Büyük işçi direnişinin 50. yılı

Ziya ULUSOY yazdı —

13 Haziran 2020 Cumartesi - 15:01

15-16 Haziran Türkiye işçi sınıfı hareketinde en yüksek eylemdi. İstanbul ve Kocaeli işçilerinin ayaklanmasıydı.

İşçi sınıfının daha o yıllarda kazandığı örgütlenme ve grev haklarını Demirel Hükümeti gaspetmek istiyordu. 274, 275 sayılı sendika ve grev haklarında değişiklik yaparak DİSK’i bitirmek istedi. Sendikanın ülke çapında faaliyet gösterebilmesi için bulunduğu işkolundaki işçilerin üçte birini örgütlemiş olması ve bağlı bulunduğu konfederasyonun da sendikalı işçilerin üçte birini örgütlemiş olması zorunluluğunu dayatıyordu. İşçilerin sendika değiştirebilmesi ve sendika kurabilmesini zorlaştırıyordu. Uluslararası konfederasyona yalnızca en büyük konfederasyon katılabilecekti.

Demirel ve AP, işçi sınıfına bu saldırıda burjuva muhalefet CHP’nin desteğini de almıştı. Bakanı aracılığıyla “DİSK’in canına ot tıkayacağız” tehditini açıktan yapma cesareti bulabildi. Fakat burjuvazi ve faşist temsilcilerinin hesaba katmadıkları sınıf mücadelesiydi.

DİSK burjuvaziden bağımsız olarak örgütlenen sendikal hareketti. Türk-İş gibi ABD emperyalizminin AFLO-CİO’sunun güdümünde örgütlenmiş bir konfederasyon barikatını yıkarak kurulmuştu.

DİSK, Temsilciler Meclisi’nde 17 Haziran’da eyleme geçme kararı aldı. Aslında karar her tarafta yaygın küçük yürüyüşlerdi.

Fakat işçiler 17 Haziran’ı beklemediler. Önceki süreçte işyerlerinde Anayasal Direniş Komiteleri kurulmuş ve işçiler faşist yasaya karşı ne yapmak gerektiğini tartışmışlardı. Faşist yasa parlamentodan geçmişti. Zaman kaybı işçi sınıfına mücadeleyi de kaybettirirdi.

İşçiler 15 Haziran’da eyleme geçtiler. İzmit-Gebze-Kartal hattındaki işçiler İstanbul-İzmit yolunu kestiler. Kadıköy Kurbağalıdere’de asker barikatını aştılar. Sarıyer, Levent, Şişli hattındaki işçiler Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. Bakırköy-Topkapı-Gaziosmanpaşa-Eyüp-Silahtarağa bölgesinden gelen işçiler de üçüncü bir öbek oluşturdu. İlk gün 70 bin kişiydiler, bir gün sonra 16 Haziran’da ise 150 bini aşkın işçi yürüdü.

Türk-İş’e üye işçiler de önemli bir kitlesiyle, Türk-İş ağalarının katılmama çağrısını reddederek ayaklanmaya katıldı.

Demirel Hükümeti “fruko” polisleri ile tanklı askerleri işçilere karşı saldırıya geçirdi. İşçiler polis ve asker barikatlarını dövüşe dövüşe aştılar.

Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram, Mehmet Gıdak adlı yoldaşlarını şehit verdiler.

İşçi ayaklanması DİSK yöneticileri “bu tahripkar olayları tasvip etmediğimizi bildirdik. Ayrıca işçilere de radyoda bir uyarma yaparak kötü cereyanlara alet olmamalarını istedik”  açıklamasıyla ayaklanmayı kırdı. İşçi ayaklanmasını savunmadıkları gibi, Demirel Hükümeti’nin 16 Haziran’dan başlayarak 2 aylık sıkıyönetim ilanına karşı da boyun eğdiler. Sonraki süreçte burjuvazinin öncü işçileri tasfiyesiyle uzlaştılar. İşçi hareketini en önemli öncülerinden mahrum bıraktılar.

İşçiler kıyımlara karşı yine de birçok fabrikada direndi. Ayaklanmadan sonra bu mevziden de mücadeleyi sürdürmeye çalıştı. Öncü işçiler sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandılar, tutuklandılar. İşçi ayaklanması deneyimi, sendikalistlerin öncülüğünde değil, ancak komünist öncüyle birleşen işçi hareketinin, ayaklanmalar provaları ve değişik mücadelelerden geçerek devrimi başarıyla hazırlayabileceğini gösterdi.

İşçi hareketinin faşizme karşı diğer ezilen sınıf ve kesimlerin haklarının da öncü mücadeleciliğini yaparak çelikten bir devrimci güç haline gelebileceği de kanıladı.

Bugün önceleyen süreçte kapitalizmin saldırılarına karşı yetersiz direnişle gerileyen işçi hareketini 15-16 Haziran ayaklanmasından öğrenerek yeniden ayağa kaldırmak yalnızca sosyalizm için mücadelenin gücünü biriktirmek açısından değil, faşizme karşı mücadeleyi büyütmek ve sağlamlaştırmak açısından da zorunludur.

Gazi ve Gezi/Haziran ayaklanmalarında işçi hareketinin zayıflığı ayaklanmaların faşizme daha büyük darbeler indirmesini zayıflattığı gibi, iktidarın saflaştırma politikasını kırmayı da zayıf bıraktı. Çünkü şovenizm ve muhafazakarlıkla güçlendirilmiş faşist kitle tabanında daha büyük heyelanları işçi hareketinin geliştirilmesi ve devrimcileştirilmesi yaratabilir. Birleşik devrimin gelişmesini hazırlayabilir.

Erdoğan faşizminin gözüdönük kapitalist saldırganlığı ile faşist saldırganlığı ve savaş kışkırtıcılığı karşısında canbedeli direnen Kürt özgürlük hareketi ile devrimci hareketi taze güçlerle güçlendirmenin yolu da işçi hareketini büyütmek ve devrimcileştirmekten geçer.

15-16 Haziran işçi ayaklanmasından esinlenerek işçi hareketini güçlendirip devrimcileştirerek faşizmi yenilgiye götürmek yaşamsal mücadele görevidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.