Bubi tuzağı

Aykan SEVER yazdı —

29 Aralık 2020 Salı - 23:00

  • Çok yönlü yapısal sorunları sündüre sündüre bugüne gelmiş olan TC yakın vadede zorlanacağı epey açmazla karşı karşıya. Rejim içerideki toplumsal yapıyı bütünüyle dönüştüremedi, dönüştürmesi de bir hayli zor. Fakat “muhalefet”i içerme başlığında maharetli. Yapısal sorun denilen şeylerinse bununla ilgisi yok. Bu işin olsa olsa gönül eğleme hanesine yazılabilir.

 

Sıkıntının patlak verdiği en önemli başlık ekonomi. Yabancı sermaye gelmeksizin sürdürülemeyen bir iktisadi yapıyı Korona salgını daha da dara soktu. 450 milyar dolara yakın dış borçla yeni yatırımlar için ilgiyi ne kadar çekebileceği de meçhul. Bu borcun çoğunun alacaklısı olan Batılı sermayedarlar sık sık “boş lafa karnımız tok” diyorlar. Tabii aynı alacaklıların Türkiye’de çok sayıda yatırımı kontrol ettiği (Türkiye’ye 2003’ten bu yana yapılan 165 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye yatırımının ilk dokuzu Batılı ülkelerden, onuncusu Azerbaycan.) “piyasalar” denilen mahlukatın dünya genelindeki krizinin derinleşeceği, dolayısıyla TC’yi batırmayacakları varsayımı bence bütünüyle boş değil, fakat bu şantaja güvenerek bırakın bir ülkeyi, kukla bir diktanın dahi geleceğini kuramazsınız. Britanya yönetimiyle son imzalanan serbest ticaret anlaşması bir yaraya merhem olur mu olursa bu rejimin geleceğini kurtarmaya yeter mi orası belirsiz. Fakat diktanın başındakilerin İngiliz sermayedarlara daha fazla kulak verecekleri kesin. Tabii günün batımında malumunuz İngiliz sicimiyle muhatap olmak da var…

İktidarın geleceğini kurtarmak için elindeki kozlar elbette bundan ibaret değil. Sınırlı ama çok yönlü pazarlığa tabii dış politika sahası da var. TC Doğu Akdeniz meselesinde pabucun pahalıya gittiğini görünce İsrail’in de dahil olduğu Batı karşısında Navtex işini Antalya ve çevresiyle sınırlayarak geri adım attı. Fakat şu ana kadar keşfettiği bir şey var o da çeşitli cephelerde savaştığı, filli durumlar yaratabildiği ölçüde savaşın şu ya da bu tarafı olan kesimlerle pazarlık alanını zorlayabiliyor. Nitekim TC’nin Libya’ya dönük yeni “diplomatik” hamleleri bu doğrultuda bir hazırlığa işaret ediyor. TC Libya’da yeniden savaşı zorlayarak hem sahada hem de masada kalıcı olmanın yollarını arıyor. Bunu elbette tek başına yapamaz. Destek alacağı başka güçler arıyor. Suriye ve Güney Kürdistan cephelerinde şu ana kadar Batılıların yanı sıra Rusya ve yerel güçlerin göreli desteğini buldu. Benzer bir durumun Libya’da da hayalini kuruyor. Fakat aslında hayali için zemin oluşturan cephelerde de TC’nin durumu çok kırılgan. Emperyal hayalleriyle gücü arasında uyumsuzluk bir hayli fazla. Bugüne kadar gerçek hedeflerine ulaşamadığı gibi elde ettiklerinin tamamı da bir anda berhava olabilecek nitelikte.

Şimdiye kadar özellikle Rusya ile birbirlerine uyumluymuş gibi yaptıkları ilişkilerin de en azından bugünkü halinin sonuna geliniyor. Bakmayın siz dün Soçi’de bir araya geldiklerine “Ortak Stratejik Planlama” türünden laflar ettiklerine; Kremlin dolaylarından Erdoğan’a dönük son günlerde tekrarlanan “sözünde durur, Erdoğan’la Putin iyi anlaşır, sorunları birlikte çözerler, savaşmazlar…” minvalinde sarf edilen sözler kuşkusuz boşuna değil. Yapılan pazarlıklardan cayma olasılığına karşı bunlar Erdoğan’a birer “sözünde dur” çağrısı. Yoksa niye Eyn İsa’ya al gülüm ver gülüm saldırılar yapılırken Ruslar bir anda hem de Soçi buluşması öncesi askeri takviye yapsın? Rejimin yayın organlarının bunu görmek yerine aslı astarı olmayan kuşa bak haberleri yapması da ayrı bir dikkat çekicilikte. Müstakbel patron adayı Çin’le kurulan/kurulabilecek ortaklıkların niteliği de bundan farklı değil. Rejim bubi tuzağına dönüşmüş ilişkileri kendi ördü, kurtulmaya çalıştıkça daha fazla batacak…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.