Önderliği anlamak
Şemsettin ÖZER yazdı —
- Parçalı ve rekabetçi yapılar yerine, ortak ulusal kazanımlar etrafında birleşmiş bir Kürt hareketi, bölgesel güç dengeleri içinde daha etkili bir aktör haline gelebilir.
ŞEMSETTİN ÖZER
Ortadoğu’da 24 saat sonrasına dair bir gelecek tahmini yapmak zordur; adeta kahin olmak gerekir. Demokrasinin ve bilimin geçerli olmadığı bir coğrafyada öngörüde bulunmak, çoğu zaman gerçekliğin çok ötesine düşer. Doğal olarak yarının ve ertesi günün ne olacağını Ortadoğu’da kestirmek, ancak tarihsel birikimle birlikte gerçek olasılıkların penceresinden hesaplandığında mümkündür. Ortadoğu’da tam anlamıyla gerçek olan budur.
Karl Marx, devrimi Avrupa’da beklerken, hiç tahmin etmediği bir biçimde devrimin Rusya’da gerçekleşmesi, Marksizmin en çok tartışılan meselelerinden biriydi. Marx’a göre devrim, sanayinin geliştiği ve öncü gücün elbette proletarya olacağı Avrupa kıtasında gerçekleşecekti. Bu durum, Marx’ın materyalist tarih anlayışının düz çizgiselliği aşamadığı eleştirisine neden olur. Oysa bazen en iyi teoriler ve askeri stratejiler, hiç beklenmeyen bir anda gerçeklik karşısında hayat bulamayabilir ya da hesaplar en ufak bir hatayla tersyüz olabilir. Tıpkı Napolyon Bonapart’ın iştah kabartan Rus seferindeki stratejik hezimeti gibi.
Strateji ile taktik uyumsuzluğu
Napolyon Bonapart’ın 612 bin kişilik ordusu, 22 Haziran 1812’de Niemen Nehri’ni geçerek Rusya'yı işgale başladığında, 183 bin mevcutlu Rus ordusunun Fransa karşısında şansı yok gibi görünüyordu. Rus Mareşal Mihail Kutuzov, Napolyon ile doğrudan bir meydan savaşına girmekten kaçındı. Bu strateji sonucunda Napolyon'un ordusu, Rusya’nın muazzam genişlikteki steplerinde adeta küçüldü ve dağılmaya başladı. Moskova’ya doğru ilerleyen Napolyon, ana ikmal hatlarından uzaklaştıkça ciddi lojistik sorunlarla karşılaştı. Ruslar, Fransız ordusunun ilerlediği güzergâhtaki buğday tarlalarını ve yerleşimleri yakarak “yakıp yıkma” (scorched earth) stratejisini uyguladı. Açlık, hastalık ve yorgunluk Fransız ordusunu zayıflattı. Rusların boşalttığı Moskova’ya giren Napolyon, askeri anlamda hedefine ulaşmış görünse de siyasi amacına erişemedi. Politik öngörüsüzlüğü ve askeri strateji ile taktik arasındaki uyumsuzluk, yenilgisinin başlıca nedenlerinden biri oldu. Barış görüşmesi yapabileceği bir muhatap bulamaması, zaferini anlamsızlaştırdı. Siyasi hedeflerine ulaşamayan Napolyon, geri çekilmek zorunda kaldı. Paris’e dönüş yolunda bir zamanların görkemli ordusu, Kutuzov’un yıpratma savaşı stratejisi ve sert kış koşulları nedeniyle neredeyse tamamen yok oldu. Bu savaşı Lev Tolstoy, Savaş ve Barış romanında çok incelikle anlatır.
Araçlar ile amaç dengesi
Ortaçağ siyaset düşünürü Niccolò Machiavelli, Med İmparatorluğu’nun yıkılma nedenlerinden birinin yöneticilerinin çağın kölelik sistemine uyum sağlamamaları olduğunu belirtir. “Zamanın ruhuna” uyum sağlamadıkları için dağıldıklarını söyler. Bunun doğruluk payı vardır. Dünya sistemi dışına çıktığınızda, tüm sistemler size karşı birleşebilir. Rojava’da yaşanan da budur. Dolayısıyla stratejinin esası, araçlar ile amaçlar arasındaki hassas dengeyi kurabilmektir. Bu bizi başka bir noktaya ve adeta tarihin kendisine götürür. Çünkü insanlar kendilerini tekrar etmeyi sevdikleri gibi, başkalarının izlediği yollardan yürür ve onları taklit ederler. Ortadoğu din eksenli bir yapı taşıdığı için kendini çoğu zaman “yenilmez” görürken; sol hareketler ise kendi düz çizgisel anlayışlarının dışına çıkamadıkları için çok bedel öder ama yenilgiden kurtulamaz.
Önderliğin öngörüsü
Özgürlük Hareketi'nin tarihsel deneyimi ve politik öngörüsü, önderliksel niteliğinin neden başarı şansının tartışmasız olduğunu gösterir. Politik öngörü, farklı yollarda yürüyerek ve hayatı tecrübe ederek gelişir. Ortadoğu gibi sarsıntılı bir zeminde Özgürlük Hareketi yürümüş ve yürümeye devam etmektedir. Bu bağlamda tarih dışı gibi görünen olaylar, bazen devrimlerin beklenmedik anda koşullarını hazırlar ve katkı sunar. Kürtler açısından hem objektif hem de subjektif koşulların ulusal birlik yönünde katkı sunabileceği bir dönemdeyiz. İran–Amerika ve İsrail savaşı, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi için böyle bir zemin hazırlıyor. Bu konuda Kürtler, özellikle Rojava’da büyük deneyimler kazandı, çünkü ne İran toplumu Suriye sosyolojisine benzer ne de coğrafyası aynıdır. İran toplumu, Arap milliyetçiliğinin tersine, tarihsel olarak farklı bir siyasal ve toplumsal kültüre sahiptir. Şimdiden öngörülebilir ki bu savaş, geniş çaplı bir demografik ve teritoryal mühendisliği aşan bir sahneye dönüşebilir ve kuşkusuz bunun merkezi Kürt coğrafyası olacaktır. İşte bu nedenle Kürt Halk Önderi, Kürt liderlerine ulusal birlik çağrısı yaptı. Önderlik, durumun nereye evrileceğini görüyor ve Rojava’da kaçırılan olanakların bir kez daha kaçırılmaması gerektiğini vurguluyor.
Türk devletinin irrasyonelliği
Bu süreçte rüzgâr Kürtlerden yana eserken, Türk devleti ciddi bir tedirginlik yaşıyor. Bu durum, onu her an irrasyonel adımlar atmaya itebilir. Rojava’da Türk devleti, cihatçı çetelerle birlikte Kürt katliamı gerçekleştirdi. Benzer bir yaklaşımı İran sahasında da sergilemesi, tarihsel sonuçları ağır bir süreci tetikleyebilir. Türk devleti tarihe karışabilir; bu sadece bir olasılık değildir, Napolyon trajedisinin daha ağır bir biçimde yaşanması kaçınılmaz olabilir. Kürt Halk Önderi'nin son açıklaması da bu olasılığa dair bir uyarı niteliği taşıyor.
Farklı bir güvenlik mimarisi
Müttefik olan Amerika ve İsrail, İran rejimine başlattıkları asimetrik savaş ne kadar devam eder belli değil, belli olan hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağıdır. Süren gerilim ve çatışma dinamikleri, Suriye savaşının sosyolojik yapısına birebir benzemiyor. Suriye savaşı, büyük ölçüde uluslararası ölçekte mobilize olmuş radikal dinci grupların, vekâlet savaşları çerçevesinde sahaya sürüldüğü karmaşık bir iç savaş karakteri taşıyordu. Bu yapı, küresel ve bölgesel güçlerin dolaylı müdahaleleriyle derinleşti. Buna karşılık İran–Irak–İsrail hattındaki mevcut gerilim, daha çok asimetrik savaş biçimlerine dayanıyor. Burada doğrudan cephe savaşı yerine vekil aktörler, sınırlı operasyonlar, istihbarat savaşları ve bölgesel güç projeksiyonları öne çıkıyor. Bu durum, klasik iç savaş modelinden farklı bir güvenlik mimarisine işaret ediyor. Böylesi bir konjonktürde Kürtlerin siyasal ve stratejik birlikteliği, tarihsel bir önem taşıyor. Parçalı ve rekabetçi yapılar yerine, ortak ulusal kazanımlar etrafında birleşmiş bir Kürt hareketi, bölgesel güç dengeleri içinde daha etkili bir aktör haline gelebilir. Özellikle daha önce mobilize olmuş Kürt siyasal hareket bileşenlerinin ortak bir stratejik zeminde buluşması, hem mevcut kazanımların korunması hem de yeni siyasal ve diplomatik kazanımların elde edilmesi açısından belirleyici olacaktır.
Kürt Halk Önderi'nin mesajı tarihseldir; tam da özgürlük sahasında, çağın diliyle, otoriter olmayan; çok değişik koşullar altında, olanakların türlülüğü içinde hakikate yürüyen Kürt ulusal birliğini sağlayan hakikatin yoludur. Zihniyetin değişmesi gerektiğini tekrar tekrar hatırlatır. Kürt ulusal birliğinin zamanıdır, tedirgin ve acabalarla hareket edecek siyaset kaybedecektik. Hızlı, siyasi, askeri ve diplomasi olarak mobilize olmuş Kürt kazanacaktır. Önderlik bunun mesajını vermiştir.
