Ya Xizir’i Qelek û Gemîyan!

Demir ÇELİK yazdı —

12 Mayıs 2022 Perşembe - 23:30

  • Kimliğimizi, dilimizi, kültürümüzü ve inancımızı inkâr eden bu zihniyete karşı, örgütlü ve bilimsel çalışmalarla bu süreci tersine çevirebiliriz. Buna en çokta Kîrmancki lehçesini konuşan Kürt Alevilerin ihtiyacı vardır.

1932’ den beri 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Aradan geçen doksan yılda kısmi başarı ve gelişmeler yaşansa da yoğun asimilasyon nedeni ile Kürtçe’yi, özellikle Kürtçe’nin Kîrmancki lehçesini büyük tehlikeler beklemektedir. Kurmanci lehçesinin Kürtler arasında yaygın kullanılması ve Rojava başta olmak üzere birçok alanda eğitim dili olması nedeni ile yok olma riskinin önüne geçilm¡ş olunmasına karşın Kîrmancki lehçesi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Hatta BM’e göre önümüzdeki yıllarda Kîrmancki (Dimilki) lehçeside kaybolacak diller arasında sayılmaktadır.

Bunun önüne geçmenin tek yolu; Kürtlerin statü sahibi olmaları ve Kürtçenin tüm lehçeleri ile birlikte eğitim dili olmasıdır. Kürtler statü sahibi olmadıkça ve tüm lehçeleri ile ana okulundan üniversiteye kadar Kürtçe eğitim dili olmadıkça Kürtçenin kullanımı, gelişimi ve yapım yaratım faaliyetlerinde etkili olması mümkün değildir. Bakurê Kurdistan’da Kürtçe ana dilinde eğitim olmadığından, bugün milyonlarca Kürt, ana dilini konuşamıyor, okuyamıyor ve yazamıyor.

Yoğun asimilasyonun yanı sıra, kurum ve hareketler bu duruma ön alamadıkları için her geçen gün bu sayı katlanarak çığ gibi büyüyor, ana dilimiz yok oluyor.

Yakın zamana kadar insanlarımız 7 yaşına kadar Kürtçe konuşuyor, Kürtçe öğreniyorlardı. 7 yaşından sonra okullarda Türkçe eğitim dili olsa da, hayatın her alanını kuşatan tek dil olsa da gelenekçi toplumsallık sayesinde ana dil bellekte yer edinmeye devam ediyordu. Ancak şimdi artık çok daha küçük yaşta kreş ve ana okul çağında çocukların ana dillerini öğrenmelerine fırsat vermeden bellek ve hafıza kazımaya, yeni bir bellek ve hafıza oluşturmaya çalışan tekçi ulus devlet zihniyeti söz konusudur. Biz bu zihniyete karşı çıkacağımıza ve mücadele edeceğimize, adete duruma rızalık veriyoruz. 

Bir yandan tek kelime Türkçe bilmeyen nene ve dedelerin ulus devletin tekçi ve inkârcı eğitimine tabi tutulan torunları ile diyaloga geçmek için Türkçe öğrenmeye çalışmaları, diğer yandan da biz anne ve babaların okusun da meslek ve iş sahibi olsun diye ana dilimizi konuşmadığımız, Türkçe’ye özendirdiğimiz çocuklarımız sosyal travma ile karşı karşıyadırlar. Sadece yaşanan travma olsa, belki tedavisi mümkün olurdu. Ancak gönüllüce yapmaya çalıştığımız oto asimilasyonla ana dilimizin ortadan kalkmasını da hızlandırmış oluyoruz. Halbuki, bir ulusu, bir milleti diğer uluslardan ayıran en temel faktör dildir. Dili milletten alırsanız, geriye ne kültür, ne sanat ve edebiyat, ne de yapım ve yaratım faaliyetleri kalır.

Kimliğimizi, dilimizi, kültürümüzü ve inancımızı inkâr eden bu zihniyete karşı, Avrupa’da örgütlü ve bilimsel çalışmalarla bu süreci tersine çevirebiliriz. Buna en çokta Kîrmancki lehçesini konuşan Kürt Alevilerin ihtiyacı vardır. Bu sayede hem kaybolma riskinin önüne geçmiş oluruz. Hem de inancımızın dili Xizir dili olduğundan, ana dilimizi konuşmayı, okumayı ve yazmayı başardığımızda inancımızın hakikati ile buluşmuş oluruz. Kürt Raya (Rêya) Heq inancının kültürel ve inançsal kavram ve değerleri Kürdi Aryenik kültürden beslenirler. Tarih boyunca devlet ve iktidara bulaşmadan Ocaxlar sistemi üzerinden doğal ve demokratik toplumsallığını Kürdi Aryenik kültür değerleri ile sürdürenler, nahak ulus devletin kültürel soykırımına karşı dönemin hakikati olmanın bilinci ile harekete geçmek durumundadırlar.

Tarihin uzun süresi boyunca inancımızın ahlâki ve politik değerleri, inancın kelam ve sözleri Kîrmancki ana dilimizde aktarılıp toplumsallaştırılıyordu. Devletçi sistemin karakoluna, adliyesine, savcısına ve hakimine gitmeden, Cem ve cıvatlarımızda kendi toplumsallığımızın etik değerleri ile varsa aramızdaki sorunları çözüyorduk. Dilsel, kimliksel, kültürel ve inançsal ihtiyaçlarımızı doğrudan demokrasi değerleri ile karşılıyor, bu değerler sayesinde onurlu yaşamı sürdürüyorduk. Ulus devlet, iktidar ve devlet dışı olan bu toplumsalığımızı dağıtmakla kalmadı. Tarihi hafızamızı, kültürel ve inançsal belleğimizi de yok etmeye çalışıyor. Durmuyor yerine kendi tekçi, inkârcı, katliamcı zihniyetini yerleştirmeye bakıyor. Bu sayede inancımızın barış, sevgi ve ortak yaşamı yerine savaşı, kin ve düşmanlığı aşılıyor. Farklılıklarımızı kaşıyor, bizleri ayrıştırıp karşıtlaştırıyor. Biz birbirimizle uğraşırken, o kendi sömürü düzenini sürdürmeye bakıyor. İnancımızın paylaşan, dayanışan ve ortaklaşan kültürel değerlerimizi siliyor, yerine bireyci, bencil, kendine göreci kapitalist modernite değerlerini dayatıyor. Bunun sonucu olarak birliğe gelmiyor, ortak hareket etmiyor, herkesin kendisini merkeze aldığı ilişkiler öne çıkmaya başlıyor. Halbuki inancımızın hiyerarşi dışı hakikati kendisini, “el ele, el Hakk’a” diyerek zalime karşı mazlumun umudu ve çaresi olmuştu tarih boyunca. Bugünde zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir diyerek ayağa kalkmanın zamanıdır. Hep birlikte olmayı başarabilirsek asimilasyonun ve kültürel soykırımın önüne geçebiliriz. Gün; Ya Xizir diyerek ayağa kalkmanın, Pîr’in himmeti ve Xizir’ın gayreti ile bir olmanın, iri olmanın ve diri olmanın günüdür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.