Yükselen savaş tehdidi ve iç barış
Cafer TAR yazdı —
- İran ve ABD/İsrail ikilisi arasında yaşanan ve yaklaşık bir ayı geride bırakan savaş, hem savaşa taraf olan ülkelerin kendi içinde hem de bütün dünyada daha sert sarsıntılara neden olacak gibi gözüküyor.
Taşıdığı stratejik önem nedeniyle bütün dünya İran ve ABD/İsrail arasındaki savaşa odaklanmış durumda. Başladığı ilk günden itibaren bu savaşın sadece İran’a karşı olmadığı biliniyordu. Küresel güç mücadelesinde ABD yeni bir hamle yapmak zorunda kalmıştı.
Bu saldırılar İran’a her açıdan büyük darbe vurdu; fakat ABD gibi dünyanın hâlâ en güçlü ekonomisi ve ordusuna sahip bir ülkeye de çok büyük bir bedel ödetiyor. İsrail ise çatışmalar böyle devam ederse, ilk defa kendi topraklarında bu kadar büyük bir yıkım tehdidiyle karşı karşıya kalmış olacak.
Benzer bir süreci Rusya, Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırılar sonrası yaşamıştı. 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş Ukrayna’ya tabii ki çok zarar verdi; fakat bizzat savaşı başlatan Rusya da savaşı sürdürebilmek için çok büyük bedel ödüyor. Uzmanlar, savaşı sürdürmenin günlük maliyetinin Rus ekonomisine 170 milyon dolar seviyesine çıktığını ifade ediyorlar.
Toplamda baktığınızda, bugüne kadar Ukrayna’ya yönelik başlatılan işgal harekâtının Rus ekonomisine yaklaşık 500 milyar doları aşan bir maliyeti oldu. Hâlbuki bu para ile Rusya’nın yıllarca sürecek sağlık ve eğitim masrafları finanse edilebilirdi. Bu savaşın sadece maddi/ölçülebilir maliyeti bile ağırken, buna savaşın sebep olduğu başta enflasyon olmak üzere diğer sosyal maliyetleri de eklediğinizde gerçek durum daha da anlaşılır hâle gelir.
Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı saldırılar, küresel ekonomik ve sosyal aktiviteler nedeniyle sadece iki ülkeyi etkilemedi; başta Avrupa olmak üzere bütün dünyayı olumsuz anlamda etkiledi. Gıda güvenliği, enerji piyasaları ve dolayısıyla ortaya çıkan enflasyon, savaşın yayılması ihtimalinin yarattığı tedirginlik dünya ekonomisinin tamamını olumsuz etkiledi.
İran ve ABD/İsrail ikilisi arasında yaşanan ve yaklaşık bir ayı geride bırakan savaş, hem savaşa taraf olan ülkelerin kendi içinde hem de bütün dünyada daha sert sarsıntılara neden olacak gibi gözüküyor.
Savaşın devam edip etmeyeceği noktasında en belirleyici ülke olan ABD, kendi içinde bu noktada ciddi tartışmalar yaşıyor. Temsilciler Meclisi ve Senato’dan oluşan Amerikan Kongresi, başlangıçta Demokratların muhalefetine rağmen ABD Başkanı Trump’tan yana tavır alırken, gelinen noktada ikircikli bir tavır sergiliyor.
Cumhuriyetçilerin bir kısmı, Trump’ın İran’a yönelik tutumunun daha önce bizzat kendisi tarafından öne çıkarılan “Önce Amerika” yaklaşımıyla çeliştiğini ve ABD’yi muhtemelen çok uzun sürecek, doğrudan kendisiyle ilgisi olmayan bir savaş ortamına sürükleyeceğini düşünüyorlar. Bu noktadaki itirazlar bir süredir ABD Başkanı’nın en yakınındaki isimler tarafından da dillendirilmeye başlandı.
Bütün bu itirazların somut bir karşılığı var; Amerikan Savunma Bakanlığı, İran’daki operasyonların devamı için ABD Kongresi’nden 200 milyar doların üzerinde ek bütçe talep etmek zorunda kaldı. ABD’nin 2026 yılı savunma bütçesi 839 milyar dolar olarak açıklanmıştı; bu rakam tek başına neredeyse Türkiye gibi ortalama büyüklükteki bir ülkenin GSMH’sına denk düşüyor.
Fakat mevcut yönetim, 2027 yılında bunu neredeyse iki katına, 1,5 trilyon dolara çıkarmayı hedefliyor. Bu kadar büyük bir bütçe ile oluşturulmaya çalışılacak askeri kapasite sadece İran’a yönelik bir savaş hazırlığı ile ilişkilendirilemez. Sözüm ona dünyada savaşları bitirme iddiasıyla seçmeninden oy isteyen Donald Trump ve ekibi, tarihin en büyük askeri yığınağını yapıyor ve dünyayı da buna zorluyor.
Bütün dünyada askeri endüstri son yıllarda muazzam güçlenmeye başladı ve hükümetler üzerinde yoğun bir baskı kuruyorlar. Almanya’da Volkswagen Grubu, araba üretimi yapan bazı fabrikalarını silah üretimi için dönüştürme kararı aldı; Alman silah endüstrisinin amiral gemisi olan Rheinmetall, ülke ekonomisinin yükselen yıldızı olarak gösteriliyor.
Türkiye bu işin neresinde duracak? Türkiye’yi yönetenler şimdi tam da buna karar vermelidir. Birinci Dünya Savaşı’nda Enver Paşa ve ekibi, imparatorluğu büyütme iddiasıyla Almanlarla birlikte davrandılar; sonuçta imparatorluk geride birçok problem bırakarak dağıldı.
Türkiye’yi yöneten AKP/MHP ikilisi bu tecrübeyi ne kadar ciddiye alıyorlar, bunu henüz bilmiyoruz; fakat Türkiye’nin iddia edildiği gibi oyun kurucu bir güç olmadığını, devleti yönetenler de dâhil herkes biliyor. Türkiye böyle bir süreçte inisiyatifi kaybederse bir daha toparlanamaz; böyle bir gelişme Türkiye gibi bir ülke için felaket olur.
Türkiye’yi yönetenler Kürt Halk Önderi’ni esas almalı ve öncelikle iç barışını sağlamak için önüne altın tepsi ile sunulan barış masasını bir kez daha devirmemeli ve Kürt Halk Önderi’nin uzattığı elin kıymetini bilmelidir. Kürt sorunu artık yerel bir sorun değildir; Kürt sorununun uluslararası ölçekte birden çok muhatabı vardır ve hepsinin tek tek kendine göre hesapları vardır. Bütün bu hesapların karşılıksız kaldığı yer İmralı Adası ve Kürt Halk Önderi’dir.
Eğer Türkiye kendisine karşı bir yerlerde hesap yapıldığını düşünüyor ve bu hesapları bozmak istiyorsa, hiç uzatmadan Kürt Halk Önderi ile halkların eşit, özgür ve bir arada yaşamını esas alan bir çözüm üzerinde uzlaşmalı, yeni bir dönemin önünü açmalıdır.
