Yürürken eleştiri-özeleştiri yapmak

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Tartışma, eleştiri ve özeleştiri “durarak”, içe dönerek değil, yürüyerek, dışa dönerek yapıldığı zaman sonuç alır. Çünkü faşizme karşı mücadelede durmak, bir anlık duraksamak asıl yenilgi tehlikesini doğurur.

HDP’nin iç tartışmasında giderek sağlam bir temel oluşuyor. Eleştiriler artık “eşbaşkanların sorumluluğu”, hatta “suçu”, “aday listelerinin yanlışlığı”, “ittifak politikasının isabetsizliği”, “seçim kampanyasının yetersizliği” gibi eleştiri ve özeleştiri yapılsa da derde çare olmayacak konulardan, gerçek “yeniden yapılanma” istikametine çevrildi.

Öze dönüş sloganı, tüm Kürt özgürlük hareketinin ortak paradigmalarına yeniden dönüş olarak kesinlik kazanmaya başladı. Faşizm koşullarında parlamento dışı mücadelenin parlamento içi mücadelenin başarısında temel yöntem olduğu bilince çıktı. “Türkiyeliliğin” Türkleşmek olmadığı, demokratik ulus paradigmasının Türkiye somutundaki ifadesi olduğu ve Kürdiliğin, yani Kürt halkının özgürlüğünü kazanma hedefinin Türkiyelileşme hedefindeki belirleyici önemi açıklık kazandı. Ortak vatan kavramının kapsamında Kurdistan’ın “anavatan” olduğu düşüncesinin içkin olduğu da berraklaştı. Mücadelenin “Türkiyelileşme” durağında sonlanmayacağı, Konfederalizm yoluyla Ortadoğu halklarıyla demokratik ulusun genişleyeceği, Rojava’da bu büyük uygulamanın adımlarının atıldığı, demokratik uluslaşmanın “hayali” bir paradigma olmadığı, daha da öte, Konfederalizmin evrensel boyut kazanacağı daha iyi anlaşıldı.

Kongrenin işte bu temel yönelimi eleştiri ve özeleştiri süreci içinde tartışıp geliştireceğine ve yeniden yapılanma hedefinde tüm halkı birleştireceğine inanıyorum.

Geriye çok önemli pratik-politik bir yanlışın ortadan kaldırılması kalıyor. Yerel seçimler eşiğinde bu hatanın ortadan kalkması, Erdoğan rejimine yıkıcı bir darbe indirmenin ön koşuludur.

Seçim öncesinde en önemli hata, yapılacak seçimin “meşru olmadığını” ilan etmedeki aşırı tereddüt oldu. Seçmeni “ürkütme”, “sandığa gitme motivasyonunu zayıflatma” kaygıları öne çıktı. Halkın özellikle son otuz yıllık tecrübesine güvenmek yerine, ona gerçek zorluklar olanca açıklıkla anlatılmadı.

Daha önemlisi Erdoğan’ın seçimi kazanması, sanki Millet İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı’nın “seçim taktiklerindeki hataların sonucuymuş” gibi, seçim gecesi tereddüt etmeden “seçim meşru değildir, sonuçlarını tanımıyoruz” demek yerine, her iki ittifakın seçimin kaybedilmesini kendi hatalarına bağlamasıyla farkına bile varılmadan seçime “meşruiyet” kazandırıldı.

Bu büyük hata, aslında devletin ve trollerin aynı gece saldırıya geçmesi, kimilerinin CHP’liymiş gibi, kimilerinin HDP’liymiş gibi, sözde kendi partilerine saldırmasıyla yaratılan “yenilgi” psikolojisinin sonucunda ortaya çıktı.

Muhalefet seçim gecesi rejimle mücadeleyi fiilen durdurdu. Buna karşılık rejim muhalefete karşı saldırıya geçerek, muhalefetin elinden seçimi çalmakla yetinmedi, onları içeriden çökertmek için seçimlerde yürüttüğü mücadeleyi vargüçle sürdürdü. Her iki ittifakın tabanlarındaki haklı eleştirileri örgütlü bir kampanyayla rayından çıkartmak için her şeyi yaptı.

Eğer muhalefet daha seçim öncesinden “Erdoğan istifa etmedikçe, TBMM’de tüm partilerin katıldığı geçici seçim hükümeti kurulmadıkça, Yüksek Seçim Kurulu tarafsızlaştırılmadıkça, sahte seçmenlerle dolu seçmen kütükleri yenilenmedikçe yapılacak seçim gayrı-meşru olacaktır” demiş olsaydı; bu şartlar yerine getirilmediği takdirde sine-i millete çekilme ultimatomu verilseydi; buna rağmen yapılan gayri meşru seçimden meşru bir sonuç almak için bu seçime katılıyoruz denseydi” muhalefet seçim gecesi içe kapanmak yerine mücadelelerini yeni bir aşamaya yükseltebilirdi.

Tartışma, eleştiri ve özeleştiri “durarak”, içe dönerek değil, yürüyerek, dışa dönerek yapıldığı zaman sonuç alır. Çünkü faşizme karşı mücadelede durmak, bir anlık duraksamak asıl yenilgi tehlikesini doğurur. CHP için doğurmuştur, HDP tehlikenin kıyısından dönmüştür. Seçim başarısızlığının yarattığı tehlikelerden çok daha büyük tehlike, faşizmin “muhalefetsiz faşizme dönüşmesidir. Erdoğan’ın seçim gecesi başlattığı saldırının amacı da tastamam buydu işte.

Şimdi önümüzde yerel seçimler var.

Muhalefet bir gün bile gecikmeden son seçimlerin meşru olmadığını kanıtlarıyla ilan etmeli ve bir yandan kendi iç sorunlarını hızla çözerken diğer yandan, mümkünse her iki ittifak ortak olarak, değilse ayrı ayrı “demokratik yerel seçimlerin ön koşullarını” bir deklerasyonla kamuoyuna duyurmalıdır. Bu önkoşullar tekraren ifade edeyim, kişisel düşünceme göre şöyledir:

“Seçim hilesi yapan ve anayasaya aykırı olarak üçüncü defa aday olan Erdoğan istifa etmelidir.

Yerel seçimler TBMM’deki bütün partilerin eşit olarak katıldığı geçici seçim hükümeti eliyle yapılmalıdır.

Yüksek Seçim Kurulu tarafsızlaştırılmalıdır.

Seçmen kütükleri sahte seçmenlerden ayıklanmalıdır.

Bu şartlar yerine getirilmediği durumda muhalefet TBMM’den çekileceğini ilan etmelidir.

Seçimler yine de faşist iktidar altında yapıldığı takdirde, bu meşru olmayan seçimlere muhalefet, seçimlerden meşru bir sonuç elde etmek için katılacağını, seçim çalındığı takdirde seçim sonuçlarını tanımayacağını, TBMM’yi boykota devam edeceğini açıklamalıdır.

Millet İttifakı böyle bir seçim taktiğine yüzde 99.99 ihtimalle katılmayacaktır. Ancak eğer HDP böyle bir çağrıyla bu ittifakın tabanına seslenirse, ya bu taban kendi partilerini bu taktiğe uymaya zorlayacaktır, bu olmasa bile HDP bu taktiği destekleyen söz konusu tabanın bir kesimiyle “aşağıdan yukarıya” ittifak kurmuş olacak, böylece “ittifak politikasını toplumsallaştırma” yolunda ilk adımı da atmış olacaktır. Bu ise mücadelenin parlamenter mücadeleye hapsedilmesini aşmanın da ilk adımı olacaktır. Muhalefetin tabanı HDP-YSP tarafından izlenen “üçüncü yolun”  doğruluğunu kendi deneyleriyle yenilgiden yenilgiye uğrayarak öğrenecektir. Yeter ki biz başarının yolunu, tek başımıza da kalsak çizebilelim.

Ne geçen seçim dünyanın sonuydu, ne gelecek yerel seçimler dünyanın sonudur. Mücadele yüz yıldır sürüyor ve gerekirse yüz yıl daha sürecektir. Mücadelenin ne kadar süreceği değil, sonunda zaferin mücadeleyle kazanılacağı esastır. O yüzyılın ilk yarısında Öcalan da PKK de, gerilla da, Kandil de, Şengal de, Rojava da yoktu, bugün var. Ekleyeyim: HDP de yoktu ve artık var.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.