Türk devletinin cenaze namazı 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

26 Temmuz 2020 Pazar - 14:50

  • Ortam öyle ki, Erdoğan Fatih’ten giriyor, halkı Yunan’a karşı kışkırtıyor, beriki Atatürk’ten başlıyor, o da sonunda Yunan’a karşı kışkırtıyor. Hem birbirlerine düşmanlar, hem de aynı amaca hizmet ediyorlar.

İnsanlar önce “bu Ayasofya da nereden çıktı, daha geçen yıl Erdoğan ‘ben istikametimi kaybetmedim, tezgah bu’ demişken, birden bire nereden 'İkinci Fatih' olmaya kalkıştı?” diye sormaya başladılar.


“Görünüşteki” yanıt hemen piyasaya sürüldü: “Oy kaybını durdurmaya çalışıyor.” 


Neden? 


Adamın erken seçime gitmek gibi bir mecburiyeti olsa ya da muhalefet onu tekme tokat sandık önüne itekleyebilse verilen yanıt akla yakın gelecek. Ama ortada ne böyle bir mecburiyeti var ve ne de muhalefetin onu erken seçime itekleyecek gücü. 


Ayasofya’daki vodvil erken seçim hazırlığı değil.


Savaş hazırlığı… 


“Akdeniz savaşı”.


Bütün emperyalist köpek balıkları gibi Türk emperyalist köpek balıkları “petrol için dökülecek kanın kokusunu” aldılar.
Ne yapıyorlar? 


Vatandaşa Akdeniz “petrol ve kan koruyor” demek yerine, ne diyorlar? “Akdeniz zemzem ve hacı mis yağı kokuyor” diyorlar.


Ayasofya’da kılınan namaz, bilin ki geleceğin kanlı macerasında telef olup gidecekler için “önceden kılınan cenaze namazıdır.” 


Seçime “kılıçla” gidilmez.


Savaşa “kılıçla” gidilir. İşte bunu ilan ettiler.


İçeride “muhalefetsiz faşizm”in inşası için yep yeni bir provokasyon yaptılar. Kemalistlerin Atatürk tarafından müze yapılan Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla delireceğini düşündüler. CHP nispeten tuzaktan kaçmaya kalktı. Ama rejim provokasyonu bir “tık” level attırdı: Diyanet İşleri Başkanı elinde kılıçla okuduğu hutbede isim vermeden Atatürk’ü lanetledi. Ve CHP kendini tutamaz oldu.
Ayasofya kavgası içeride büyüyeceğe benzemekte.


Büyüyünce ne olacağı çok açık. 


Daha şimdiden Türk ve Yunan savaş gemileri Akdeniz’de mevzilenmeye başladı. Taraflar birbirlerini savaşla tehdit etmekte. Topyekün bir savaş olur mu, bunu bilemesek de, bu iki ülke vaktiyle Kıbrıs’ta nasıl cephe cepheye geldi ise yine öyle işler olabilir. Bir Yunan muhribiyle bir Türk muhribi çarpışabilir. Türkiye bir anda savaş hali ilan edebilir.


Edince ne olur? 


Erdoğan kafasına takkeyi takar; Ayasofya’da “ümmet ve millet birliği için başta Kılıçdaroğlu’nu, Babacan’ı, Davutoğlu’nu namaza çağırır. Örneğin son Kurultayında savaşa açıkça karşı çıkamayan Kılıçdaroğlu ve diğerleri böyle bir davete katılmazlık edemez. Ellerini kulaklarının ardına kaldırdıkları dakikada da teslim olurlar. 


Ülke Ortodoks Hıristiyanlığa karşı Ayasofya’da “birleşmiş” olur, Yunan “alçaklarına” karşı düşmanlık tavan yapar.


Çok kesin konuştuğumu düşünenlere hemen yanıt vereyim.


Dür Sözcü Gazetesi’nde Yılmaz Özdil’i okudum. Atatürk’e küfreden Diyanet Başkanına yanıt vermiş. Eski Şeyhülislamların küfürleriyle başlamış. Sonra adım adım ilerlemiş. Ve sonuçta Yunan “palikaryaların” Türk kızlarına tecavüzlerinden girmiş, bebekleri havaya atıp süngüye sapladıklarından çıkmış ve bilerek ya da bilmeyerek, Ayasofya ile hazırlanan savaş havasına katkı yapmış.


Ortam öyle ki, Erdoğan Fatih’ten giriyor, halkı Yunan’a karşı kışkırtıyor, beriki Atatürk’ten başlıyor, o da sonunda Yunan’a karşı kışkırtıyor. Hem birbirlerine düşmanlar, hem de aynı amaca hizmet ediyorlar.
Savaşa… 


Şimdi yapılacak iş çok açık: 


Savaşa karşı çıkmak… 


Eğer savaşın Suriye’den Kuzey Afrika’ya, Kuzey Afrika’dan Akdeniz’e, Akdeniz’den Güney Kafkasya’ya yayılmasına açıkça, kayıtsız şartsız karşı çıkılmadan Ayasofya’ydı, Kanal İstanbul’du, şuydu buydu, Atatürk’e hakaretti, Hilafetti diyerek faşist rejime muhalefet yapılamaz.
Emperyalist-sömürgeci savaşın Kürdistan’da kan dökmesine sesini çıkarmayan, hatta onu destekleyen faşist rejimin “muhalefeti” şimdi karar aşamasına gelip dayandı.


Kuzey, Güney ve Batı Kürdistan’ı işgal yeltenişi ile başlayan Türk bölgesel emperyalist yayılmacı savaş giderek etki alanını genişletiyor.
Şimdi Türkler şunu düşünmeli:


Bu defa karşılarında, donanması, tank tümenleri, uçak filoları olan, tıpkı TSK gibi “teknikle savaşan” düşmanları olacak…


Namlulardan ateş fışkırması bile gerekmez. Motorların ilk homurtuları ile birlikte Türk devleti savaş meydanında havlu atacaktır.
Ne kadar da Bizans’ın son günlerine benziyor. 


Fatih İstanbul kapılarındayken onlar meleklerin dişi mi erkek mi olduğunu tartışıyorlarmış. 


Bizim ulema da, ülke felakete sürüklenirken, hutbe okurken “fetih simgesi kılıcı sağ elle mi tutup düşmanı korkutalım yoksa savaş öncesi sol elle tutup dostlarımıza (Katar’a) cesaret mi aşılayalım diye tepişiyorlarmış. 


Tepişin bakalım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.