Ateşkeslerle yeni oyun kurma

Şemsettin ÖZER yazdı —

  • Kürtler, iki komployla yüz yüzedir; Kürt birliğini bozmayı hedeflemek, “Özgürlük Hareketi yenildi, Kürtler için bir talebi yok” algısıyla Kürtleri umutsuzlaştırmaktır.

ŞEMSETTİN ÖZER

Her bir ateşkes olanağı, savaş hareketine yeni bir ılımlılık kazandırması gerekirken, Türk devleti açısından tam tersi, yeni bir oyun kurma anlamına gelir. İlk hamlede başaramadığını; kendini toparlayarak, fırsatı kollayarak ve daha öldürücü darbeler indirerek rakibinin iradesine boyun eğdirme planı yapar ve ilk fırsatta harekete geçer. Bunu da zaman faktörü içinde yumuşama görünümü vererek ilerletir. Yani her ateşkesi, yeniden bir katliam planı kurmanın olanakları ya da zeminini, yumuşak geçiş dili ve geçirgenlikle karşı tarafa kısa süreli bir oyun kurmak için kullanır. Türk devleti, bu konuda ustadır.

Bütün bunlar bize, Türk devletinin yeniden savaş planlarının tarihsel deneyimlerle bir ihtimal olmaktan çıkıp gerçek bir realiteyi hatırlattığını gösterir. Böylece olanın seyri ne kadar konjonktüre uyarsa ona göre tüm faktörleri devreye koyarak mobilize olur. Nitekim yalnızca 50 yıllık savaş deneyimi bunu kanıtlamakla kalmadı; Osmanlı’dan cumhuriyetin kuruluş felsefesine kadar bu durum böyle oldu. Baştan ittifak kurar, “kardeşlik” söylemini ağzından düşürmez; ta ki ayağını yere basana kadar. Çanakkale Savaşı’nın sonuna kadar en iyi kardeşi Ermenilerdi, ancak ne zaman kendini toparladı ve dünya dengeleri onun lehine döndü Ermeni soykırımını yaptı. Kürt–Türk tarihi de böyledir.

Sözüne inanmanın örnekleri

Tüm Kürt katliamları, Türk devletinin verdiği sözlere inanılarak yapıldı. Bunun için birkaç anekdotla yetinelim: Koçgirî direnişinde Kürtler, Dêrsim’e sığınma talebinde bulunur ve devlet namus sözü verir; “Kimseye karışmayacağız” diye. Halkın önü Ali Boğazı’nda tutulur ve Dêrsim’den yardımın gelmesi engellenir; çoğu insan soğuktan ölür. Sonrasında Kürtler arasında özel savaş aygıtları, “Seyit Rıza ve Dersimliler size sahip çıkmadı” propagandası yapar.

Aynı oyun, Zîlan katliamında yaşanır. Halkın çoğu dağa sığınır. Halka “Dağdan inin, size namus sözü; kimse size dokunmayacak” çağrısı yapılır. Halk inanır, iner ve Zîlan Deresi’nde kan akar. İş yapabilecek erkekler ise Erdîş’teki eşraf Türklerin evlerinde maraba (gulam) olarak çalıştırılır.

Agirî direnişinde Biroyê Hesikê Têllî'nin hikâyesi Kürtler arasında bir destan hâline gelir. Sorun, devletin sözüne inanmamanın sonucudur; ailesi Türk devletinin eline düşmesin diye hepsini öldürür. Dêrsim'de de aynı şey yaşanır.

Ateşkeslerden sonra yaşananlar

Özgürlük Hareketi defalarca barış elini uzatmasına rağmen devlet zora düştüğünde dolaylı olarak ateşkes ve diyaloglar istedi. Bunlardan ilki 1993 ateşkesidir. Kürtlere diyalog eli uzatılmasının ardında 4  bin köyün yakılıp yıkılması, binlerce 'faili meçhul' cinayet ve on binlerce tutuklama vardır.

En son 2011’den başlayıp 2016’ya kadar süren “Barış Süreci” (kalekollar) ve nihayetinde Kürt şehirlerinin yerle bir edilmesi yaşandı. Efrîn talanı, Serêkaniyê–Girê Spî, Halep ve en son Kobanê kuşatması; tüm Kürtleri hedef alması... Bu, tarihin değişen zaman ve kollanan konjonktürel duruma göre harekete geçtiğini, ancak aynı stratejinin yekvücut hâli olarak, çok sinsi bir dil kullanarak Kürt'ü bitirme planının devam ettiğini gösteriyor.

Bu, bir yıllık “barış süreci” (Türk devletine göre 'terörsüz Türkiye'dir), son Rojava savaşıyla birlikte, sürekli konuşan Mehmet Uçum ve Bahçeli’nin adeta görev dağılımıyla Rojava planını yürüttüğünü ortaya koydu. Türk devleti, her demokrasiden ve anayasadan söz edildiğinde mutlaka bir katliam planı yapıldığı anlamı çıkıyor. Devlet yetkililerinin alaycı dili, Kürtleri rencide ettiği gibi, onun ve devletinin güvenilecek hiçbir yanı olmadığını da gösteriyor.

Türk devletinin ‘kardeşlik’ sözü

Tarihsel olarak Türk devleti, hangi halka “kardeşiz, birlik olacağız” sözü vermişse mutlaka katliama dönüşmüştür. Nihayetinde Ermenilerin, Asur-Süryanilerin, Rumların ve daha nice halkın başına gelen katliamlar, hileyle kurulan sözlerin sonucudur.

Evet, savaş; mertçe olduğu kadar hain ve sinsi planlarla da yürütülür. Niteliği gereği masa başında rakibinin sinir uçlarıyla oynayarak kumarı kazanmak ister. “Terörsüz Türkiye” ve Rojava ablukası söylemiyle Kürtlerin sinir uçlarıyla oynanıyor. Bahçeli, Halep katliamı öncesi “SDG, Suriye’nin tüm zengin alanlarını elinde tutuyor” dedi. Ardından Halep katliamı başladı. Dolayısıyla Kürtler, Türk devletinin hiçbir sözüne inanmaz.

Savaş tarihleri incelendiğinde, işgal ve talanın Hülagû Han tarafından 1250’li yıllarda Bağdat’ta gerçekleştirildiği; kütüphanenin yakıldığı, ancak hurma ağaçlarının sökülüp götürülmediği görülür. Oysa Türk devleti, Efrîn’de zeytin ağaçlarını söküp götüren ve bunu piyasaya kendi zeytinleri gibi sunan tek devlet olarak tarihe geçti.

Türk devleti ve onun medyası, Kürtleri ortadan kaldırmak için hiçbir ahlak tanımadan psikolojik bir savaş yürütüyor. Kürtler şunu iyi biliyor: Rojava’da Kürtlere karşı savaşan Suriye devleti değildi; zaten ortada fiilen işleyen bir Suriye devleti de yoktur. Bu savaşı yürüten, Türk devletinin kendisidir. Kobanê’nin ablukası da bunun sonucudur ve tıpkı Koçgirî’de halkın Ali Boğazı’nda donmaya ve açlığa terk edilmesi gibidir.

Kürt kanı üzerinden finanse

İnsanlık tarihinin belki de en karmaşık ve değişken olgusu; aynı zamanda entrikaların en yoğun işlediği alanlardan biri, medya ve psikolojik savaşlardır. Bu nedenle medya, saha savaşını da aşan; sinsi ve hiçbir ahlak tanımayan güçler arası bir savaştır. Medyanın Kürtlere karşı yürüttüğü psikolojik savaşın hiçbir ahlaki sınır tanımadan sürdürülmesi, yeminli Kürt düşmanlığının ne denli tehlikeli olduğunu ve ırkçılığı aşan hastalıklı bir toplumsal zemin hazırladığını gösteriyor. Savaş hukukunun amacı, askeri eylemler ile insancıl gerekleri bağdaştırmak ve savaşın sebep olduğu vahşeti mümkün olan en düşük düzeye indirmektir. Buna, savaşın ahlakı diyoruz. Türk devleti ise bunu daha sinsi bir şekilde, beslediği çeteler eliyle yürütüyor.

Kürtlerin iki komployla sınavı

Kürtler uluslararası statü ve birliğini korumadıkça, soykırım tehlikesi gündemden düşmeyecektir. Kürtler, iki komployla yüz yüzedir;

* Oluşan Kürt birliğini bozmayı hedefler.

* Kürt kamuoyunda “Özgürlük Hareketi yenildi, Kürtler için bir talebi yok” algısını geliştirmeye yöneliktir. Bunun hedefi ise Kürt Halk Önderi'ni hedefe koymadır ve Kürtleri umutsuzlaştırma amacı taşıyor. Kimi bu oyunun farkında olmayan Kürt aydınlar, tam da komplonun ağzıyla konuşuyor. Böylece Kürtlerin zihni muğlaklaştırılmak isteniyor. Amaç, Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi’ni itibarsızlaştırmak, başarıya ulaşmamış uluslararası komployu bir Truva atı yöntemiyle sonuca götürmektir. Bu nedenle her Kürt çok duyarlı olmalı; şimdi çelişkileri büyütme değil, kenetlenme zamanıdır.

Hiçbir Kürt için Türk devletinin sözüne inanmanın bir nedeni yoktur. Kürtler yalnızca kendi önderine, hareketine ve birliğine güvenerek; bedeli ne olursa olsun zafere ulaşacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.