Bazı zaaflar

Aykan SEVER yazdı —

20 Ağustos 2020 Perşembe - 23:55

  • Politikacılar belli bir zaman diliminde uzlaşmak istese dahi sermayenin kendi ritminin buna ne kadar, nasıl izin vereceği meçhul. Aynı eksik yaklaşım TC’nin emperyalistliğini, hiyerarşideki yerini olmuş bitmiş, sarsılmaz bir halde görmeyle de ilgili.

Bir süre yazmaya ara verince dünyanın; hızlı bir çalkantı içerisinde olduğunu en azından bizim, bugün varsaydığımız/sandığımız döneminde ister istemez dünya politikası dahilinde olanlar kısa zamanda içinden çıkılmaz bir yığına dönüşüyor. Bu “karmaşa”yı değerlendirirken karşılaşılan bazı zaafları bir kaç başlık etrafında tartışmaya çalışacağım.

İlki içinde yaşadığımız süreçte yeni gelişen jeo-politik konumlanışları mutlaklaştıran, abartan ve bitmiş gibi algılayan yaklaşımlar. Bunun örneği pekala İsrail-ABD-Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) arasındaki anlaşmaya dönük yapılan; bu gelişmenin mutlak başarısına, TC’deki hakim rejimin karşıtı olduğuna, taraf olunabilecek ve geleceğe dair bir ışık gören inanç. İsrail bu anlaşmayı Gazze’ye bomba yağdırarak kutlarken; aynı ülkenin BAE'deki dört Rixos Oteline tatil paketi satacaklarını, İsrailli zenginleri THY’nin oralara taşıyacağını açıklaması karşısında rejimin vaveyla kopardığını duydunuz mu? Elbette yok! Olamaz da, çünkü işin ucunda para var ve hep oldu. Halkların kendi mücadelesine güvenmek yerine sahibinin sesi olan bir kısım basının bu ittifaka iltifatlar yağdırması, onlara angaje olmayı öğütlemesi normal. Fakat bunun anlamı belli idealler için mücadele eden/ettiğini iddia eden kesimler için milliyetçilik-liberalizm bulamacı bir yaklaşıma teslim olmaktan öteye gitmez. Ayrıca gücün dilinin hakim olduğu bir atmosferde bugün düşman görünenlerinin yarın uzlaşması hiç de zor olmaz.

Burada temel sorun yaşadığımız anı dünyanın sonu sanmamızdan kaynaklı. Halbuki dünyanın bizden önce var olduğunu bildiğimiz gibi daha önce de (son bir kaç yıl içinde dahi) ittifakların kurulduğunu, bozulduğunu çeşitli kereler gördük. Örneğin Trump’ın “Arap NATO”su şimdi nerede, bilen var mı? Bu tartışma hele hele mevcut postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının zemininde yapılıyorsa çok sayıda gelişme olasılığına gebe demektir. Çünkü mevcut savaşın bitmesinin bir olanağı emperyalist-kapitalist hiyerarşi içindeki tarafların çekişmeyi sonlandıracak düzeyde bir doygunluğa-uzlaşıya varmalarıyla mümkün. Bu anlamda yolun henüz başındayız.

Politikacılar belli bir zaman diliminde uzlaşmak istese dahi sermayenin kendi ritminin buna ne kadar, nasıl izin vereceği meçhul. Aynı eksik yaklaşım TC’nin emperyalistliğini, hiyerarşideki yerini olmuş bitmiş, sarsılmaz bir halde görmeyle de ilgili. TC emperyalizminin sergilediği politikaları görmek yerine 70’li yıllardaki pozisyonuna takılıp kalan değerlendirmeler karşısında, olana vurgu yapmak kuşkusuz normal. Fakat hem dünyadaki altüst oluşu hem de TC’nin mevcut politikalarını üzerine oturttuğu lümpen ve geleneksel burjuva kesimlerin kırılgan varlıklarını göz önünde bulundurmadan mevcut “başarı” haline mutlak anlamlar yüklemek ne derece sağlıklı bir yaklaşım olur? Politik iktidarın yıkıma sürüklendiği bir anda oligarşik kesimlerin bırakınız emperyal politikaları sürdürmeyi rejimi kurtaracak kudretleri var mı?

Bir diğer zaaflı yaklaşımsa mevcut savaştan bir çıkış olanağı olarak eşitlikçi -özgürlükçü bir ütopyayı bütünüyle yok sayan mevcut postmodern savaşın çaresizliğini, bir kader gibi kabullenen ve bunu öğütleyen tarz. Bu durum örneğin son dönemde Belarus’taki gelişmeler karşısında kendini tek alternatif- en haysiyetli yaklaşım olarak sergilemeye çalıştı. Bu neydi? Haklı olarak Lukaşenko’nun zulmüne isyan eden insanların eylemleri desteklenirken; kapitalizm sümme haşa tartışma konusu yapılmayıp, ABD ve bazı AB ülkelerinin kurtarıcılığına sorgulamaksızın alkış çalınmasıydı. Onların yerine ben sormaya çalışayım.

Irkçılığın köklü ve kurumsal olduğu ABD kimi, neyi, ne zaman kurtardı? Parodiden ibaret seçimlerin yapılıp yapılmayacağının bile tartışma konusu olduğu bir ülke kime, neyin vaadinde bulunabilir? AB yönetimi kendi sınırları dahilinde bugün birden fazla diktatörlük yükselir ve yerleşirken ne yaptı/ne yapıyor? Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyasında yıllardır “çöktürme planı” vb. adlar altında TC, İslamcı çetelerle birlikte kanlı emperyal politikalar uygularken yıkım bittikten sonra rapor yazmaktan ve halkların geleceği üzerine pazarlık yapmaktan başka bir şey sergilendi mi?

Soru çok, haftaya devam edelim…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.