Savaş gerçeği esastır Polisevi teferruat 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

29 Eylül 2022 Perşembe - 09:00

  • Tokat-Sivas taraflarında “ağlaya ağlaya göz yaşlarınızda boğulun inşallah” anlamında şöyle derler: “Başın pınar, ayakların göl olsun.” Terörmüş… Polisevi sanırsınız melaikelerin şifa dağıttığı bir huzur eviymiş. Mis gibi tütsü kokuyormuş. Kan kokuyor. Masum sivillere işkence eden zebanilerle dolu.
  • Savaşta gerillaların bütün mevzileri, tünelleri, dağda görülen her insan devletin hedefidir. Devletin de bütün ordu karargahları, polis merkezleri, jandarma kışlaları, nerede olursa olsun bütün üniformalı adamları gerillanın hedefidir. Savaşta “şikayet” olmaz.


Mersin’de iki silahlı kadın Polisevi’ni basmış, çatışma çıkmış. Bir polis ölmüş. Polisevi’ni basarlar. 

Erdoğan’ı, Soylu’su, soysuzu açmış ağzını, yummuş gözünü. Polis Mersin’de önüne geleni tutuklamış. Baskını kınayan kınayana… 
Kınama neye yaramış? Hiçbir şeye. Erdoğan olayı kınayan hem HDP’ye, hem de CHP’ye ağzına ne gelirse saydırmış. Soylu, kınayan S.Demirtaş’a  “iğrençsin” diye basmış küfürü. 

Muhalif medya kalemşorları “tam seçim eşiğinde PKK terörü hortladı, tam AKP gidiciyken PKK AKP’nin yardımına koştu”, bir tırşıkçı “tam vekil olacaktım ki…” demiş.  

Ama kimsenin aklına, şu anda Türkiye’nin topyekun bir “savaşta” olduğu nedense gelmemiş. Memleket sanki dikensiz gül bahçesiymiş de, ansızın birileri barış, güvenlik ve refah içindeki “demokratik” Türkiye’de huzuru dinamitlemiş. 

Polisevi’ni basanlarla, onların bağlı olduğu örgütle ilgili doğal olarak hiçbir bilgim yok. Bu iki kişiyi kim bu eyleme yönlendirdi, bunu da bilemem. Bildiğim şu: Kürdistan’ın her yerinde silahlar patlıyor. TSK ile HPG arasında kıran kırana bir savaş sürüyor. “Polisimize kıydılar” diye göz yaşı dökenler, savaşta ölen askerlerinin cenazelerini bile almıyor. Arazide cansız yatan askerlerin cesetlerini kendi uçaklarıyla bombalıyor, paramparça ediyor, geride kalanları kurtlar kuşlar yiyor. Gerillanın eline geçer de öldükleri duyulur diye böyle yapıyorlar. Ölülerinin sayısını gizliyorlar.  PKK’nin eline düşen esirleri geri almak için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar. Gerilla “cenazenizi gelin alın” diyor, ölenin ailesi kapı kapı dolaşıp yardım istiyor, aldırmıyorlar. 

Ama ölen polise ağlıyorlar. Tıpkı mezarlıklarda para karşılığı “ağlama numarası” yapan profesyoneller gibi. Polis devletin polisi. Ölüyor. Ve devlet Soylu denilen kanlı profesyoneli “ölü ağıtçısı” olarak görevlendiriyor ve bu da başlıyor ağlamaya… 
Tokat-Sivas taraflarında “ağlaya ağlaya göz yaşlarınızda boğulun inşallah” anlamında şöyle derler: “Başın pınar, ayakların göl olsun.” 
Terörmüş… 

Polisevi sanırsınız melaikelerin şifa dağıttığı bir huzur eviymiş. Mis gibi tütsü kokuyormuş. 

Kan kokuyor. Masum sivillere işkence eden zebanilerle dolu.  

Eğer o iki kadın gerçekten de iki savaşçı ise, eğer işin içinde başka işler yoksa, bunların arasına sızan bir ajan-provokatör, onları “kontrollü bir eyleme” sevk etmemişse, bu olay, AKP-MHP iktidarının sürdürdüğü savaşın bir parçasıdır. (Ancak ben böyle “münferit” bir saldırının savaşta ne işe yaradığını bilecek durumda değilim. Herhalde bilenler anlatır.) 

Evet. Asker-polis-jandarma Kürt’ü öldürüyor, Kürt’ün gerillası ve savaşçısı da onları öldürüyor. Savaş varsa, başka ne bekliyordunuz ki… 

Bir polis ölümü üzerine fırtına koparıyorsunuz, binden fazla subay, astsubay, uzman çavuş ölmüş halkın haberi bile yok.  

Tarihe bakın. Köyünde davar güden çobanı köy meydanında çırılçıplak soydunuz, eşinin önünde olmadık rezillik yaptınız, okuma yazma bilmeyen çobanı Amed zindanına attınız, işkencenin envai türlüsünden geçirdiniz, lağımlara tepe üstü sallandırdınız…

Dünyayı köyünden ve davarlarından ibaret sanan bu çoban orada okuma yazma öğrendi, dünyanın kaç bucak olduğunu gördü. Sonra hapisten çıktı. Ezbere bildiği Kürdistan dağlarının yolunu tuttu ve karşınıza o çoban gerilla olarak çıktı. 

Eskiden gazeteci imişler. Meğer “azılı teröristlermiş”, Eğer bu iki kadın eskiden gazeteciyken, şimdi Polis Evi’ni basmışlarsa, biliniz ki onlar hapse gazeteci olarak girmişler, savaşçı olarak çıkmışlardır. 

Zindanlarınız nice yurtseveri insanlıktan çıkarıyor, onları “Kürt değilim, Türküm” diye bağırta bağırta bir canlı kadavraya dönüştürüyor. Kimisini itirafçı, kimisini ajan haline getiriyor, sonra bilmem neresine bir “çip” takıp, dağa gerillaları zehirlemek üzere gönderiyor, ama hepsini değil.  

Amed zindanından çıkanlar bir gerilla ordusunun başındalar. Üniversite öğrencisi olarak Amed zindanına girdiler, gerilla komutanları olarak çıktılar.  

Savaşta gerillaların bütün mevzileri, tünelleri, dağda görülen her insan devletin hedefidir. Devletin de bütün ordu karargahları, polis merkezleri, jandarma kışlaları, nerede olursa olsun bütün üniformalı adamları gerillanın hedefidir. Ne devletin yaptığına, ne de gerillanın eylemine denecek bir şey yoktur. Savaşta “şikayet” olmaz. Ama ordu kimyasal silah kullanarak savaş suçu işliyor, gerilla savaş suçu işlemiyor. Fark buradadır. 

Ne savaşan asker teröristtir, ne de gerilla. Ama asker savaş suçlusudur, gerilla savaş suçlularına karşı savaşıyor. 

Geçmişteki isabetsiz kimi eylemleri bir yana bırakırsak, PKK sivil hedeflere saldırmıyor. Ama devlet on bin HDP’li sivili zindanlarda çürütüyor. Dağda MİT daire başkanları tutuklu, ama tek bir sivil HPG tarafından esir alınmamış.  

Şehit anası Kürt’e bakın: Evinde döktüğü göz yaşını, mezar başında namusu gibi gözlerden saklar. Çünkü o anne savaşın bilincindedir.   

Neden ağlıyorsunuz, önünüze gelen sivil Kürt siyasilerine, Belediye çalışanlarına neden saldırıyorsunuz? HDP savaş karargahı mı? AKP binalarını havaya uçursalar iyi mi olur? Savaştasınız. Bir polisiniz mi öldü, onu öldürenler de öldü mu? Tamam. Daha fazlasını da gücünüz yeterse yapacaksınız, bir polisinize karşı yüz silahlı Kürt’ü öldürebilirseniz, onlar da bir gerillaya karşı yüz üniformalıyı öldürmek için elden geleni yapacak. 

Söyleyin bakalım; bu böyle devam etsin mi? Savaş Türkiye’yi mahvetti. Polisevin'de ölen nihayetinde bir polistir. Ama savaş Türkiye’yi öldürüyor. Şu hale bakın: Ekonomi yıkılmış, Türk devleti dünyaya rezil olmuş, bataklıktan savaş ipine tutunarak çıkmaya çalışıyor. Böyle giderse Yunanistan’ın bir askerini vuracaksınız, onlar da sizden birini öldürecek.  

Böyle devam edecek misiniz? 

Yoksa Polis Ev’lerinizi güvenli hale getirmenin yolu olarak barış ipine mi tutunacaksınız.  

HDP barış ipine sımsıkı tutunmuştur. 

AKP-MHP savaş ipini adım adım boynuna geçirmek üzeredir. 

Bin asker ölüsünü mezara bile gömemeyen iktidar, kendi mezarını bir polis öldüğü için sivillerden intikam almaya kalkınca, işte böyle kazıyor. 

Evet: Başınız pınar, ayaklarınız göl olsun…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.