3. Dünya Savaşı’nda tehlikeli tırmanış 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

7 Ekim 2021 Perşembe - 19:00

  • Erdoğan şimdi gemisine el konan suçlu kaptan gibi, yakasını kurtarmak için bir Biden’ın kapısını çalıyor, kovulunca Putin’in eteklerine yapışıyor.

Erdoğan’ın oğlu, Adalar İskelesi’ni mahkeme kararına rağmen boşaltmadı. Polis, yargı kararını uygulamak isteyenleri zor kullanarak engelledi. CHP Adalar İlçe Başkanı’nı darbetti.
Oğlu iskeleyi yargı kararına rağmen gasp edip terketmeyince akla şu soru geldi. Babası halkın seçimde vereceği karara rağmen Saray’ı terk eder mi?
Terketmeyince onu Saray’dan çıkartmaya çalışanların üstüne Soylu’nun polisi saldırır mı? Adalarda insanları darp eden bu polis, Saray’ın bahçesinde kan döker mi?
Şu anda kamu araştırma sonuçlarına bakarak Millet İttifakı’nın Cumhur İttifakı’nı geçtiğine dair rakamları inceleyenler “kesin gidici, ama acaba gidici mi?” diye tereddüt içinde.
Eğer Türk devleti, NATO zirvesinde ABD ve Batı devletlerine teslim olmadan önce seçim yapılsaydı ve Erdoğan kaybetseydi, kesinlikle seçim sonuçlarını kabul etmezdi. Ama şimdi işler değişti.
Erdoğan şimdi gemisine el konan suçlu kaptan gibi, yakasını kurtarmak için bir Biden’ın kapısını çalıyor, kovulunca Putin’in eteklerine yapışıyor. Ruslar devletin, kaptana rağmen Batı’ya teslim olduğunu biliyor. O nedenle Erdoğan’dan ne koparırsa kardır diye düşünüyor. Örneğin Putin’le yaptığı ve devletten gizlenen “şahsım” görüşmesinden sonra Rusya  hükümeti, Erdoğan’dan koparacağı tavizler karşılığında KKTC’yi bile tanıyabileceğini açıkladı.
Bu duruma bakılırsa eğer yapılırsa seçimi kaybettiğinde Erdoğan devletin bütün kuvvetlerini kullanma imkanına sahip olamayacak. Zaten ABD analistleri Erdoğan’ın ağır hasta olduğunu ve Erdoğan sonrasında ordunun başındaki Akar’ın iktidara geçebileceğini, darbe opsiyonundan da bahsederek Erdoğan’ın rüyalarını kabusa çeviriyor.
Ancak durum böyledir diye, işlerin seçimle birlikte gürültüsüz patırtısız yürüyeceğini sanmak gaflet olur. Hatta denebilir ki, eğer Erdoğan tüm devlete egemen olarak seçimlere müdahale edecek olsaydı, yine elbette kaos olur, ama çakma darbede olduğu gibi kısa zamanda da devletin egemen olmasıyla sonuçlardı. Şimdi ise eğer Erdoğan doğrudan kendisine ve ailesiyle, en yakın suç ortaklarına bağlı kuvvetlerle direnecek olursa bunun sonucu iç savaş olur.
Olunca da Akar’a ve cuntasına gün doğar.
Bir darbe için “iç savaşa engel olmaktan” daha elverişli bir bahane bulunmaz. Ve bilelim ki, ABD böyle bir darbeyi her zaman olduğu gibi doğrudan ya da dolaylı destekleyerek, Türkiye’yi Rusya’ya ve Çin’e karşı kullanmanın şartlarını yaratmaya çalışır.
Bu öngörü neye dayanıyor?
Türk devleti Üçüncü Dünya Savaşı’nda yenik düştü. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Rojava devriminin karşısında hiçbir bölgesel emperyalist amacına ulaşamadı. Rusya ile ABD arasında tahterevalli oyunu iflas etti. Ve şimdi ABD’nin elinde kullanılacak bir alet durumuna geldi.
İşte asıl tehlike burada. Çünkü Üçüncü Dünya Savaşı, Türk devleti yenildi diye sona ermedi. Tam tersine bu savaşın başlarında kendilerini gizleyen küresel emperyalist devletler zamanla sahnede görünür oldu. Şimdi Suriye, Irak, Kuzey Afrika ve Kafkasya’ya sıkışmış olan ve bölgesel güçleri karşı karşıya getiren Üçüncü Dünya Savaşı yeni ve çok daha tehlikeli bir aşamaya tırmanıyor.
ABD ile Çin arasındaki pazarları paylaşma, nüfuz bölgeleri elde etme gerilimi artıyor. Silahlanma yarışı tırmanıyor. ABD, Britanya ve Avustralya arasındaki askeri anlaşma gibi, yeni ittifaklar devreye giriyor. ABD bütün gücüyle AB ülkelerini kendi saflarına çekmeye çalışıyor, Çin de buna mukabelede bulunuyor. Geçtiğimiz gün başta Polonya olmak üzere bölge ülkeleri Rusya’ya karşı daha fazla ABD askerinin bölgede konuşlanmasını talep etti.
Çin bu gelişmeleri “soğuk savaş zihniyetine” bağlıyor, BM Genel Sekreteri de “soğuk savaş” tehlikesine işaret ediyor. Ancak bu “yeni soğuk savaş” terimi sanki “Üçüncü Dünya Savaşı” bitmiş, bu defa “yeni soğuk savaş” başlamış izlenimi yarattığı için tartışmalara yol açıyor.
Hiç kuşkusuz bu durum “İkinci Dünya Savaşı bitip, birinci soğuk savaşın başlaması” gibi bir gelişme değil. PKK Önderi’nin saptadığı gibi reel sosyalizmin yıkılmasından sonra başlayan Üçüncü Dünya Savaşı bugün de sürüyor. Ve savaş giderek tırmanıyor, ilk etabında bölgesel aktörlerin ön planda olduğu savaşta giderek küresel devletler ön plana çıkıyor, küresel rakip devletler arasındaki rekabet, gerginlik ve silahlanma yarışı tırmanıyor. Bölgesel savaşlar daha yıkıcı sonuçlara gebe. 
Hiç kuşkusuz bugünkü durum sosyalizmle kapitalizmin iki karşıt kutupta yer aldığı ve bütün politik güçlerin de ya sosyalizmden ya da kapitalizmden yana tutum almaya zorlandığı bir durum değil. Çünkü dünya birbirine karşıt iki ayrı sistemin bloklaştığı dünya değil. Rekabet eden bütün devletler artık kapitalist.
Bu nedenle ABD ve Çin birbirlerine karşı dünyayı iki kutba bölmeyi başarsalar bile, barışçı ve demokratik güçler bu iki kutuptan birine yaslanmak zorunda kalmayacaklar. Kürt Özgürlük Hareketi’nin “üçüncü yol stratejisi” tıpkı Birinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi halkları kendi ülkelerindeki emperyalistlerle mücadeleye yönlendirecek. Önemli olan bu durumu saptamaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.