Yeni satranç tahtası Kürdistan’da

Şemsettin ÖZER yazdı —

  • Diplomasi mücadelesi, kazanımları kalıcılaştırmak ve jeopolitik olgunluğu jeostratejik bir perspektifle birleştirmek açısından en az cephe savaşı kadar önemlidir.

ŞEMSETTİN ÖZER

İlya Ehrenburg’un Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga romanlarından oluşan nehir anlatısının ilk halkasıdır. Bu yapıt, 20. yüzyılın en hareketli ve en çalkantılı dönemini tüm tarafları ve farklı yönleriyle resmeden; ütopik bir kurgu olmaktan ziyade tarihsel gerçekliğe yaslanan güçlü bir siyasal, diplomatik ve askeri anlatıdır. Devrim ile karşı devrim arasındaki rekabeti edebi bir üslupla tarihe tanıklık ederek aktarır; adeta günümüze ışık tutar.

Ehrenburg, iki dünya savaşı sonrasında kurulan yeni dünyanın siyasal, toplumsal ve ideolojik gerilimlerini merkezine alırken; dünyanın güçler arasında iki kutba nasıl bölündüğünü de gösterir. Tarihin en stratejik teorisyenlerinin dahi göremediği gerçekleri, bir edebiyatçı ustalığıyla diplomasiye ve siyasetin olması gerekenleri ile olmaması gerekenlerine projektör tutarak ortaya koyar ve devrim için bitmeyen tehlikeye dikkat çeker. Bu tür klasikleri yeniden okumak, günümüz güçleri arasındaki diplomatik mücadeleleri anlamak açısından aydınlatıcıdır. Örneğin, Homeros’un İlyada ve Odysseia destanları kadar Troya Savaşı’nın diplomatik entrikalarını anlatan başka bir eser yoktur.

Ehrenburg, bu romanlarında 'soğuk savaş’ın şekillendiği ilk yıllara ayna tutar. Faşizmin yıkamadığı Sovyetler Birliği’ne yönelik karşı devrimci hegemon güçlerin planları; Paris hükümetine kadar uzanan entrikalar ekseninde hayata geçirilirken, sosyalizm ile kapitalizm arasındaki mücadelenin yeni cephesinde direniş güçleri de yeniden mevzilenmektedir.

Ehrenburg, özellikle Fırtına romanında geniş bir coğrafyanın panoramasını çizerek yüzyılın en sancılı yıllarını adeta belgesel titizliğiyle aktarır. Karar vermenin ölüm kalım meselesine dönüştüğü bu dönemde, adım adım Sovyetler Birliği’nin içlerine ilerleyen Nazi güçlerine karşı verilen mücadele; karşı saflarda da çözülmelere yol açarak gelişir.

Tehlike büyüktür, diplomasi zorunluluktur

Diplomatik manevraların inceliği ile savaşın hoyratlığı arasındaki mesafe giderek kısalır. Ehrenburg, savaşın cephedeki küçük ayrıntılarını olduğu kadar cephe gerisindeki politik hesapları da bir tarihçi titizliği ve usta bir romancının anlatı gücüyle aktarır.

Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ve Berlin Duvarı’nın yıkılışı, yalnızca bir sistem değişimi değil, sınırları aşan bir emperyalist hevesin sonucudur. Bunun devrime kurulan büyük bir tuzak olduğu ise ancak yıllar sonra daha net anlaşıldı.

Bu bağlamda Kürtler, uluslararası arenada tarihlerinin en olgun jeopolitik dönemlerinden birini yaşamaktadır. Tehlike büyüktür ve diplomasiyi her alanda kullanmak bir zorunluluktur. Aynı zamanda, bir Ehrenburg titizliğiyle perde arkasındaki gerçekliği okuyabilmek; yakalanan jeopolitik olgunluğu jeostratejik konumla birleştirebilmek paradigmasal olarak hayati önemdedir.

Savaşan hata yapabilir, savaşmayanlar tarihe karışır 

“Halkımızın sahadaki talebi bizim için talimattır” anlayışı da bu gerçeğe işaret eder. “Rojava bitti, Kürtler bitti” tellalığı  yapanlar, ancak hayatlarında Kürdistan için bedelin ne olduğunu bilmeyen zihnin karanlıkta yürüyenlerdir. Çabaları da boştur. Kürtler, Rojava savaşıyla hem özlerine döndü hem de diplomasi ve jeopolitik açıdan bir olgunluk dönemine girdi. Savaşan hata yapabilir; bu doğaldır. Savaşmayanlar ise tarihe karışır. Kürt halkı, yıkıntılar arasından doğmayı biliyor.

Ehrenburg ve Homeros’un eserleri birlikte okunduğunda, Ortadoğu kıskacında Kürtlerin ve özellikle büyük bedellerle kazanılan Rojava’nın nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu daha net görülür. Bu nedenle diplomasi mücadelesi, kazanımları kalıcılaştırmak ve jeopolitik olgunluğu jeostratejik bir perspektifle birleştirmek açısından en az cephe savaşı kadar önemlidir.

Bu tabloda Kürtlerin birliğe, ittifak ve lobilere ihtiyacı var

Yüzyılın ortasında insanlığın bağrında derin bir yara açan büyük dehşet sona ermiş gibi görünse de, bu kez daha sinsi, daha gizli ve daha örgütlü bir savaş hâli ortaya çıktı. Satranç tahtası bu defa Kürdistan sofrasında kuruldu; tüm oyuncular kendi açısından oyunu kazanmak ve karşı tarafı mat etmek istiyor. Bu tabloda Kürtlerin hem birliğe hem de güçlü ittifaklara ve lobilere ihtiyacı vardır. Oyun tehlikelidir ve entrikalar eksik değildir.

Dolayısıyla vahşi dünya savaşlarının her şeyi yakıp yıkan fırtınası dinmiş görünse de, küllerin altında yeni fırtınalar körükleniyor. Bu kez fırtına Kürdistan coğrafyasında esiyor. Özellikle Türk devleti, Kürtleri kendi küllerinde boğmak istiyor. Çeşitli aktörler de Kürtlerin birlik arayışını zayıflatmak için diplomatik ve politik hamleler geliştiriyor.

Kürdistan'da yeni bir leviathanı tahkim etmekten vazgeçmez

Ne I. Dünya Savaşı, ne II. Dünya Savaşı ne de 'soğuk savaş' bütünüyle bitti; yalnızca biçim değiştirerek, evrilerek ve bu defa rüzgârın yönü Kürdistan merkezi olarak sürüyor. Uluslararası düzlemde çok katmanlı bir diplomasi yürütülüyor; bölgesel ve küresel güçler kendi çıkarları doğrultusunda hamleler yapmaktadır.

Artık Kürtler edilgen bir konumda değildir. Paradigma ile derin bir ulusal aydınlanma yaşanıyor. Evet, Önderlik paradigması Kürtleri hem sahada ve parçada hem de diplomaside birleştirmiştir. Bu nedenle Kürt halkı en sancılı zamanlarını yaşarken aynı zamanda kazanmanın eşiğindedir. Sürekli bedel ödeyen bir halk, önünü en iyi gören halk olur.

Tarihsel dayanaklarıyla bağlantılandırdığımız Kürt birlik özleminin sürekliliği; jeopolitik–jeostratejik birleşik hâlin çağdaş biçimlerinin nasıl konumlandırıldığı bir ara dönemi değil, tam da bunun şafağını ifade ediyor. Dolayısıyla Özgürlük Hareketi'nin yarattığı jeopolitik aklın, tıpkı 68 Kuşağı rüzgârı gibi, bu defa Kürdistan’ın dört parçasının semalarında estiği görülüyor. Satranç başındaki oyuncuların, hamlelerini önceden görüp buna göre klişeleşmiş bir tür kinizm duygusuna ya da sosyal yorgunluğa düşmeden diplomatik atak şarttır. Aksine, Türkiye’nin başını çektiği cihatçı ideolojiler, Kürdistan coğrafyasında yeni bir leviathanı her an tahkim etmekten geri durmayacaktır. Bunun için Önderlik, geçmişe vurgu yaparken geleceğe ışık tutuyor. Nitekim Alexis de Tocqueville, “Geçmiş geleceğe ışık tutmadığında, zihin karanlıkta yol alır” demektedir. Francisco Goya’nın “Aklın uykusu canavarlar doğurur” (Prof. Hamit Bozarslan aktardı) sözü de bu hakikati pekiştirir. Ortadoğu iklimi bu özelliğe sahiptir.

Bundan dolayı Kürtler, yakaladıkları birlik ruhunu klişeleşmiş diplomasi alanına sıkıştırmadan; tam da seferberlik ilan etme zamanında olduklarının bilinciyle, hareket etme dönemindedir. Klişe olmuş her söz, ancak “aklın uykusuna” hizmet eder.

Eleştiriyi aşan yıkıcı dil, hizmet etmez ve zarar verir

Savaşın sahadaki boyutu kadar diplomatik seferberlik de tarihi önemdedir. Diplomasi yalnızca belli kişilerin işi değildir; medyadan sanata, ekonomiden akademiye kadar herkesin sorumluluğu vardır. Özellikle Kürt sanatçıların, aydınların ve medyanın dili yapısal bir rol oynar. Evet, her gazeteci bir diplomattır. Çağın en büyük bilgi ağı olan medya, diplomasi zeminini hazırlayan en önemli alanlardan biridir. Gazeteciler, sanatçılar, ekonomistler, iş insanları ve aydınlar bu sürecin kurucu lokomotif gücüdürler. Kritik bir tarihsel dönemden geçildiği hesaba katılarak eleştiri dili özenle kurulmalıdır. Olumsuz ve yıkıcı bir dil, kolektif diplomatik çabalara katkı sunmadığı gibi Kürt halkının birliğine de hizmet etmez, zarar verir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.