Türkiye: Üç millet bir de mülteci 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Kılıçdaroğlu’nun da Ümit Özdağ’ın desteğini almak için “mülteci düşmanlığına” katılmasından sonra, laik, modern Türk milletinin hızla mülteci düşmanlığına kaymakta olması büyük bir tehlike yaratıyor.

Bugün “ne olacak bu Türkiye’nin halinden”, “ne olacak bu Cumhuriyet Halk Fırkası’nın hali” aşamasına gelinmesiyle ilgili bir ontolojik analiz yapmaya çalışalım.

CHP, ağzıyla kuş tutsa tek başına seçim kazanamaz. Çünkü CHP “laik, modern, Batıcı Türk milletinin” milliyetçi partisidir. Bu laik millet nüfusun taş çatlasa yüzde 30’luk kesimidir. CHP’nin seçim kazanabilmesi için, “dindar, muhafazakar, Batı karşıtı diğer Türk milletinden” oy alması bir zarurettir. Kılıçdaroğlu imam kılığına girse, eşi de başını örtse bile işe yaramaz. Çünkü siz “kutuplaşma” diyorsunuz ya, bu iki millet birbirine “düşman” hale getirilmiştir. Tek parti dönemi bunu başlatmış, AKP düşmanlaştırmada nihai adımı atmıştır. O nedenle CHP’nin oyu yüzde 25’te donmuştur, AKP’nin oyu yüzde 50’yi aşmıştır. Gerisi Kürt milletine aittir. Ve Kürt milletini temsil eden partiler de her iki milletin seçmenlerinden oy alamaz. Çünkü bu iki Türk milleti birbirine düşmanlaştığı gibi, her ikisi Kürt milletinden de nefret etmektedir. (Birisi anlattı. Umre esnasında müslüman bir Kürt Kürtçe dua edince, yanıbaşındaki Müslüman Türk, “bari Allah’ın huzurunda bunu yapma” demiş.)

Ezcümle, Türkiye siyaseti bu düşmanlaştırma yüzünden kilitlenmiştir.

Kilitlenme nasıl aşılır?

Apocu “demokratik uluslaşmayla” aşılır. Aksi halde gelecekte herkesi çok büyük tehlikeler bekliyor.

Tehlikenin kaynağı “göç”tür. Göç dalgaları üç tarihi dönemde gerçekleşti. Bundan önce laik, modern Türk milleti kıyı metropollerinde, müslüman dindar Türk milleti Anadolu içlerindeki şehir, kasaba ve köylerinde, yurtsever Kürt milleti de kendi anavatanı Kurdistan’da yaşıyordu.

Sonra olanlar oldu. DP ile kapitalizmin sıçrama yapması kırsal alandaki Müslüman Türklerin hızla metropollere göçmesine yol açtı. Gecekondular pıtrak gibi metropolleri kapladı. Bu birinci dönem. Bu dönemde bir de Balkanlar’dan göç oldu. İkinci dönem, 1990 başlarında köy yakmalar ve savaş sonucu kitlesel Kürt göçüydü. İstanbul en büyük “Kürt şehri” haline geldi. Ve üçüncü dönem, “Üçüncü Dünya Savaşı’nın” sonucu göç tsunamisiydi. Suriyeli Sünni Araplar, Afganistanlılar neredeyse on milyonluk bir göç topluluğu oluşturdu.

Böylece birbirinden farklı “milletler” artık metropollerde, yarattıkları gettolar halinde yan yana yaşamaktalar.

Bu üç dönem göç öncesi birbirleriyle temassız, kendi hayat tarzlarıyla yaşayan bu farklı milletler bugün birbirleriyle düşmanlaşmış olarak bir arada, hepsi de barut fıçısı üstünde oturuyorlar. İşte “iç savaş” potansiyeli bu sosyolojik alt üst oluştan ve AKP’nin yarattığı “düşmanlaştırma” ajitasyonundan kaynaklanıyor. Temelinde ise “pastanın” iktidar gücüne dayanan muhafazakar dindar Türk milletinin zenginleri tarafından yağmalanması yatıyor.

Hayat tarzları, lehçeleri ve dilleri, inançları ve gelenekleri farklı bu insan topluluklarının kriz koşullarında birbirinin boğazına yapışması en büyük potansiyel tehlikedir. Laik Türk milletinin mensupları artık kendilerini metropollerde güvenlik içinde hissetmiyor.

Kılıçdaroğlu’nun da Ümit Özdağ’ın desteğini almak için “mülteci düşmanlığına” katılmasından sonra, laik, modern Türk milletinin hızla mülteci düşmanlığına kaymakta olması büyük bir tehlike yaratıyor.

Bu tehlikeyi önlemekte metropollerdeki Kürt nüfus belirleyici öneme sahip. “Demokratik uluslaşmanın” öncüsü Kürt ulusudur. Kendilerini mültecilerden korumak isteyen laik Türkler için de, laik Türklerin nefretinden ürken mülteciler için de Kürt halkı biricik güvenilir güçtür.

CHP’nin seçmen kitleleri bırakalım seçim kazanmayı, bugün varolan konumlarını bile koruyamaz hale az sonra gelecekler.  

CHP’nin “değişim”den anladığı parti içi yönetim “değişiminin” ötesine gitmiyor. Ve eğer Kılıçdaroğlu’nun umutsuz “sağa açılma” ve “helalleşme” adımlarına karşı, CHP “aslına” döndürülür ve Ergenekoncular duruma hakim olursa, bunların laik Türk milletini mültecilere ve “dincilere” karşı kışkırtması, AKP’nin daha da güçlenmesine yol açmakla kalmayacak, ülke özellikle kriz koşulları yüzünden kaotik bir karışıklık girdabına sürüklenecek.

Buradan çıkan sonuç çok açık. Son seçimlerde laik Türkler Kürtlerin onlara verdiği desteği yeniden ve derinlemesine değerlendirmeli, karşılarında düşman değil, dost bir millet olduğunu kavramalı ve onlarla “toplumsal ittifak” yoluna koyulmalıdırlar. CHP ne mültecilerin ne de dindarların tabanını faşist rejime karşı harekete geçiremez. Buna karşılık Kürt halkı hem “aşağıdan yukarıya laikleşme” süreci yaşadığı için laik Türk milletiyle, hem de bu laikleşme sürecinde İslam inancını devletten bağımsızlaştırarak koruduğu için dindar Türk milletiyle, hem de kendisi bizzat kendi anavatanından sürgün edilmenin acısını yaşadığı için mültecilerle toplumlar arası düşmanlaştırmaya karşı diyalog ve ittifak kurma imkanına sahip biricik güçtür.

“Seçim kazanamıyoruz” diye saçınızı başınızı yolmayın. Kazanamazsınız. Partinizi bir kere daha bölseniz, İster İmamoğlu’nu, ister hahambaşını parti başkanı yapsanız da hiçbir şeyi değiştiremezsiniz.

Kürt milletiyle barışmayı deneyin. O sizi dindar Türk milletiyle de, mültecilerle de “demokratik uluslaşma” sürecinde barıştıracaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.