Azmettirici

Aykan SEVER yazdı —

15 Eylül 2020 Salı - 23:00

  • Bir azmettiricinin neden bir ülkenin başkanlık koltuğunda oturabildiği sorusu saçma/kendi içinde tutarsız olduğu için bir kenara bırakalım. Bugünlerde ister istemez ön plana çıkan Amerikan seçimleri sonrası TC-ABD ilişkileri ne olur sorusuna yanıt aramaya çalışalım. Trump ikinci kere koltuğa oturursa ABD-TC’den çok Trump-Erdoğan ilişkisi diye tanımlayabileceğimiz sürece dair yapılan tartışmalarda kimse köklü bir değişiklik beklemiyor.

 

"51 gün sonra Nevada'yı kazanacağız. Beyaz Saray'da da 4 yıl daha kazanacağız. Bu 4 yıldan sonra da belki bir 4 yıl daha isteriz. Bundan sonrasını da müzakere edeceğiz değil mi?” Belki Amerikan Müesses Nizamı Aşıkları Cemiyeti üyeleri inanmayacak ama Trump maskesiz yaptığı kapalı salon toplantısında çoğu onun gibi vurdumduymaz olan seçmenlerinin önünde “kral” olmak istediğini bu hafta sonu böyle söyleyivermiş. Aslında daha önce de ara sıra yumurtlamadı değil, fakat bazı kulaklar inanmak istemedi. İki dönem seçilme sınırını tanımayacağını bu kadar açıktan ifade eden birinin iktidarını korumak için başka “yasa dışı” işlere de sanırım karışmayacağını kimse iddia edemez. Belki de sorun burada başlıyor ya “halk” da hukuk dışı politikaları kendine en uygun yol olarak görüyorsa?

Şimdi yeri ve zamanı mı, iklim krizinden, ülkenin yarısının sözcüğün gerçek anlamıyla yangın yerine dönüştüğünden, hektarlarca ormanın, evlerin yandığından, 30’dan fazla insanın bu yangınlarda öldüğünden söz etmenin? Ya da Korona salgınının (ilgilenmeyerek Trump yönetiminin) 194 binden fazla insanı öldürdüğünden? Tabii polislere kurşun sıkılmış bunu konuşabiliriz. Geçtiğimiz hafta sonu Los Angeles’da iki polis, araçları içindeyken vuruldu. Polislerin sağlık durumları ciddi. Halk polisleri sevmediğini yaralıların kaldırıldığı acil servis önünde de polis karşıtı slogan atarak göstermiş. Trump ise meşhur politika yapma aracı sosyal medyaya başvurup “suçluların sert şekilde vurulması gerektiğini “ buyurmuş. “Benim polisim”e niye böyle davranıyorlar? türünden sorulara o “müthiş” zihnin envanterinde yer yok. Kimler suçlu bu hikayede? En azından ortada yargısız infazı teşvik eden bir Başkan’ın olduğu sanırım yeterince açık. Ne de olsa insan hayatına kapitalizmin biçtiği paha bir hayli düştü…

Bir azmettiricinin neden bir ülkenin başkanlık koltuğunda oturabildiği sorusu saçma/kendi içinde tutarsız olduğu için bir kenara bırakalım. Bugünlerde ister istemez ön plana çıkan Amerikan seçimleri sonrası TC-ABD ilişkileri ne olur sorusuna yanıt aramaya çalışalım. Trump ikinci kere koltuğa oturursa ABD-TC’den çok Trump-Erdoğan ilişkisi diye tanımlayabileceğimiz sürece dair yapılan tartışmalarda kimse köklü bir değişiklik beklemiyor.

Yani Trump’ın Erdoğan’ı koruma kollama faaliyeti sürecek. Fakat bu kuşkusuz TC’nin ABD-İsrail ikilisinin çıkarlarına zarar vermediği hallerde mümkün. Yoksa kolayca “sert adamları severim” hikayesi kısa zamanda son bulabilir. Şu ana kadar Erdoğan-Netanyahu arada dalaşsalar da gerçekte hiç karşı karşıya gelmediler. Filistin üzerinden böyle bir olasılık var mı? Özellikle İran’ın motivasyonuyla gelişebilecek çok düşük de olsa böyle bir aralık var. Ama rejimin bu türden bir riske gireceğini sanmam. Son Doğu Akdeniz krizinde TC, tehdit-şantaj karışımı siyasetinin ABD açısından “endişeye” sebep olduğunu görünce kısmen de olsa geri adım atarak bunu gösterdi. Bu elbette geçici, TC emperyalist arayışlarını kolay kolay terk edemez.

Biden’ın seçimlerde galip gelmesi halinde Pentagon gibi kurumların dış politikada daha etkin olacağını söylemek mümkün. Fakat onların da Suriye-Kürtler başlığında görece farklı bir tutum alsalar da TC’yi özellikle mevcut askeri gücü nedeniyle müttefiklik ilişkilerinin dışına itmek gibi bir niyetleri görülmüyor. Sadece Erdoğan ve hempalarının değil TC’nin bütün olarak izlediği emperyal siyasetin Amerikan egemen kesimlerini rahatsız etmediği aksine yön verilebilecek/kullanılabilecek bir zeminde gördüklerinin bir kez daha altını çizmekte yarar var. Bugün gerek Güney Kürdistan gerekse Suriye’de sürdürülen TC’nin işgal siyasetinin desteklenmesi bu kapsamdadır.

Bütün bunlar bir yana ABD’nin yaşadığı sosyal erozyon “yeni” siyasal iktidarı seçimler sonrası ister istemez içeriyle daha fazla ilgilenmeye zorlayacaktır. Memleket açısındansa asıl problem militarist-emperyalist politikalar kuşanmış olan egemen sınıflar ittifakının, devletin ve buna destek veren toplumsal kesimlerin “egemen” olmaktan nasıl çıkarılacağıdır. Bu anlamda ABD-TC ilişkilerinden çok mevcut statükoyu al aşağı etmek için geliştirilecek devrimci mücadelenin seyri daha önemlidir…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.