Güveni devlet vermez
Selim FERAT yazdı —
- İşlevsizleştirilen toplum, umutsuz ve yabancılaştırılmaktan kurtulduğu oranda, devletin işlevi ve etkisi yıkıcıdır. Şimdi bir geçiş aşamasındayız. Bundandır "devlet güven vermiyor."
30 yıl cezaevinden sonra, "devlet güven vermiyor“ diyen Orhan Sakçi’ye merhaba diyerek…
Sorular:
Yumuşama var mı?
Bekleyen toplum, soru soranlar cevap alıyorlar mı?
Kendin gibi ol terimi, birey ve halk için geçerli.
Devlet olduğu gibidir.
Kürdistan’ın gücü devleti zorunlu kıldığı oranda, varlığınızı kabul edecek ya da hiç mi hiç etmeyecektir.
Var mısınız?
Kuzey Kürdistan’da varoluş sürecinin hikayesini bilmeden, devletler olmaksızın çözüm bulmanın zor olacağını düşünüyorum.
Varoluş süreci başlamadan öncesiydi ve iki terim o döneme dek, başkasının rejisini yaptığı hikayenin içeriğini oluşturuyordu.
Unutmak;
Kendine yabancılaşmak.
Unutmak, kendine yabancılaşmanın ilk adımı.
Dêrsim’den sonrasıydı, soykırım resimlerine yüklenen "korku"ydu.
Son resim karelerine şahit olanlara korku yüklü bir yol gösterildi.
Travma sonucunda, olanları unutmaya zorlananlar, kendilerini unutmaya "mecbur" edildiler.
Kendilerine yabancılaştırıldılar.
Latince "alienare“ fiilinden türeyen, almak, çıkarmak, yabancılaştırmak.
Kürtleri Kürtlerden aldılar.
Kürt'ü Kürtlerden çıkardılar.
Kürtleri Kürtlere yabancılaştırdılar.
Bir yerde "medeniyet trajedisi“ olarak adlandıracağım, Kürtlerin kendilerine yabancılaştırılması, kolonyal faşizmin planlı doktrinine yüklü stratejisi olarak yaşama geçirilmişti.
Kolonyal rasyonalizasyon Kürtler için çelikten bir kafes örmüş ve bu kafesin ebediyen kalacağından hareket etmişti.
Her Kürt'ün kendisine yabancılaşmadığını biliyoruz.
Türkiye için "demokratik“ Kürdistan için "demirden kolonyal kafes“ olarak tanımlanabilecek 1960 Cemal Gürsel öncülüğündeki askeri darbeden dört gün sonra, yaşları 14-70 arası değişen 485 kişi Sivas Kabakyazı’da Er Eğitim Tugayı’ndaki askeri garnizon kampında 9 ay boyunca sürgün hapsine mahkum edildiler.
Derin tarih, derin devletin temelini atacaktı ve öyle de oldu.
Bu toplama kampı, kendilerine yabancılaşmamakta direnenlerin ufkunu daraltmak, yıldırmak için kurulmuştu.
Türkiye’de derin devletin ilk laboratuvar deneyi olarak tarihe geçecek bu Mayıs ayı hikayesi, sonrasında da Kürdistan’daki devlet dizaynının ana örneğini oluşturdu.
Kürtlerin siyasal tepkilerinin merkezini oluşturan "uyutulamayanlar'ın cezalandırıldığı yer Sivas Kampı“ oluyordu.
Temmuz 1993’teki Sivas Katliamı, 33 yıl sonra, bir zamanlar kurulan Sivas Kampı’ın hatırlattı.
Ve şimdi Sivas Katliamı'ndan 33 yıl sonra, devlet yeniden "kara kutu“ varlığını korumaya devam ediyor.
Buraya gelinceye kadar, bir ara hikaye daha var.
Kendilerine yabancılaştırıldılar dedikleri, onlarca yıl önce kendi ülkelerine gelen, mallarını talan eden, tabiatı insansızlaştırmak için ölüm makinelerini harekete geçirenleri, ülkelerini işgal edenleri hatırladılar.
Kendilerinden uzaklaştırılanlar, benliklerinde saklı olan "Biz"i buldular.
Kimliklerinden utananlar, kendilerine verilen yeni kimliğe mesafe koymak, yeniden varolmak için direnişe start verdiler.
Toplumsal normların, kuralların ve değerlerin zayıfladığı, belirsizleştiği veya çöktüğü kuralsızlık olarak tanımlanan 'anomi’den kurtulan Kürtler, kendini "Tanrı“ katında gören devletin işgalini sonlandırmak için toplumsal kurtuluşu hedefleyen bir yürüyüş başlattı.
İşlevsizleştirilen toplum, umutsuz ve yabancılaştırılmaktan kurtulduğu oranda, devletin işlevi ve etkisi yıkıcıdır.
Şimdi eskinin işlevini yitirdiği, yeni yaşamın sistemetik kurulmadığı bir geçiş aşamasındayız.
Bundandır "devlet güven vermiyor“;
bundandır, kendilerine yabancılaşmaktan kurtulanlar geleceğe damga vuracak!
