‘Türk anti-emperyalizm’ karikatürü

Veysi SARISÖZEN yazdı —

19 Temmuz 2020 Pazar - 23:00

Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı 15 Temmuz darbesini şöyle tanımlıyor:

“Şüphesiz Amerikancı bir darbe girişimiydi; şüphesiz esas Erdoğan’ı tasfiye girişimiydi; şüphesiz Kemalist devrimlere, çoğulcu parlamenter rejime vb. karşı kökten(din)ci bir darbe girişimiydi...”

Bu tanım, darbeyi Ergenekon merkezli güçler tarafından sahneye konmuş ve amacı NATO yanlısı orduyu ve Cemaati tasfiye etmek olan bir darbe olduğu gerçeğini inkar ediyor. Sanki gerçekten bir darbe girişimi olmuş ve “Erdoğancılar ile Kemalistler” bu darbeyi bastırmış izlenimi yaratıyor.

Eğer Bursalı’nın tezi doğru ise bugünkü rejim meşrudur. Ülkeyi “Amerikan patronluğu tarafından esir alınmaktan” ve “FETÖ balasından kurtarmıştır.” Bunlar “büyük kazanımdır.”

Zaten böyle de yazmıştır

“Bir de tabii ki (darbe başarılı olsaydı) ABD patronluğu ülkeyi esir alacaktı ki bela mı bela. Ama sonuçta, FETÖ belasından kurtuluş, ülkenin en büyük kazancı oldu.”

Darbeyi böyle tanımlayıp, yarattığı sonuçları böyle olumladığın zaman faşist rejime karşı radikal bir muhalefet yürütemezsin. Zaten yürütmüyorsun da…

Gerçek durum şudur:

Türkiye Arap Baharı denilen sürecin ilk evresinde ABD ile birlikte Esad rejimine muhalif güçlerle birlikte harekete geçti. Ne var ki, zamanla bu muhalefet giderek radikalleşti, DAİŞ’e dönüştü, Irak’ın ve Suriye’nin yarısını ele geçirdi. Esad güçleri DAİŞ karşısında çaresiz kalırken, Kürt halkı Kobanê’de DAİŞ’e karşı büyük bir direniş gösterdi. ABD bu durumda Türklerle birlikte Suriyeli muhalifleri “Eğit-Donat” programından vazgeçti ve kendi kendisini “eğitip, donatan” Apocu harekete “taktik destek” verme konumuna geçti. Türk devleti ise ABD’den farklı olarak DAİŞ’le ittifak kurdu. Kobanê zaferiyle birlikte PKK ile yapılan Dolmabahçe Mutabakatını yırttı, çözüm sürecini sonlandırdı, Kandil’e saldırdı ve Rojava’ya karşı savaş açtı.

“Balyoz, darbe” sürecinde mevzi kaybeden Ergenekoncu-Avrasyacı kesimler yeniden inisiyatifi ele geçirdi ve Ordu içinde NATO’cu subayları, yargıda, sivil bürokraside Cemaat yanlılarını tasfiye etme ve Cemaat’in ortağı Erdoğancı kliği kontrol altına almak üzere, mahut “darbe” tezgahını yürürlüğe koydu. Sanki emir komuta zinciri içinde bir “darbe” yapılıyor tuzağıyla bir avuç subayı sahaya sürüp, onları harcadı.

Bu öyküde Erdoğan sadece bir teferruattır. İşin özü Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da küresel emperyalizmin yarattığı kaostan yararlanmak için Türk bölgesel emperyalizmin kendini büyük devletlerden “nispeten bağımsızlaştırmasıdır.” Bu sayede Suriye’de küresel güçler arasındaki çelişkilerden yararlanmakta, kah Rusya’yla, kah ABD’yle uzlaşmakta, Libya’da Rusya ile ABD ve Fransa ile İtalya arasındaki çelişkilerle oynayarak, Libya’nın 35 milyar metreküplük petrolünden pay koparmaya çalışmaktadır. Bu siyasi çizgi bir devlet çizgisidir. Kemalistler bu “emperyalist bağımsızlığı” “Atatürkçü milli bağımsızlık” sanmakta, “dışarıdaki emperyalizme” karşı “içerideki kendi milli emperyalizmini” var güçle desteklemektedir.

İşte Bursalı ve benzer görüşteki Atatürkçü yazarların “anti-emperyalizmi” Türk emperyalist amaçlarını gizleyen bir “sosyal-emperyalizm” karikatürüdür.

Şöyle diyelim: Bırakın 15 Temmuz öyle miydi, böyle miydi tartışmasını. Konuşun, Suriye’deki, Libya’daki, Irak’taki TSK güçleri derhal ve koşulsuz çekilsin mi, çekilmesin mi?

Derhal ve koşulsuz çekilsin demeyenler, istedikleri kadar “çoklu barolara” karşı kendilerini yerden yere vursunlar, istedikleri kadar gazetecilerin, siyasilerin özgürlüğü için bağırıp çağırsınlar, istedikleri kadar eşitlikten, özgürlükten, adaletten, haktan, hukuktan bahsetsinler rejimin temel taşlarından bir kırıntı bile koparamazlar.

Kendi militarizminin, kendi emperyalizminin, kendi çıkarları için giriştiği savaşlarda, kendi ülkesinideki iktidarın yenilgisi için mücadele etmeyene anti-emperyalist denmez.

Bu yazıda rejimin küresel güçler arasındaki denge oyunundan söz ettik. Türk devletinin soğuk savaş sonrasında elde ettiği “nispi bağımsızlık” sayesinde bu oyunu oynayabildiğini ve Kemalistlerin de bu “bölgesel emperyalist bağımsızlığı” anti-emperyalizm sandığını yazdık. Libya, Irak petrolünü paylaşmaya yarayan bu “verilmiş bağımsızlığı” Atatürkçü “milli bağımsızlık” sanan Atatürkçülerin bu siyaseti “anti-emperyalizmin karikatürüdür.”

Gerçi Türk emperyalizmi de küresel emperyalizmin karşısında karikatür gibidir. Erdoğan geçtiğimiz gün “ilk milli Türk otomobilini üretme” hedefine “ölmek var dönmek yok” sloganıyla yürüyeceğini açıkladı. Bu lafları duyan küreseller buna çok güldü. Çünkü onlar ilk otomobil patentini 1880’li yıllarda ceplerine koymuşlardı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.