Zaman özgürlüktür

Dilzar DÎLOK yazdı —

4 Kasım 2020 Çarşamba - 20:10

  • Bugün “dem dema azadiye…” sloganının “dem hatiye” şeklinde bir versiyonunun oluşması zamanın özgürlükle bağına işaret eder.

İnsanlık bir şekilde yaşıyor. Yaşadığına dönüp bakıyor, beğenmiyor ve beğeneceği şekilde yaşamanın yöntemlerini arıyor.
Susuz kalmış bir bahçeyi suladığınızda, o suyu düzenli olarak verdiğinizde önce suyun ulaştığı ilk ağaçlar canlanır, ancak giderek canlılık suyun ulaştığı damarlar boyunca yayılır. Doğa canlanır, ağaçlara can gelir ve yeşillenir. Yeşilin tonu değişir. İnsanlığın deneyimleri, yaratılanlar, ortaya çıkan aletler, ürünler ve güzellikler de böyle olmayı bekler. Doğduğu yerden yayılarak doğduğu yerde derinleşerek çevresini güzelleştirir, anlamlandırır. Teknik buluşlar da böyledir. Sanayi devrimiyle ortaya çıkan icatlar da on saatte yapılacak işi 2 saate indirmiş, 10 kişiyle yapılacak işi 2 kişiyle yapılacak hale getirerek insanlara enerji kazandırmış. O sekiz saat ve o sekiz insanın çalışmasına gerek kalmadan aynı iş yapılmış, aynı üretim gerçekleşmiş.
Kazanılan saatler, kazanılan zamanlar ve enerjiler, hayatlar yeni yaratımlar, üretimler ve güzelliklerle uğraşabilecek ve yaşamı yeniden yorumlama fırsatı bulacaktır. Milyonlarca insan, milyarlarca saat ve kazanılan ölçüye vurulmaz enerjilere ne olmuştur? Sayılarla vurulamayacak kadar yaratılması beklenen güzellikler nerdedir? Belki de zamanını ve enerjisini kazanma adına elde etmeyen kır insanı en anlamlı şekilde yaşamını sürdürmüştür. Çünkü kazanıldığı düşünülen zamanlar ve enerjiler insanlığın daha güzel yaşaması için kullanılamamıştır. Her adım ve elde kalan enerji, insanlarda yeni bir güzellik ile doldurulmalıyken ne yazık ki yaratılan güzellikler çok az bir düzeyde kalmış, enerjiler de az bir kesimin çıkarına kullanılma temelinde zor ile savaşlarla, baskıyla, mülkiyetle doldurulmaya çalışıldıkça güzelliklerden uzaklaşılmış, kötülükler artmıştır.
En büyük kötülüklerden biri, insandaki zaman algısının çarpıtılmasıdır. Giderek öyle bir hal almıştır ki zaman algısı kaybolmuştur. Bugün insanlar ekmeği yerken onun oluşum ve sofraya geliş zamanını düşünmezler. Su içerken o suyun gezegendeki dolaşım ve kendisine ulaşım zamanını düşünmez. Örnekler çoğaltılabilir ancak en kötü örnek insanın yaşarken kendi zamanını düşünemez olmasıdır. Bu durum insanın özgürlük bilincinden uzaklığıyla eşdeğerdir.
Dünyanın her yerinde insanlar bir yerlerde bir şekilde yaşıyor. Gün doğuyor, günlük edimler gerçekleşiyor, kimi çalışıyor, ter dökerek günlük enerji ihtiyacını karşılayacak gıdalara ulaşmaya çalışıyor, kimi hayata tutunmaya çalışıyor. Kimi insan plan yapıyor, ki plan bir zaman aralığında bir şeyi yapmaya karar vermedir. Bir anne ekmek yapmak istiyor, sabah kalkıp hamur yoğuruyor, hamur mayalandığında oturup ekmeği açıyor ve hazırladığı ateşte pişiriyor. Planlama demek yaşamın anlamlı bir şekilde yürütülmesidir.
Bir başkası kitap yazmak istiyor, her gün birkaç sayfa yazarak bir zaman aralığında düşünce ve duygularını satırlara aktarıyor. Ve başka başka örnekler.
Kır insanı, tüm zaman-enerji kazanımına rağmen ilk oluşum anlamına yakın bir zaman algısıyla yaşıyor. Toprağı kazmayı planlıyor, planladığı işi öngördüğü zamanda gerçekleştiriyor. Bu onun yaşama verdiği anlamı doğruladığı için kendine verdiği anlamı da onaylıyor ve nihayetinde zamana doğru anlam verildiğinden özgürlük bilincini yaşamsallaştırıyor. Tavuklara sarılarak onları besleyerek büyüyen bir çocuk ile tavuk olarak adlandırılan şeyi sadece sofraya geldiğinde gören çocuğun canlılık algısı aynı olmaz. İnsanlığın çoğu da böyle değildir. Yapılmak istenenler, yapılması planlananlar, sesli ya da sessiz verilen sözler, öngörülen ya da tarihin bize tanıdığı zaman aralıklarında bunları gerçekleştirebiliyorsak anlam kazanırlar. Kapitalist sistemin insan üzerindeki baskıları insanın da kendi yapmak istediklerini, ihtiyaçlarını ve bunları nasıl karşılayacağını belirleyememesi, kendisi olmaktan çıkması anlamına geliyor.
Diğer canlılara bakarak zaman ve anlam ilişkimizi sorgulayabiliriz. Bir kedi, köpek ya da koyunun zaman algısı yoktur diye düşünebiliriz. Hayvanlarda saat olmasa da yaptıklarını kendine en uygun zaman aralığında yaparak kendi varlığını süreklileştirmesi onun zamanı doğru anlamlandırması vardır. Bu anlamda çiftliklerde genetik saldırılara maruz kalan canlıların da insanlar tarafından doğru zaman algısından, özgürlükten koparıldığını söylemek mümkün. Çünkü kendi ihtiyaçlarına göre besin zamanını belirleyememekteler. Aynı şekilde üreme ve barınma faaliyetleri de onların iradesine göre gerçekleşmemektedir. Zamanı kullanma biçimi elinden alınmış canlılar, özgürlüğünü yitirmiş demektir.
Zaman özgürlük demektir. Her şeyin bir zamanı vardır, olgunun olgunlaşarak varolması, onun zamanıdır.
Bugün “dem dema azadiye…” sloganının “dem hatiye” şeklinde bir versiyonunun oluşması zamanın özgürlükle bağına işaret eder. Bu bağın insanlığın varoluşuyla ilgili olduğunu anlamak zor değil. İnsanlık tarihi açısından hakikaten bir devrim zamanıdır. Her şey ihtiyacın olgunlaştığı zamanda ortaya çıkıyorsa, bugün devrim ihtiyacı olgunlaşmıştır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.