Artan hoşnutsuzluklar

Aykan SEVER yazdı —

2 Şubat 2021 Salı - 23:00

  • Yeni bir öykü yazmak, yeni anayasa yapmak her şeyden önce yeni aktörleri gerektirir, yoksa hücrenin demirlerini boyamanın ötesine gitmez. Sorgulama, hesaplaşmaya/devrim’e dönüşmediği sürece maalesef kanlı döngüleri yaşamaya devam edeceğiz. Zaman kolay evrilmiyor, biz de şimdi içindeyiz. Umut mu neden olmasın? Her şey 2+2’nin sadeliğinde olsaydı onun adı UMUT olmazdı…

 

Önemli ölçüde korona salgını sayesinde daha da görünürleşen kapitalizmin yarattığı tahribat dünya genelinde tepkiyle karşılanıyor. Halkların hoşnutsuzluğunu ifade etme biçimi olarak ise çoğu zaman olduğu gibi sokak hareketlerinin ön plana çıktığını görülüyor. Özellikle temsili demokrasilerin son yıllarda maniple edilebilirliğini birçok ülkede kendi kendine hızla teşhir ederek otokrasilere dönüşmesi bunun nedenlerinden biri. Halkların yeniden sokağa kıymet kazandırmalarındaki faktörlerden arasında kuşkusuz parlamento vb. kurumların nihayetinde ülke egemenlerinin çıkarlarına hizmet eden yasama organı olmanın ötesine gitmediğinin belirgin bir biçimde teşhir olduğu bizzat bu direnişlerin katılımcılarınca dile getiriliyor. Şili’de 2019 Ekim’inden bu yana devam eden mücadele, Hindistan’da son aylarda gelişen işçi ve çiftçi hareketi, Tunus’ta yakın zamanda yeniden ayağa kalkan halk hareketi bunun en belirgin örneklerinden. Şili’de kurumun kendisi ya da parlamentodaki başka partileri geçtim yılların Komünist Partisi dahi sokaktaki bu hareketin sözcüsü olamıyor. Çünkü dünyaları başka.

Son dönem gelişen protesto hareketinin yine görünür yanlarından biri bütüne imzasını atan bir ideolojik-politik yönelim olmadığı gibi yer yer sağ-milliyetçi zihniyetin bu hareketlere damgasını vurduğu da görülüyor. Son dönem Hollanda’da gelişen protestoların bir kanadı bu minvalde. Sermayenin saldırganlığı karşısında adeta iç güdüsel üretilen bu tepki biçimi aynı zamanda sermayenin açmazlarını çözmek, geniş kitleleri baskılamak için aynı sermaye kesimlerinin kalkanına dönüşebiliyor. Fakat bu gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmayacakları anlamına da gelmiyor. Örneğin geçen hafta sonu Romanya’da bir hastanenin yanması ve beş korona hastasının yangın sırasında hayatını kaybetmesi sonrası yapılan protesto gösterisi sırasında, sağcılarca dile getirilen “Sosyalizm sonrası dönemde yani 31 yıl boyunca tek bir hastane bile yapılmadı.” sözleri işi şimdilik “hırsızlık, yolsuzluk” yapanlara bağlıyor. Sorunun asıl kaynağı olan kapitalizmin tercihlerinin tartışma konusu olacağı günler de gelecektir.

Gelişen hareketler içinde bir karakteristik yan da kadınların ön planda olması. Erkek egemen kapitalizmin saldırısı altında oldukları için kuşkusuz bu kaçınılmaz. Polonya’da kürtaj hakkının gasp edilmesi günlerdir devam eden protestolarla karşılık buluyor. Fakat buradaki kadın hareketinin görece yalnız bırakıldığından bahsetmek mümkün. Tunus, Lübnan, Pakistan ve savaş altındaki Yemen’de bile yapılan bazı gösterilerde kadınların ön planda olduğu görülüyor. Bu tür gelişmelerin toplumsal hareketler açısından daha kapsamlı sorgulamaları zamanla gündeme getirmesi mümkün.

Toplumsal hareketleri etkilemeye, yönlendirmeye dönük “yabancı parmağı” başlığına gelince bu özellikle içinde yaşadığımız postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşı sürecinde fazlasıyla olası, normal ve hesaba katılması gereken bir şey. Rusya örneğine bakarsak bence burada asıl manipülasyon Batı’nın Navalny’i destekliyor oluşu değil, otokrasi ve kapitalizmden yılmış kesimlere Putin’in alternatifiymiş gibi ama gerçekte benzeri olan milliyetçi bir otokrat adayının sunuluyor oluşudur. Navalny’in de dilinde düşürmediği ve dünyada birçok yerde muhalefetin eksenini oluşturan “yolsuzluk” ancak gerçekten bir kapitalizm sorgulamasına dönüştürülebildiği ölçüde yeni namına bir yol açabilir. Bu harekete uzak durarak değil hareketin bizzat bir parçası olarak değişimi önce kendi önüne koyarak mümkün. Yoksa ayartıcılar hayatta çok. Bakmışsın birgün bir iktidarın süsüne dönüşmüşsün. Arada kafama takılıyor, mesela şimdiden bir çok şey başaran Siyah Hayatlar Önemlidir hareketi iktidarla mesafesini koruyabilecek mi?

Yeni bir öykü yazmak, yeni anayasa yapmak her şeyden önce yeni aktörleri gerektirir, yoksa hücrenin demirlerini boyamanın ötesine gitmez. Sorgulama, hesaplaşmaya/devrim’e dönüşmediği sürece maalesef kanlı döngüleri yaşamaya devam edeceğiz. Zaman kolay evrilmiyor, biz de şimdi içindeyiz. Umut mu neden olmasın? Her şey 2+2’nin sadeliğinde olsaydı onun adı UMUT olmazdı…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.