Abartı

Aykan SEVER yazdı —

9 Şubat 2021 Salı - 23:00

  • Acele etmemek lazım elbette. Fakat Biden’ın izlediği dış politika somutta şu ana kadar Trump’ın enkazını toparlama anlamında başarılı denilebilir ama ötesi şimdilik abartı.

 

ABD’nin yeni yönetimi dış politika alanında Trump’ın yarattığı “enkaz”ı toparlamaya çalışıyor. Bu başlıklardan biri kuşkusuz İran’la nükleer anlaşma üzerinden yaşanan ama daha geniş bir çerçeveyi Ortadoğu ve Güney Kafkasya’da hegemonya probleminin yanı sıra Çin’le olan çekişmeleri de yakından ilgilendiren anlaşmazlık konusunda taraflar en avantajlı olabilecekleri pozisyonda oyuna başlamak istiyorlar. Bunun düğüm noktası kimin önce geri adım atacağında.

İran “yaptırımlar kalksın biz de anlaşmanın gereklerine geri dönelim” derken ABD tarafı “önce uranyum zenginleştirme durdurulsun” noktasında. ABD muhtemelen AB’nin de “balistik füzeler” başlığı ve İran’ın Ortadoğu’da dahil olduğu çekişmeler konusunda da İran’ı geriletmeyi düşündüğü için böyle bir yolu tercih ediyor. İran’da iç siyasete dönük kaygıların ön planda olması olası. Eski İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın bugünlerde “halktaki memnuniyetsizliğin hiçbir dönemde görülmediği kadar fazla olduğunu” söylemesi tesadüf olmasa gerek. İran’ın K.Kore ile uzun menzilli füzeler üzerine işbirliğini bugünlerde yeniden başlatmasıysa asıl niyetinin silahlanma üzerine kurulu olduğunun açık göstergesi.

Biden yönetiminin İran’la sorunları çözmek için müzakere ediyor olması önemli. Fakat burada neyi tartıştığınız bir saatten sonra asıl değerli olan. Örneğin birçok kişiye ütopik gelen ama gerçekte olması gereken şey öncelikle nükleer silahlardan başlayarak tüm tarafların silahlardan arınmasını tartışma konusu yapabiliyorsanız gerçekten bir şey yapmış olursunuz. Yoksa bölgedeki emperyal hegemonyanızın ve İsrail’in selameti için bir anlaşmaya imza koymak sadece sorunların üstünü örtmeye yarar. Düşmanlıklar ve bölgedeki rejimlerin zulmü devam eder. Ayrıca bu provokasyonlara, bozulmaya çok açık bir denge olur.

Biden’ın attığı bir diğer “olumlu” adım Yemen savaşında Suudi Arabistan’a verdiği askeri desteği kesmek oldu. Fakat bu biraz fazla uyanıkça bir hamleydi. Çünkü olay Suudi Arabistan’a fatura edildi. Halbuki Yemen halkına karşı açılan savaşta ABD, İngiltere ve Fransa'nın da desteğiyle Suudi Arabistan önderliğinde sekiz Arap ülkesinin de katıldığı bir koalisyon rol aldı. Hatta TC de en azından silah göndererek, kendine yakın çeteleri oraya sevk ederek savaşa dahil oldu. Ve savaş Obama döneminde, 2015’in Mart ayında başlatıldı. Yer yer malum koalisyon El Kaide ile işbirliği yaptı. Milyonlarca insan bu süreçten ölerek (tahminen 110 bin kişi), yaralanarak, aç, evsiz, eğitim ve sağlık olanakların mahrum kalarak etkilendi. Kim geri verebilecek bütün bu olanları, mümkün mü? Peki bu savaş neden başlamıştı? Buna gerekçe olarak “İran kaynaklı tehditler” gösterilse de gerçekte ABD ve müttefikleri iktidarı ele geçiren Husileri kendilerine uygun güdecekleri bir topluluk olarak görmedi. Bu savaştan niye sadece Suudi yönetimi sorumlu olsun? Bizzat siz Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesine kadar varan süreci tetiklemiş olmayasınız?

Biden’in askeri desteğe son derken "Suudi Arabistan'ın egemenlik ve toprak bütünlüğünü savunmasına yardım etmeyi sürdürme" kararı ise ayrı bir hedef şaşırtmacaya ve savaşın sürdürülmesine dönük provokasyonlara açık kapı bırakıyor. Nitekim açıklamanın bu kısmına bayılan Suudi yöneticileri şimdiden başladılar “patlayıcı yüklü İHA düşürdük” laflarına. Ortada gerçekten Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğüne yönelik tehdit var mıydı, var mı gerçekten?

ABD’yi yakından ilgilendiren bir başka gelişme ise hafta sonu Haiti’de yaşandı. Haiti Devlet Başkanı Jovenel Moise diktatörlükle yönettiği ülkesinden kendisine karşı “darbe girişimi”nde bulunulduğunu açıkladı. Bunun için de 20 kişiyi gözaltına almışlar. Ne muhalefet ne halk bu yalanı elbette kabullenmedi. Onlar için bu uydurmanın nedeni açıktı. Moise 2016’da ABD desteğiyle (yine Obama dönemi, tabii Biden da oralarda) seçimleri gasp etmiş o zaman bu zamandır, halkı yoksulluğa, hastalıklara ve perişanlığa sürükler bir tarzda devlet terörüne sık sık başvurarak yönetmişti; bugün de süresi dolduğu hâlde koltuğu bırakmak istemiyordu. 

Ekim 2020’den beri halk Moise’i istifaya davet ederken sık sık ABD elçiliği önünde de boy gösterip “alın bu adamınızı” dediler. Çünkü yüzyıldan fazladır kendilerini asıl boyunduruk altında tutanın ABD olduğunu biliyorlardı. Son süreçte Myanmar’daki cuntaya haklı olarak karşı çıkan, Orta Amerika ülkeleriyle Trump’ın göçmenleri engellemek için yaptığı anlaşmayı askıya alan ABD, sıra Haiti’ye gelince kendi diktatörünü kollamasını bildi. Moise’in görev süresinin 2022 Şubat’ında dolduğunu sonra seçimler yapılabileceği açıklandı. Peki halkın istekleri, sokaklarda can verenler, iktidarın yalanları ne olacak? Anlaşılan aynı hikâyenin içinde dönmeye devam ediyoruz: benim diktatörüm iyidir. Venezuela’da ise bu “benim mafyacım iyidir”e dönüşüyor.

Acele etmemek lazım elbette. Fakat Biden’ın izlediği dış politika somutta şu ana kadar Trump’ın enkazını toparlama anlamında başarılı denilebilir ama ötesi şimdilik abartı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.