

Rasyonel stratejik esneklik

Siyaset, soyut mükemmellik arayışı değil, tarihsel momenti doğru okuma ve somut koşullara uygun hamle yapma sanatıdır. Devrimi yaşatan şey ideolojik katılık değil, rasyonel stratejik esnekliktir. Bu nedenle Önderlik hamle üzerine hamle geliştirir ve zamanla yarış halinde hareket eder. Bu, bir tempo ve politik yaratıcılık sanatıdır. Politika, mükemmel olanı esneterek onu gerçekçi olana dönüştürme sanatıdır. Realiteyi esas alır. Bu yönüyle politika; toplumsal yapıların, ideolojilerin ve güç dinamiklerinin hem bir yansıması hem de onlara karşı geliştirilen yaratıcı bir müdahaledir. Özellikle içinde bulunduğumuz post-truth çağında, hakikatin görece aşındığı bir ortamda politik duruş sanıldığından çok daha esnek olmak zorundadır. Mevcut kazanımları koruyabilmek için rasyonel ve gerçekçi hareket etmek, artık bir zorunluluk haline geldi.

Rojava örneği ve uyarılar

Yukarıda anekdotlarla aktardığımız örnek ile Rojava için de belirli benzerlikler vardır. Önderlik, Rojava’ya yönelik olarak “elinizi çabuk tutun, entegrasyon sürecini tamamlayın” çağrısı yaptığında, aslında söylediği şey, “realist hareket edin” uyarısından başka bir şey değildi. Ancak ya önderliğin dile getirdiği “üçüncü yol” felsefesi yeterince anlaşılmadı ya da sahadaki gerçeklik ile ideal olan arasındaki diyalektik ilişki doğru kavranamadı. Bunun sonucu olarak, tarihsel örneklerde görüldüğü gibi güç dengeleri hızla değişebildi. Nitekim Almanların Petrograd’a kadar ilerleyebildiği bir tarihsel momentte olduğu gibi, Rojava’daki kazanımlar da ciddi tehdit altına girdi ve neredeyse tasfiye aşamasına kadar sürüklendi.

Ulusal kurtuluş mücadelesi veren her toplum, varlığını sürdürebilmesi için rasyonel araçlara ve hesaplanmış politikalara ihtiyaç duyar. Dünya siyaseti hızla değişirken, Kürdistan’ı işgal eden güçlerin zayıfladığı bir dönemde Önderliğin vurguladığı “realist ve politik yaratıcılık” tam da burada anlam kazanıyor. Önderliğin sıkça dile getirdiği; ulusal kongre yapılması, dengelerin doğru hesaplanması ve saha gerçekliğine uygun politika geliştirilmesi, bugün daha da önem kazanmıştır.

Deneyim ve Rojhilat enerjisi

Bugün dünyanın Kürtleri konuşması, Ortadoğu’da hiçbir gelişmenin Kürtsüz olamayacağı anlamına gelir. Kürtler, hem entelektüel, seküler hem de örgütlenme kapasitesi yüksek bir halktır. Tarihsel deneyim birikimi de önemli bir avantajdır. Rojava deneyimi, Kürtler için acı bir deneyimdir. Bunun Rojhilat’ta tekrar yaşanmaması için Kürt siyasi hareketlerinin birleşmesi ve ortak bir politika geliştirmesi sonucudur ki; Kürtler hem dünya gündemin merkezinde olmayı başardı. Bu birlik, hem Kürtler için moral bir enerji yarattı hem de egemen devletler açısından Kürtleri muhatap haline getirme dönemine  girdi. Bugün kırılgan ve risklerle dolu bir dönem yaşansa da tarihsel zaman büyük ölçüde Kürtlerin lehine işliyor.

Sol Kemalist zihniyet sorunu

Elbette inkarda direten bir Türklük zihniyeti vardır, maalesef yaşanlardan sonuç çıkartmıyor. Bir diğer önemli sorun ise Kürtleri ya hiç tanımayan ya da tanımak istemeyen sol Kemalist zihniyettir. Dahası sol geçinen kesimlerdir. Bugün hâlâ “sol" ama Kemalist zihniyetle Kürt Özgürlük Hareketi'ni dışarıdan manipüle etmeye çalışan yaklaşımlar bulunuyor. Sürekli “emperyalizm” ve “siyonizm” söylemlerini tekrar ederek gerçekliği açıklamaya çalışmak çözüm üretici değildir. Solcuların sürekli dile getirdiği emperyalizm ve Siyonizm söylemi, Kürtlere karşı “hamilik taslayan” anlayıştan da vazgeçilmediğini de gösteriyor.

Anti emperyalist olmak, İran'daki rejimi desteklemek anlamına gelmez. Bilindiği gibi mollalar iktidara gelir gelmez Kürtleri, solcuları ve kadınları büyük bir kıyımdan geçirdi. On binlerce Kürt idam edildi. Kürt babalar, çocuklarının gözleri önünde asıldı. Buna karşı bir solcu ya da demokrat sesini yükseltti mi? Aynı zihniyet, bugün de çok hoyrat ve acımasız bir şekilde Kürtleri emperyalistlerin iş birlikçisi olmakla suçluyor. Neden Türk devleti herkesle ilişki geliştirdiğinde bu doğal görülürken, söz konusu Kürtler olunca “iş birlikçilik” olarak damgalanıyor? Bu durum, solun derin bir zihniyet sorunu olduğunu gösteriyor. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi, manipüle edilecek bir hareket değildir. Dolayısıyla Rojava deneyimi, özellikle Rojhilat için önemli bir turnusol niteliği taşıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.