Çare de çözüm de mümkündür

Demir ÇELİK yazdı —

  • Diyalog ve müzakereleri sekteye uğratmama hassasiyeti anlaşılır, ancak aşırı hassasiyet göstermek; kurumu, yapıyı ve kişiyi edilgen kılıp beklenti içine hapseder.
  • Başta DEM, DBP ve HDK olmak üzere kadın, gençlik ve emek hareketleri ile KNK ve bileşenleri daha örgütlü, bilinçli ve eşgüdümlü faaliyet içinde olmalılar.

Silahlı şiddet stratejisinden demokratik siyaset stratejisine geçebilmek elbette çok kolay değildir. 40 yılı aşkın bir süredir ulusal kurtuluş amaçlı yürütülen silahlı direniş, her tür meşruiyetine rağmen toplumda önemli kırılma faylarına yol açtı. Söz konusu bu fay hatlarını göz önünde bulundurduğumuzda işimiz çok daha zordur. İnkâr ve imha stratejisi ile hareket eden devlet, iç düşman söylemiyle Kürt karşıtlığına neden olup toplumda Kürtlerin düşmanlaştırılması algısını oluşturdu. Kürt’ün en sıradan ulusal talebini bile terörize eden bir ırkçılık söz konusudur. Devlet, Kürt diline, kimliğine, kültürüne ve sanatına karşı çıkıp bu değerleri hiçleştirmekle kalmadı; kin, nefret ve düşmanlık üretti. Devletin bu düşmanlaştıran, kin ve nefret üreten zihniyet ve uygulamalarına karşı Kürt mahallesinde ise içine kapanma, büzüşme, karşıtlık üretme ve karşı politik pozisyon içinde olma yaşanıyor. 100 yıl öncesinde Kürtlerin maruz kaldığı katliam ve soykırımların neden olduğu bu ağır siyasal, sosyal ve psikolojik travmanın üzerine son 50 yılın düşmanlaştıran bu uygulama ve yaklaşımı, bugün yaşanan güvensizliğin temel nedenidir.

1993- 1999- 2009 ve 2013 yıllarındaki çözüm arayışları, bu nedenle sonuçsuz kaldı, onurlu barışa giden yol her seferinde tersyüz edildi. Bugün adı konulmayan, her kesimin kendine göre adlandırdığı ve kendine göre yaklaşım içinde olduğu bu sürecin, demokratik entegrasyonla sonuçlanması çok kolay olmayacak. O nedenle de beklenti içinde olmadan sürecin onurlu bir barışa; adil, eşitlikçi ve demokratik ortak yaşama evrilmesi, bir yanıyla mazlum ve mağdur toplum kesimlerinin mücadelesine bağlıdır. İnkârcı, katliamcı ve asimilasyoncu devleti ve bu zihniyetten beslenen iktidarı çözüme zorlamanın, barış ve demokratik toplumu inşa etmenin yolu; mevcuda itiraz, direniş ve mücadeledir. Bu anlamda zor ve meşakkatli olan bu sürecin kolaylaştırıcıları olması gereken demokratik siyasal kurum ve aktörler, beklenti içine girmeden rolünü amacına uygun oynamak zorundalar.

Diyalog ve müzakereleri sekteye uğratmama hassasiyeti anlaşılır, ancak aşırı hassasiyet göstermek; kurumu, yapıyı ve kişiyi pasif, edilgen kılma ve beklenti içinde olma potansiyeli taşır. Bu nedenle başta DEM, DBP ve HDK olmak üzere kadın, gençlik ve emek hareketleri ve Avrupa’da KNK ve bileşenleri daha örgütlü, daha bilinçli ve eşgüdümlü faaliyet içinde olmak durumundalar. Devlet ve iktidar, ‘çaresizlik’ üreterek süreci çürütmeye bakıyor. 100 yıldır inkâr ve imhayı dayatan devlet, Kürtler başta olmak üzere halklarda ve inançlarda hep ‘çaresizlik’ sendromuna neden oldu. Bu nedenle çaresizliğe yüksek sesle itiraz etmeli, ayağa kalkmalıyız. Kürtlerin özgürlük ve güvenlik sürecinin örülmesi ve örgütlenmesinin aktif tarafı olmayı başardığımızda, sonuç almamız mümkün olur. Bu temelde de devleti ve iktidarı, müzakerenin yol haritasına zorlayan faaliyet ve çalışmaları toplumsallaştıran bir siyasal programla hareket etmeliyiz. Devlet ve iktidardan beklemek yerine, sürecin gereklerini yerine getiren pozisyon içinde olmak, demokratik siyasetten beklenen tek çıkar yoldu. Elit siyaset, çözümsüzlükten beslenen, düşmanlık üreten siyasettir. AKP-MHP iktidarı da, kendisine muhalefetim diyen siyasi partiler de inkârcı ve imhacı politikalardan beslendikleri için çözümsüzlük ve çaresizlik üretmede oldukça mahirdirler. Bu temelde de sorun ve sorunların çözüm aktörü, demokratik siyasettir. Bu süreçte de en bilinçli ve demokratik değerler sahibi tek aktör demokratik siyaset kurumları oldukları için onlara büyük görev ve sorumluluk düşüyor. Şunlar yapılabilir:

* Sürecin hukuki zemine oturtulması için TMK başta olmak üzere yol temizliği yapılmalı.

* Demokratikleşme siyasal programı açıklanmalı.

* Sivil, eşitlikçi ve özgürlükçü, tüm etnisite ve inançların haklarını güvenceye alan demokratik katılımcı anayasa deklare edilmeli.

* Barış Mutabakatı imzaya açılmalı. Sade, anlaşılır barış mutabakat metni kamuoyunun dikkatine sunulmalıdır. Toplumda onurlu barışa dönük rıza üretilmeli.

* Mutabakat metni ekseninde önümüzdeki dönem takvimlendirilmeli. Devlet ve iktidar, bu takvime uymaya davet edilmeli.

* Sürecin denetim ve kontrolü bağımsız yapılara veya uluslararası meşru kurumların inisiyatifine bırakılmalı.

Devlet ve iktidar 'milli ve yerli çözüm' diyerek sürece keyfi ve kendine göreci yaklaşıyor. Bu durum, diyalog ve müzakerenin ruhuna aykırıdır. Salt bu nedenle de olsa yukarıdaki kriter ve gereklerini yerine getirmek her kesten ve her kesimden önce demokratik siyaset kurumlarının görevi olmalı. Demokratik siyaset, bu sayede hem Kürt Halk Önderi’nin elini güçlendirir hem de Kürt toplumunda oluşan güven bunalımını umuda çevirir. Demokratik siyaset yürütücüleri olarak bu görevi başardığımızda, müzakere onurlu bir barışa evrilmekle kalmaz, Kürtlerin özgürlük ve güvenliğini de sağlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.