Savaş gücü de yok seçim gücü de 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

23 Ağustos 2020 Pazar - 23:55

  • Türk devleti savaştan zaferle çıkmaya çalışmıyor. Yenildiği savaşın ağır sonuçlarını hafifletmek için, önüne gelenin paçasına yapışıyor. Her an bir tekme yiyebilir. Biden hadisesi de bunu gösteriyor.

Öyle görünüyor ki, küresel güçler Türk devletine ve onun başı Erdoğan’a “yaptığın şımarıklık yeter, otur oturduğun yerde” demeye hazırlanıyor.

Amerikan savaş gemilerinin Girit’e gelmesi, Fransızların ve hatta BAE’nin harekete geçmesi bana sorarsanız böyle bir hazırlığın ilk adımları…

Türkiye’nin yedi düvele kafa tuttuğu filan yok. Bu devlet Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dişe dokunur bir güçle tek bir savaş bile yapmadı. Havuz medyasına bakanlar sanır ki Türk devleti muazzam silahlı güçlere sahip devletlerle savaşıyor ve onları dize getiriyor. Zavallılar. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türk devletinin girdiği ilk savaş Kore Savaşı idi. Türkler orada savaş filan yapmadılar. Kore’ye ayak bastıktan hemen sonra koca tümeni kaybettiler. Zaten amaçları da savaşmak değil, NATO’ya alınmak için asker kanını rüşvet olarak vermekti.

Kıbrıs’ı “savaş” olarak görmek komik olur. Bir avuç Kıbrıslı Rum’a karşı NATO’nun ikinci büyük ordusuyla saldırdılar ve Rumların veremediği zararı, kendi ordularına kendileri verdiler. Koca bir savaş gemisini kendi uçaklarıyla bombalayıp batırdılar, nice bahriyeliyi denize gömdüler… Batırabilmelerinin sebebi ise askeri ustalıktan ötürü değildi. Türk gemisi Türk uçaklarına karşı ateş açmadı. Savunmasız gemiyi “kahramanca” batırdılar.

Türkiye şu anda ona buna kafa tutmuyor. 2010 Arap Baharı ile birlikte paldır küldür girdiği “Üçüncü Dünya Savaşında” yenik düştü ve şimdi uğradığı kayıpların bir kısmını yeniden elde etmek için tüm bölgede debeleniyor. Oraya buraya bulaşıyor. Ve dışlandığı dünyada kendine kapı dibinde de olsa bir yer arıyor.

Örneğin Libya’daki marifetleri yeniden Mağribi ele geçirmek değil. NATO’nun Kaddafi’ye saldırmasıyla birlikte Türk müteahhitlerinin oradaki alacaklarını tahsil etmek. İddialara bakılırsa 30 milyar dolardan söz ediliyor. Yani şu “Müjdeye” konu edilen doğal gazın tutarı kadar.

Türk devleti savaştan zaferle çıkmaya çalışmıyor. Yenildiği savaşın ağır sonuçlarını hafifletmek için, önüne gelenin paçasına yapışıyor. Her an bir tekme yiyebilir.

Biden hadisesi de bunu gösteriyor.

Ama bunu yaparken Türkiye’nin içinde de benzer bir çaba içinde.

Yürüttüğü siyasi mücadeleyi kaybetme sürecine girdi. Seçmen tabanı daralıyor. Ve kriz derinleşiyor. Rejim kendisine karşı büyük bir halk hareketinin kapıda birikmekte olduğunu görüyor. O nedenle “Erdoğan istifa” sloganlarıyla başlayacak olan büyük protesto gösterilerini bastırmak için önlem üstüne önlem alıyor.

Geçtiğimiz gün “taşrada” konumlandırılacak ve bekletilecek olan yeni bir polis gücünü kurma kararını Erdoğan imzaladı. Bu AKP’nin gayrı resmi milis gücünü resmileştirme  kararıdır.

Erdoğan’ın “baskın seçim”e hazırlandığına dair muhalefet saflarında ciddi bir kanı var. “Sıkıştıkça gaz çıkaran” Erdoğan milyonda bir risk hissettiğinde muhalefete seçim filan ikram etmez. Ama eğer gerçekten de bir seçim ihtimali ufukta belirirse ne yapmak gerekir?

Akla hemen “seçim için demokratik ittifak” geliyor.

Ama bu nasıl bir hedef etrafında örgütlenecek?

“Güçlendirilmiş parlamenter rejim” gibi sözler kulağa hoş gelse de atılması gereken çok daha acil adımlar ve benimsenecek hedefler var.

Seçim lafı ortaya atılır atılmaz, demokratik bir seçimin ön koşulları hakkında muhalefet birleşmelidir:

Seçimlere bu iktidarın hegemonyasında gidilemez; TBMM’deki partilerin eşit olarak katıldığı bir Seçim Hükümeti kurulmalı ve seçimleri bu hükümet yapmalıdır.

En başta da…

Erdoğan istifa.

Cumhurbaşkanı yardımcısı istifa.

İçişleri bakanı istifa.

Adalet bakanı istifa.

Savunma bakanı istifa.

Yüksek Seçim Kurulu üyeleri istifa…

Bu istifalar gerçekleşmeden hiçbir seçim demokratik olamaz ve hiçbir seçim muhalefet tarafından kazanılamaz.

Bu istifalar gerçekleşmeden seçime katılmak faşist rejimin bir kere daha meşruiyet kazanmasına hizmet etmek olacaktır.

O halde şimdiden “istifa” kelimesini hatırlamak, ufaktan ufaktan da dillendirmek iyi olacak…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.