Zemin katı ceset dolu devlet
Selim FERAT yazdı —
- Devlet, zemininde saklı şifreleri çözmek için yola koyulanlara, bodrum katı kapısını çalan halka, meçhul failleri arayan ailelere, kapısını hiç açmadı.
Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş için yürüyenlerden çağrı:
"Devlet görevini yerine getirsin!“
"Gülistan nerede?“ sorusunun suç sayıldığı; bu soruyu soran anne ve ablasının işkence gördüğü, gözaltına alındığı bir yaşam hikayesinden bahsediyoruz.
"Kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak“ sözü veren şimdilerde sorumlu İçişleri Bakanı'nı dinliyorum…
Ve geçmişe bakıyorum:
Bu devletin yakın tarihte inşa ettiği bodrum katında;
Üzerinde yükseldiği zeminde;
Faili belli olan Roboskî Katliamı var…
Tahir Elçi’nin katillerinin huzur içinde yaşadıkları süreci yaşayanlar için "kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak“ ironik bir giriş değil mi?
Kürdistan’da sistematik katl mekanizmasının tetikçileriyle ilgili tarihteki olayları sıralamak istemiyor, AKP’li devletin kararlarının sonuçlarını yazıyorum:
Takipsizlik;
Beraat;
Zaman aşımı;
Delillerin bulunmaması;
Haber yapma yasağı;
Musa Anter’in 1992’de katledilmesiyle ilgili dava 2022’de düşürüldü;
JİTEM davası 2025’te zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle iptal edildi;
Tahir Elçi’nin failleri, 2024’te verilen kararla beraat edildiler…
Daha birçok cinayetin künyesini bu devlet biliyor.
Faili meçhul binlerce ceset bu devletin zeminine gömülü.
Tetikçilerini sadece bu devletin bildiği ve şifrelediği onlarca yıllık bir süreçten bahsediyoruz.
O sürece açıklık getirmeyecek devletin yeni bir sürecin kapısını aralamasının zemini deyim yerindeyse ceset dolu.
Gülistan Doku, bir zamanlar Dêrsim bölgesi olarak bilinen, Erzincan (Kemah, Tercan, Kemaliye), Bingöl (Kığı), Elazığ (Palu, Keban), Malatya'yı (Arapgir) kapsayan "Vilayet“in başkenti Dêrsim’de öldürüldü.
Adına ‘Munzur’ denilen üniversitenin öğrencisiydi. Munzur’da kan akmıştı; yeniden aktı.
Bu defasında kayalardan atılmadı, devletin insan avını serbest bıraktığı Dêrsim’de öldürüldü.
Devletin Dêrsimli kadınları asker ve polis güçlerinin insafına terkettiği bir kentte, Gülistan’ın katledilmesi şaşırtıcı değil.
Böylesi bir kentte, kadınların katledilmeyeceğinden hareket etmek de silik bir hafızaya işaret ediyor.
Gülistan Doku’nun katledilme karinesinin altında "Osmanlı“ mührü var. Devletin icazet vermediği bir mekanda, valisi ve devamı cezalandırılmış olurdu. Gülistan cinayetini örten devlet güçleriydi: İcazetini saklamadı, o dönemde şimdiki süreci yürüten devlet partileri, cinayetle ilgili "soru önergeleri“ni reddetmişlerdi.
Bir de Kürdistan’ın başkenti Amed'de doğan Rojin Kabaiş’in katli var. Eğitim için gittiği Van’da 21 yaşında katledildi. Cesedi, eskiden bir Ermeni yerleşim alanı olan Molla Kasım mahallesinin göl kıyısında bulundu.
Adli Tıp raporunda, iki erkeğin DNA örnekleri tesbit edildi. Resmi karar: "şüpheli bir bulgu tesbit edilmedi“ oldu.
Burada, hiç de tesadüf eseri olmayan örnekleriyle Dêrsim’i, Amed’e bağlayan yakın tarihteki bir hikayeden bahsediyorum…
Eğer bir devletin zemin katı cesetle doluysa mağdurlar ya da mağdurları temsil edenlerin yürütmediği projelerin başarılı olma şansı var mı?
Bu devlet, zemininde saklı şifreleri çözmek için yola koyulanlara, bodrum katı kapısını çalan halka, meçhul failleri arayan annelere, ailelere, çocuklara, kadınlara kapısını hiç açmadı.
Böyle olunca da halk, bu İçişleri Bakanı'na şu cevabı verdi: "Koruma, aklama, yargıla… Gülistan’dan Rojin’e isyandayız“.
