Ben KDP’ye ne söyleyeyim?

Dosya Haberleri —

18 Haziran 2021 Cuma - 23:00

  • “Vallahi bunlara ne söyleyelim, bilmiyorum. KDP’nin bu yaptığı, Kürt milletinin çıkarına değil. Bu yapılan, kendi milletine kötülüktür. KDP, milletimiz arasında eskiden kalan bir parçacık ağırlığını da kaybediyor. KDP’nin Türk devletine destek sunması, Kürt milletinin nezdinde değerinin kaybolmasına sebep oluyor.”

Raperîn ve PKK - 2. BÖLÜM

EMRULLAH BOZTAŞ

 

Güney Kürdistan’da 1991 yılında başlayan ve “Raperîn” adı ile anılan, birçok merkezin BAAS rejiminden kurtulmasıyla sonuçlanan ayaklanmaların “içeriden” tanığı Mehmet Haşim ile röportajımızın ikinci ve son bölümünde de Haşim, PKK’nin ayaklanmalardaki rolünü anlatıyor ve KDP’nin o tarihten bugüne uzanan tutumunu değerlendiriyor.

 

Basın yayında Raperîn günleri fazla anılmıyor ve kamuoyunda da çok az dillendiriliyor. O günlere şahit olmuş bir kişi olarak söyler misiniz: PKK, Başûrê Kurdistan kentlerinde ne kadar kaldı? Asayiş nasıl sağlanıyordu ve halk ile ilişkiler ne düzeydeydi? 

Bence en önemli olan, PKK’nin halka direniş ve serhildan için büyük bir cesaret aşılaması ve teşvikiydi. O kısa zamanda büyük, uzun süreli bir savaş yaşanmamış olsa da bunlar halka cesaret verdi. Günlerce direndiler. Ta serhildanın ilk gününden başlayarak devlet yenildi, millet özgür oldu. Ancak ondan sonra peşmerge, Suriye’den, Türkiye’den KDP adına gelebildi. Belki dar bir çevrede bir “tanzimê daxili” (iç örgütlenme) çalışmaları olsa bile bir etkileri yoktu, resmi peşmerge de yoktu. Kurtarılan birçok yerde halk, kendi savunmasını yine kendisi üstlendi. 20 günden fazla Zaxo’da, Derkare’de ve çevre kentlerde de kaldık. Halkın savunmasını, asayiş görevini yerine getirdik. Saddam’ın tekrar saldırması ile millet tekrar kaçıp gö

 'e7 etti. Semele’den döndüğümüz zamandı, Zaxo yine boşalmıştı, hastanede yaralı arkadaşlarımız yatıyordu. Hevallerin doktoru ve birkaç arkadaş onlarla birlikte yaralılara bakıyorlardı. Hastane, Şabanike Hastanesi’ydi; tabii ben bilmiyorum belki ama bir kısım millet, yaralı olduğu için evlerde kendini saklamış olabilir ama ben görmedim.

Zaxo’da büyük bir göç yaşanıyordu, kimseleri dinlemiyorlardı. Ta ki PKK önlerini alıp, “Durun, nereye gidiyorsunuz” diyinceye kadar… Yalvar yakar, rica minnet bir kısmını durdurduk. Bütün yükü yine bize bıraktılar, zaten karakollarını ve kontrol noktalarını da bize devretmişlerdi. Diğerleri dinlemedi, yine çekip gittiler.

Artık kaçkınlar artınca hevaller, Geliyê Peraxa taraflarına saytara (kontrol noktası) kurmak zorunda kaldı. Bir kısmı kaçtıktan sonra tekrar geri geldiler; belliydi, yine gidip Saddam ile anlaşıp teslim olacaklardı. Arkadaşlar onların Zaxo’ya dönüşünü engelledi. Zaten o zaman arkadaşlar bazı yerleri tutmuşlar, Saddam’ın askerleri ile savaşıyorlardı. 

Arkadaşlar Derkare boğazını ve çevresini tekrar tuttu ve Saddam’ın askerleri ile yine savaştılar; epey bir Saddam askeri öldürüldü. 40-50 tanesini esir aldılar. O askerler de bela oldu, sonunda götürüp boğazın üstünde sivil olarak serbest bırakıldılar. 

Şimdi bunların (KDP) direnmek gibi bir şeyleri yok; şimdi de kim onlara diklenirse hemen kaçıyorlar. Bakın işte son yıllarda işte buralarda Irak askeri iki mermi sıktı, bırakıp ta nereden çıktılar. Bu gerçek değil mi? Her şey ortada. Hepimiz de yaşananların şahidiyiz. Gözlerimizle gördük, şimdi o geçmiş günlerden daha kötü duruma gelindi. Bunlarda direnmek için uygun psikoloji yok, direnmeye uygun değiller. Bunlara kalsa her zaman birilerinin denetimi altında olmaları gerekir. Gidip savaşıyorlar ama sonra teslim oluyorlar, bunların direnmekle bir ilgileri, alakaları yok.

Metîna, Zap ve Avaşîn’e Türk devletinin işgal saldırısı var. KDP de eş zamanlı olarak PKK’ye saldırıyor. Bu durumu nasıl görüyorsunuz?     

Vallahi bunlara ne söyleyelim, bilmiyorum. Ne söyleyelim şimdi? KDP’nin bu yaptığı Kürt milletinin çıkarına değil. Bu yapılan, kendi milletine kötülüktür. KDP, milletimiz arasında eskiden kalan bir parçacık ağırlığını da kaybediyor. İster istemez, KDP’nin Türk devletine destek sunması, Kürt milletinin nezdinde değerinin kaybolmasına sebep oluyor. 50-60 yıldır savaşan, şehitler vermiş olan bir harekete ben bunu layık görmüyorum, yakıştırmıyorum. Bu, kendi milletine karşı olmaktır. Çünkü PKK, KDP’ye karşı savaşmıyor, savaş da ilan etmemiş, Türk devletine karşı savaşıyor. İran ve Suriye de devlet olarak düşmanımız olsa da bizim en vahşi düşmanımız Türk devletidir.  PKK bunlara karşı savaşıyor, o da gidip Türkiye’ye destek veriyor! Böyle davranarak kendini Kürt milletinin gözünde rezil ediyor.

Aslında KDP, bu işe yeni başlamış da değil, 92 savaşında da Türkler ile bir olup bize karşı savaştı. Heftanîn’deydik, ben içindeydim, yaşadık o günleri. 92 ile şimdi hemen hemen aynı, fark etmiyor. O zaman bölge hükümetinin hepsi birden Türklerle birlikte PKK’ye saldırıyordu. Bu ilk sefer falan da değil, on kere tekrar etti. 91-92 de yaşananları da biliyoruz, değil mi?

Son olarak halkımız, bu zor günlerde ne şekilde olursa, az çok, maddi manevi, bulundukları her yerde PKK’ye destek sunmalıdır. Fiziki olarak da şimdi her gün şehitler veriliyor, bu şehitlerin yerlerinin doldurulması lazım, öyle değil mi? Her an şehitler var, onların yerleri boş kalmamalı. Çağrım gençleredir: Bu direnişe bir yöntemle katkı sunmalılar.

 

 

Diri bir Kürt halkının yaratılması bir savaş destanıdır

 

Serxwebun gazetesinin Nisan 1991 sayısında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Başûrê Kurdistan’daki halk ayaklanmasını değerlendiriyor. Serxwebun gazetesi, Öcalan’ın Tempo dergisine verdiği geniş röportajın Raperîn ile ilgili bölümlerini derlediği sayısında sınır hatlarında yaşayan halkın gerilladan beklentilerine dikkat çekiyor.

 

TEMPO: Irak’taki gelişmeler sırasında Irak ordusunun pek çok silahının direnişçi Kürtlere geçtiği haberleri geldi. Sizin de orada kuvvetlerinizin olduğunu gördük, oradan size gelen ağır silahlar...

A.ÖCALAN: Irak halkıyla, Körfez Krizi savaşa dönüşmeden önce ilişkilerimiz vardı. Yeni doğmuş bir ilişki değildi. Eskiden beri huduttaki halkla ilişki geliştiriyoruz. Şimdi, bize ne kadar silah verdiler... Bazıları, Saddam’ı destekliyor diyordu; şimdi de diyorlar. PKK, Saddam'a karşı savaş açtı. Biz Saddam'dan da, Kürdistani Cepheden de destek almadık, kendi yağımızla kavrulduk. Halkla ilişkileri geliştirdik. Gerçekten hudut bölgelerindeki halkın bize desteği oldukça güçlü. Bu destek daha da gelişecek. Devrimi yapanlar da Kürdistani Cephe değildir; özellikle hükümetin silahlandırdığı halk milisleri ve aydınlardır. Almış olduğumuz son haberlere göre devrimde bunların etkinliği vardır. Irak ordusu biraz da geri çekilince, ha lk milisleri her şeye el koyuyorlar, aydınlar da bunun siyasi sözcülüğünü yapmaya çalışıyorlar. Kürdistani Cephe bunun üstüne konmak istiyor. Mesele budur aslında. Fakat bizim halka yol gösterme durumumuz vardır. Destek-dayanışma arttı. Çeşitli görevli insanlarımız var

 

TEMPO: Biraz da Ortadoğu'ya gelirsek: Talabani falan yeniden Irak'a gittiler. Orada bir ulusal cephe, kurtuluş cephesi kurulması düşünüldüğü BBC haberlerinde yer aldı. Böyle bir cephe kurulursa siz de yer alır mısınız?

  1. ÖCALAN: Bu cephe zaten vardır. Sanırım Irak Kürdistani Cephe deniliyor. Biz bu cepheyi siyasi yönden etkilemek istiyoruz ve bazı taze kuvvetleri bu cephenin içine yerleştirmek istiyoruz. Böyle niyetlerimiz vardır. Sanırım ileride daha iyi gelişme gösterecektir. Irak Kürdistani Cephe’yi feodal-burjuva bir cephe olmaktan çıkarıp halkın, emekçilerin de sesini duyurduğu bir cephe haline getirmek, dolayısıyla Irak’ta kurulacak bir federasyonda emekçi Kürt halkının da çıkarlarının yansıtıldığı bir çözüme gitmesi için elimizden geleni yapacağız. Bu konuda çabaları yoğunlaştıracağız. Emekçi seçeneğini Irak Kürtleri içinde güçlendirmeye ve giderek iktidarda yerini almasına çaba sarf edeceğiz.

 

TEMPO: Peki tedirgin misiniz? Şuan Ortadoğu'nun durumuyla ilgili çok kritik bir aşama yaşanıyor. Kimilerince kurtlar sofrası deniliyor, bütün emperyalist dünyanın...

  1. ÖCALAN: O var; Ortadoğu'da kurtlar sofrasında bir şeyler kapma savaşı her zaman şiddetlidir.

 

TEMPO: Şimdi daha çok yoğunlaşmış durumda.

A.ÖCALAN: Fakat biz de biraz kurtlaştık. Kolay kolay kuzu gibi yutulmayacağız. Politika yapacağız Ortadoğu'da. Tedirginlik her zaman vardır. Alt üst oluşlar her zaman mümkündür. Fakat şimdiden söyleyebilirim ki, biz bu kurtlar sofrasında kendimizi kuzu yapmayacak kadar pişkiniz ve ülkemizi de en az onu kapmak isteyen kurtlara yem ettirmeyecek ve hatta dişlerini parçalayacak kadar biraz kemikleşmişiz. Bu temelde yaşayacağımıza ve halkımızı yem ettirmeyeceğimize inanıyorum. Belki şahıslar gider, belki biz gideriz ama Parti ve onun mücadelesi güç kazanacaktır. Bu noktaya ulaşılmıştır.

 

 

Savaş bilançosu

 

Serxwebun gazetesinde o günlere dair yayınlanmış savaş bilançosu şöyle:

1- Nisan ayı başlarında Güney Kürdistan'ın Zaxo ilçesi yakınlarındaki Çiyayê Soran mıntıkasında ARGK gerillaları ile Irak sömürgeci güçleri arasında çıkan çarpışmada 140 Irak askeri öldürüldü, 90'ı da esir alındı.

2- 11 Nisan günü de ARGK gerillaları Zaxo merkezine bir operasyon düzenlediler. Toplam 136 Irak askeri öldürüldü, 37'si de esir alındı. Çok sayıda silah ele geçirildi. Bu çarpışmada Salih ... adında bir milis de şehit düştü.

 

 

 

Raperîn’in kronolojisi

 

* 5 Mart 1991: Ranya, Çarqurna, Bitwen ovası, Hecîawa kurtarıldı. 

* 6 Mart: Süleymaniye'ye bağlı Bazyan ilçesi ve Pişder ovası alındı.  

* 7 Mart: Başkaldırı Süleymaniye'ye yayıldı ve halk devletin tüm resmi kurumlarına el koydu. 

* 8 Mart: Süleymaniye'nin Erbat, Çemçemal, Halepçe, Zarayan ve Piremagrune kadar yayıldı ve Süleymaniye ile Kerkük arasındaki yol kontrol altına alındı. 

* 9 Mart: Hewlêr’in Koyê, Şeqlawa ve Basimra ilçelerine yayıldı. 

* 11 Mart: Hewlêr’e kadar ulaşıp halk orada rejime karşı direnişe geçti. Aynı gün içerisinde Birzin, Melaomer, Cadide, Topzawa, Kewergoske, Bahirka, Berhuştirê, Kesnazan, Binaslawa, Daretû, Quştepe ve Şawes alındı. 

* 13 Mart: Zaxo ve Silevanê'ye yayıldı. Aynı gün Kerkük'e bağlı Cabara, Ped ve Kelar, kurtarıldı. 

* 14 Mart: Dihok'a bağlı Sersing, Zawîte, Dêrelûk, Şeladizê, Amediyê ve Bamerne ilçeleri kurtarıldı. 

* 15 Mart: Sêmêlê alındı. 

* 16 Mart: Qereçû, Sebaşah ve Mexmûr kurtarıldı.

* 19 Mart: Kerkük kontrol altına alındı. 

* 21 Mart gecesi: Kerkük merkez tümden kurtarıldı.

* 21 Mart: Kerkük’te Newroz ateşi yanarken Halid karargahında çatışmalar devam etti.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.