Stratejiyi günceleme zamanıdır
Demir ÇELİK yazdı —
- Uluslararası sistem, Kürtler gibi devletsiz halklar yerine, devletli sistemi kollayan ve koruyan bir öncelikle hareket ediyor. Hangi dünyada yaşadığımızın bilinciyle hareket etmeliyiz.
- İktidar sözcülerinin sahte söylemlerine bakmadan, ırkçı ve inkarcı pratiklerine ve tehditlerine bakmak, biz Kürtler için öncelikli olmalı. Yeni döneme uygun strateji, siyasi ve diplomatik hamleler geliştirmeliyiz.
DEMİR ÇELİK
Türk devleti, Suriye’de SMO ve HTŞ üzerinden Kürt karşıtı yayılmacı stratejisini sürdürmede sınır tanımıyor. Eğitip donattığı, sevk ve idare ettiği bu selefist/cihadist çeteleri Kürt soykırımında kullandığını söylemekten dilimizde tüy bitti. Maalesef ne duyan var ne de gereğini yapan.
2 Ocak'taki makalemde "Türkiye, Kürtleri silahsızlandırabilir, dört parça Kürdistan’da örgütlü gücünü dağıtabilir miyimin fırsatçılığı içindedir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahlı direniş stratejisinden demokratik siyaset stratejisine geçme kararının esas alarak demokratik hukuki gereklerini yerine getireceğine, Kürt ve Kürdistan karşıtı tarihsel stratejisinde ısrar ediyor. Bunu ‘Terörsüz Türkiye’ söyleminde ve Rojava’ya yaklaşımında görmek mümkündür" demiştim. Bu söylemimin hemen sonrasında, 5 Ocak 2026’da Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri Şam'ın onayı, Türk devletinin koordinasyonuyla daha çok SMO bünyesindeki çeteler olmak üzere bir bütünen radikal iktidar İslamcı gruplar tarafından kuşatma altına alındı.
Bilindiği üzere Halep, Türkiye-Şam güzergahında, Fırat- Lazkiye bağlantısının sağlandığı ekonominin ve ticaretin gelişkin olduğu, Araplardan sonra Kürtlerin yoğunca yaşadığı bir kenttir. Bu özellikleri nedeniyle Kürtler, daha çok Halep’in çevre mahalelerinde yaşıyor. Özellikle 2018’den itibaren Efrîn, Şehba, Til Rifet ve Minbic’in işgali sonrasında söz konusu bu mahalelere yoğun Kürt göçü yaşandı. Yüz binler yüksek dayanışma sayesinde buralarda yaşam sürdürmeye çalışıyordu.
Türkiye tahkimat yapıyordu
Şam yönetimi ile QSD’nin 10 Mart Mutabakatı sonrasında, 1 Nisan 2025’te hükümet ile bu mahallelerin Asayiş güçleri arasında ateşkes sağlanmış ve anlaşma imzalanmıştı. Türk devleti, bu anlaşmalar sonrasında Kürtlerin Suriye genelinde ve Halep’teki kazanımlarını nasıl dağıtırım, varlıklarını nasıl ortadan kaldırırımın arayışı içindeydi. Bir yıla yakın süre boyunca HTŞ’nin askeri, siyasi ve diplomatik alanlarda güç biriktirmesini sağlamayı görev edinen Türk devleti, SMO’yu HTŞ‘ye yedekleyerek ve bu güç içinde doğrudan Türk ordusuna bağlı emir komuta talimatıyla, başta Halep olmak üzere Fırat’ın batısını Kürtsüzleştirmeye, kendi hegemonyasını tahkim etmeye baktı. Yakın zamana kadar, bu yayılmacı hegemonik yaklaşımını, İsrail’in itirazları nedeniyle gerçekleştiremedi, uygun zaman ve zemini bekledi.
Şam hükümeti ile QSD heyetinin 4 Ocak'ta Suriye’nin geleceğiyle ilgili görüşmesine müdahale edildi, varılan mutabakatın açıklanmaması ve 7-8 Ocak’ın beklenmesi dayatıldı. Çünkü 5 Ocak’ta hem Erdoğan - Trump görüşmesi hem de Paris’te İsrail-HTŞ ve Türkiye’nin görüşmesi ile oluşan fırsatları göz önünde bulunduruldu. Türkiye’nin önceden hazırlık yaptığı; tank, İHA ve dronlarla donattığı SMO güçleri, zaten Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallerini kuşatma altına alıp saldırı hazırlığı içindeydi. Söz konusu bu iki görüşmede alınan icazetle havadan ve karadan kapsamlı saldırıyla Kürt soykırımı girişimine başlandı.
Yeni dünyayı görmeliyiz
Tom Barrack’ın durumu idare eden açıklaması dışında, hiçbir uluslararası güç sesini bile çıkarmadı, kılını kıpırdatmadı. Günümüz uluslararası sistemi, ahlaki değerlerin hiçe sayan ve ayaklar altına alan, para ve çıkara dayalı, kirli pazarlıklar ve hesapların söz konusu olduğu bir karakterdedir. Kürtler gibi devletsiz halklar yerine, günübirlik gelişmeleri esas alan, devletli sistemi kollayan, koruyan bir öncelikle hareket ediyor. Artık dünya 1960’lı 1970’li yılların, hatta 80’li, 90’lı yılların dünyası değil. Askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduranların hukuku, ahlaki ve politik değerleri hiçe saydıkları, evrensel hukuk dışına savruldukları bir dünyada yaşıyor olduğumuzun bilinciyle hareket etmeliyiz.
Türkiye'nin işgaline sessizler
Düşününüz ki; Suriye’nin toprak bütünlüğünden en çok bahseden Türkiye’dir. Aynı Türkiye, Efrîn, Til Rifet, Minbic, Serêkaniyê ve Girê Spî’yi işgal eden, Suriye’nin toprak bütünlüğünü hiçe sayan bir güçken, başta Şam hükümeti olmak üzere, hiç kimse buna ses çıkaramıyor. Hiçbir uluslararası güç çıkıp 'önce sen işgal ettiğin topraklardan çık' diyemiyor. İşgal ettikleri yerlere kaymakamlar atayan, Ziraat Bankası ve PTT gibi kurumlarıyla yöneten Türkiye, dönüp Suriye’nin asli vatandaşı Kürtlere 'Teslim olun. Yoksa Şam hükümeti ile birlikte sizi yok ederiz’ tehdidinde bulunuyor. Kimse de sana ne oluyor diyemiyor. Güya BM gözetiminde Koalisyon güçleri Suriye‘de var...
Fırat'ın doğusuna sıkıştırma
Kürtleri 2018’den beri adım adım yerinden eden, Fırat’ın batısını Kürtsüzleştiren Türkiye, ABD’nin icazetiyle Halep’i de Kürtsüzleştirmede istediğini alıp Kürtleri Rojava’ya sıkıştırmak isterken, Koalisyon güçleri orada hala ne yapmaya duruyor? Eğer bu saldırganlığa dur denilmezse yakın zamanda Dêr Hafir ve Tişrîn Barajı, dolayısıyla Fırat'ın batı yakasındaki Kürtlerin tamamını Fırat’ın doğusuna sürmek isteyecekler. Bununla da yetinmeyecekler; Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi bünyesindeki Dêrazor ve Reqa‘daki Arap aşiretlerini QSD'den koparacak ve önemli bir coğrafi parçayı Şam hükümetine peşkeş çekeceklerdir. Bütün bunlar, Trump’ın nokta operasyonlara karar verme yetkisi sayesinde gerçekleşirken, BM başta olmak üzere Koalisyon güçleri sessiz kalmayı görev biliyor. Sahadaki Koalisyon güçlerine ve CENTCOM’a rağmen işgal hareketleri olup, bölge Kürtsüzleştirilmişken yarın öbür gün Rojava’ya askeri operasyonun yapılmayacağının güvencesi maalesef ki yok.
Yalana değil, tehdide bakalım
Türkiye’nin Suriye’deki işgaline karşı gelen tek güç olan İsrail de Paris’teki toplantıda susması yönünde ikna edilmişken, iktidar sözcülerinin sahte söylemlerine bakmadan, ırkçı ve inkarcı pratiklerine ve tehditlerine bakmak, biz Kürtler için öncelikli olmalı. Bu anlamda da yeni döneme uygun strateji oluşturmak, siyasi ve diplomatik yeni hamleler geliştirmek de dönemin önceliği olmalıdır...
