Türk saldırısı ve paradokslar

Selim FERAT yazdı —

2 Mayıs 2022 Pazartesi - 23:30

  • Türkiye’nin saldırılarını durdurmanın bir yolu kolonileştirmeye dur demek. Zor, ama bu zor olanı başarmak, ulusal ve sosyal kurtuluşun sorumluluğunu üstlenen güçlerin kısa vadedeki ivedi hedefi olmalı!

Deyim yerindeyse, KDP dışında dünyada Kürtler’in bulunduğu her alanda, saldırgan Türkiye’ye karşı kollektif bir başkaldırı var. 

Türkiye ve İran, Güney Kürdistan’ı bölüştürmüş durumdalar.

Türkiye’nin saldırıları, Güney Kürdistan yeraltı zenginliğini ele geçirmeyi hedefliyor.

“Kürt soykırımını tamamlamak istiyorlar“ cümlesi Cemil Bayık’a ait.

Aynı dönemde Van 1 Mayıs mitinginde konuşan Van Milletvekili Sezai Temelli: “Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü sağlıyacağız” iddiasına imza attı.

Ve 1 Mayıs’ta Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK)‘nin davetiyle bir araya gelen 25 Kürt örgütü ve parti temsilcisi Türkiye’nin Kürdistan’a saldırılarına karşı ortak tutum belirlediler. 

Paradoks bu ya, Irak eski Başbakanı Maliki: “Türkiye hiçbir şekilde Kürtler’i ayırmıyor“ dedikten sonra, Kürtleri bunu anlamaya davet etti. 

Türk devleti ile birlikte hareket eden Kürt güçlerinin, “PKK gibi bir güç karşısında başarılı olmaları ve sonuç elde etmeleri imkansızdır” belirlemesi de Maliki’ye ait.

KDP’nin can simidi Rojava sınırında 66 karakol kurması başka bir paradoks.

Saldırgan Türkiye’nin PKK’yi “hedef” göstermesi üçüncü ve kilit paradoks.

Çünkü, PKK Kürdistan sorununun genel çözümünde anahtar rol oynuyor.

Bunun nedeni, tüm parçalarda geniş çaplı, aktif örgütlenmeye sahip olması.

PKK’yi alt edecek bir güç, Kürdistan’a hükmeden güç olacaktır.

“KDP’nin var olması, yok olmasından daha da tehlikeli” sözü, tam bir paradoksu andırsa da, KDP ve başka bir Kürt partisi arasındaki olası bir silahlı çatışma, Kürdistan için tam da bir felaket olacaktır.

Her şeye rağmen, Kürdistani güçler arasında barış temel politika olmalıdır. 

Peşmerge’nin, Türkiye’nin saldırılarına paralel, gerilla’ya karşı harekete geçirilmesi, KDP’nin varolduğu zemini dinamitleyen bir gelişme olacaktır. 

Gelecekle ilgili perspektiflere gelince:

Hewlêr’deki gözlemciler, bölgede Irak’ın iki ayrı yönetimle idare edileceği opsiyonunun kaçınılmaz olduğundan hareket ediyorlar. Bu güney Kürdistan’ı da yakından etkileyecektir. 

Şiiler ve Sünniler ayrılacaklar.

Hewlêr şimdiye dek petrolü Türkiye’ye, Süleymaniye ise İran’a akıtıyor.

İran’ın Hewlêr’e saldırısının temelinde, Türkiye ile Hewlêr yakınlaşmasına “hayır” duruyor.

YNK ve KDP arasındaki olası bir çatışma Güney Kürdistan’ı temelden sarsabilir.

Son olarak bilgisine başvurduğum diplomat M. Emîn Pencewenî, bölgede İran’a bağlı bir Süleymaniye yönetimi ile Türkiye’ye bağlı bir Hewlêr yönetimi arasındaki çelişmeler, gündemin ana konuları arasında.

Paylaşılmak istenen, Kürdistan petrolü ve doğal gazı.

Ukrayna-Rusya savaş karmaşasını fırsat bilen Türkiye’nin Kürdistan’a taarruzda bulunması, sadece dünya politikasına düşen küçük bir dipnot gibi duruyor.

Türkiye’nin Güney Kürdistan’a saldırısının temel nedenlerinden biri, Lozan’ın 100. yıldönümünde, eski “Musul Vilayet”ini Türkiye’ye dahil etme projesi.

Aldar Xelîl’in: “Rojava kuşatılmak isteniyor” notuna bakılırsa, Türkiye Rojava’yı tamamen işgal etmeye hazırlanıyor.

Türkiye’nin 2023’te, yani Lozan’ın 100. yılında hedefine “Halep Vilayeti”ni koyması başka bir opsiyon. 

Büyük karmaşa gibi görünen bu tablonun Kürdistan perspektifindeki çevirisi şudur: böl ve yönet.

Türkiye’nin saldırılarını durdurmanın bir yolu da: bölünmemek ve yönetilmeye, bir yerde yeniden kolonileştirmeye dur demek oluyor.

Zor, ama bu zor olanı başarmak, ulusal ve sosyal kurtuluşun sorumluluğunu üstlenen güçlerin kısa vadedeki ivedi hedefi olmalı!

Selimferat@web.de

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.